şems i tebrizi

2 /
arquitecto grande arquitecto grande
mevlana celaleddin i rumi'nin ilahi aşk yolunda yoldaşı olan, ona bu yolda ışık tutan kişidir. kendi tabiri ile onun hem hocası hem de öğrencisidir. mevlana şems'i o kadar kendisi ile bütünleştirmiştir ki bazı rubailerinin ve şirrlerinin altına şems diye imza atar. şems'in vefatından sonra yazdığı benzersiz şiir için ise:

(bkz: etme )
utut utut
öğretileri makalat adlı eserde toparlanmaya çalışılmış büyük sufi.

küçük yaşından itibaren ortaya çıkan farklılıklarından ötürü babasının "senin bu halinden birşey anlamıyorum, sonun ne olacak?" sorusuna şu şekilde cevap vermiştir;

"baba, seninle benim babalık ve evlatlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyla bir de kaz yumurtası koymuşlar. vakti gelip de civcivler çıktığı zaman, bunlar hep birlikte analarının ardına düşerler, bir göl kenarına gelirler. kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. çırpınmaya başlar. halbuki kaz yavrusu, neşe içinde suda yüzmektedir. i̇şte, seninle benim aramdaki fark da böyledir."
sayenizde sayenizde
kalplerde yaşayan bir veli.
mevlana ile arasında oluşan gönül bağını hazmedemeyenler tarafından katledilmiş ya da meçhule gitmesine sebep olunmuş yüreğe vuran tekellüm hocası, tefekkür ehli hatta ötesi.
bebüş bebüş
sufi meşrebine dahil bir asi derviş , elif şafak ''aşk'' ı okuyarak tanınması , felsefesinin anlaşılması gereken yegane şahsiyet..
dondurmalısufle dondurmalısufle
alıntıdır....


tebriz'de 1185 yılında dünyaya gelmiştir. asıl ismi mevlana muhammed'dir. melik dad oğlu ali adında bir zatın oğludur ve "şemseddin" yani dinin güneşi lâkabıyla anılmıştır.

daha küçük yaşlarda, manevi ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında tebrizli ebubekir sellaf'a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. bu gezginliğinden dolayı kendisine “şemseddin perende” (uçan şemseddin) denilmiş, ayrıca tebriz’de tarikat pîrleri ve hakikat arifleri ona kâmil-i tebrizi adını vermişlerdir.

daha sonraları secaslı şeyh rukneddin, tebrizli selahaddin mahmut ile mutasavvıf necmüddin kübra’nın halifelerinden centli baba kemal'e intisap ederek onlardan feyz almıştır. muhammed'in ahlakını örnek alan şemseddin-i tebrizi, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de mevlana'yı arayıp bulmuştur. dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen şems, mevlana ile üç-üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur. şems-i tebrizi şam'a döndüğünde, mevlana celaleddin için onun yokluğu dayanılmazdır. şems'in varlığını kabullenememiş kimseler, mevlana celaleddin'e ileri geri laflar etmişlerdir. mevlana'nın bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir:"onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. o, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz." der. bir süre sonra şems, celaleddin'in oğlu sultan veled'in çağrısı üzere konya'ya geri gelir. celaleddin, bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye ikna eder; bu kız celaleddin'in evinde evlâtlık olan kimya hatun'dur. kimya hatun'a gizliden aşık olan, mevlana'nın küçük oğlu alaaddin bu durumu hazmedemez ve şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.

şems hicri 645 miladi 1247 tarihinde mevlana'da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler tarafından öldürüldü mü, yoksa geldiği gibi, kimseye haber vermeden konya'yı mı terk ettiği bilinmemektedir.

bu gün konya’da şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa mevlevilerce mevlana türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa mehmet önder bey'in bir hatırasında anlatıldığı gibi, şems gerçekten burada mı gömülüdür, bu da bilinmez.

niğde'deki kesikbaş türbesi de şems'e izafe edilir. bunlardan ayrı olarak tebriz'de geçil denilen mezarlıkta, hoy'da, pakistan'ın multon şehrinde şems türbeleri veya makamları vardır. bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. pakistan'lıların söylediklerine göre de şems, konya'dan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, batı iran'da hoy şehrine hareket etmiş ve orada yerleşmiştir. şems-i tebrizi hoy'da ölür ve orada gömülür. mezarı, unesco dünya kültür mirası'na aday gösterilir. bir rivayete göre, mevlana'nın küçük oğlu alaaddin de, şems'i öldürenler arasındadır.

şems'in konya'daki türbesi küçük, mütevazı, adeta saklanmış bir yerdir. mevlana'nın o ihtişamlı türbesinin yanında -ki mevlana "en güzel türbe gökkubedir" der- sade, sakil ve sıradandır.
salkım saçak salkım saçak
hakk' ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol.
bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.
"düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme.
nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

bu sözüyle beni benden alan kişidir.
senhorita senhorita
celaleddin'den mevlana çıkaran adam.
şems der ki: "şüphe yok ki her kimle düşüp kalkarsan onun huyunu kaparsın; hangi tarafa baksan sana olgunluk telkin eder. yeşilliğe, güle bakarsan incelik duygusu gelir; çünkü yoldaşların seni kendi alemlerine çekerler." şems-i tebrizi, tebriz-in güneşi, celaleddin rumi ile eşine pek ender rastlanacak bir dostluk, gönüldaşlık ilişkisine girer. sözün ötesinde, maddedin ötesinde olanı, mana aleminde olanı birlikte keşfe çıkarlar.
öyle zamanlar olur ki bu iki adam aylarca, sadece yaşamalarına yetecek kadar yiyerek, kimseyle görüşmeden başbaşa kalırlar. bu başbaşa kalışlar kimi zaman hararetli sohbetlerle, kimi zaman da aynı hararete içrek susuşlarla sürer gider. celaleddin diğer bütün işlerini bir kenara atmıştır. medresedeki dersleri, müftülüğü ya da dışarıdaki dünyaya dair herhangi bir şey şemseddin'in ışığı yanında önemsizleşmiştir. bu durum konya ahalisini huzursuz eder. mevlana'yı kıskanan ve onun sohbetinden eksik kalan kişiler şemseddin hakkında dedikodu yapmaya başlarlar. bu çulsuz görünüşlü, bu sivri dilli, delici bakışlı adamın nasıl olur da sevgili celaleddin'lerini onlardan aldığını konuşur durur ve onu bir türlü sevmezler.

şemseddin konya'dan ayrılarak şam'a gider. onun yokluğu mevlana celaleddin için dayanılması güç bir haldir. şems'in varlığını kabullenememiş kimseler mevlana celaleddin'e onun hakkında ileri geri laflar ederler. mevlana'nın bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir: "onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. o elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nağmeyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım.ben onun avucunda bağlar, bahçeler, ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. onun avucundan çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim.lakin siz bunların hiçbirini göremezsiniz." bu ayrılık esnasında divan-ı kebir ya da divan-ı şems diye bilinen eserini yazar. bir süre sonra şam'dan bir mektup gelir. mektupta: "mevlana'ya malum olsun ki, bu zaif hayır duasıyla meşguldür. hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur" diye yazar. celaleddin, oğlu sultan veled'i şam'a gidip şems'i geri gelmeye ikna etmesi için görevlendirir. şam'a gittiğinde onu salihiye semtindeki meşhur handa bulacağını. bulduğu zaman ise şu dizeleri okumasını öğütler:


gidin ey yoldaşlar, dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin
tatlı teraneler, renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın
eğer başka zaman gelirim derse aldanmayın! bütün sözleri hile ve kaçamaktır. o sizi atlatır.
...
bir kere onun cemali parlayınca, güzellerin güzelliği hiç kalır. onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner.
ey hafif kanatlı gönül kuşu, git bensiz benim dilberime uç; o değer biçilmez mücevhere selam ve sevgiler götür

sultan veled'in mesajıyla dönmeye ikna olan şems'in konya'ya geri gelişi mevlana celaleddin'de çok büyük bir mutluluğa sebep olur. onun gelişini anlatan şu şiiri yazar:

güneşim, ayım geldi.
gözüm, kulağım geldi.
gümüş bedenlim geldi.
altın madenim geldi.
başımın sarhoşluğu geldi.
gözümün nuru geldi.
başka bir şey dilediysen işte o başka bir şeyim geldi.
yolumu vuran geldi.
tövbemi bozan geldi.
gümüş bedenli güzel kapımdan ansızın çıkageldi

onu şehre bağlaması umuduyla bir kızla evlenmesini rica eder. bu kız celaleddin'in evinde evlatlık olarak yetişmiş kimya hatun'dur. şems mevlana'nın hatrını kırmamak için kızla evlenmeyi kabul eder. bu evlilikle celaleddin'in oğlu alaaddin'in düşmanlığını kazanır.
alaaddin babasına bu kadar yakın olan, onun sohbetini yalnızca kendine ayıran bu adamdan zaten pek hoşlanmazken, gizliden gizliye aşık olduğu kimya hatun ile evlenişini duyunca iyice hiddetlenir; şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.

1247 yılının aralık ayında mevlana celaleddin, sultan veled ve mevlana şemseddin bir arada otururlarken kapı çalınır. şems "ayrılık zamanı geldi, bize müsaade" diyerek kapıyı açmaya gider ve orada sekiz on kadar silahlı adamın saldırısına uğradığı rivayet edilir. kapıdaki gürültüyü ve ardından gelen 'allah' haykırışını duyan mevlana kapıya gelir ama bir kaç damla kan izinden başka bir şeye rastlayamaz. o geceden sonra ne kadar arasa da şemseddin'in ne ölüsünü ne de dirisini bulmayı başaramaz. buna rağmen son nefesine kadar onun geleceğini umut etmekten vazgeçmez. onun dolaştığı, oturup kalktığı, başını koyup uyuduğu ya da dokunduğu ve bakışının değdiği, kokusunun sindiği yerlere uğrayarak vakit geçirir.

"benim aklım şuurum, benim gözüm kulağım hep sensin. benim dilime gelen her şey sensin şemseddin. senin gözlerinde yarın bugündür, dün şimdi ve şimdi daima. gel ey tebriz'in kızıl gülü.gel çıkar kalbimden şu elem yanığı dikeni. gel ey tebriz'in güneşi. ya gel ya da bizi yanına al..."

mevlana celaleddin, şems-i tebrizi'nin vesilesiyle allah aşkına ulaşmıştır.
'şems-i tebrizi, mevlana celaleddin'in kalbindeki ateşi yakan kibrittir' diye benzetir bazıları. mevlana'nın 'hamdım, piştim, yandım' lafında: şems'le tanıştığı zamanki durumu, ondan ilk ayrılışı ve ondan ikinci ayrılışındaki hallerinden bahsettiği söylenir.
şems-i tebrizi kendi yazdığı bir eser bırakmamıştır arkasında. onun konuşmalarından, verdiği derslerden oluşan 'makalat' - konuşmalar- adlı eser onu dinleyenler tarafından bir araya getirilmiştir. mevlana'nın mesnevisindeki bir çok hikaye burada da görülür.

edit:bi̇r bölümü alııntıdır.
normal dead wittgenstein normal dead wittgenstein
makalat adlı eserinde:

"kahır, kendi gözüyle lutfa bakarsa hep kahır görür. bu allah kulu bir kafire dedi ki, "sen de allah'ın kulusun ben de. fakat sen o'nun kahır sıfatından, ben ise lütuf sıfatından yaratılmışız. lütuf sıfatı kahır sıfatından üstün gelir. kahırdan vazgeçte lütfa bağlan onun tadı daha hoştur"

" bana bir sır söyle diyorsun; sana nasıl sır söyleyeyim. açıkca söylesem bile anlamıyorsun, ya gizli söylesem nasıl anlayabilirsin" der.
sayenizde sayenizde
nazan bekiroğlu'nun emsalsiz yorumlarından feyz alarak; metni alıntı aktarımı veya yazımı kendimce olan anlatımın; aralarına küçük çiçekler serpiştirdim haddim olmadan. yaprak döktürdümse istemeden, acilen affola.



şems için özel mukaddime;

şems ki mevlanayı mevlana yapandır. şems ile karşılaşıncaya kadar mevlana bir alimdir. konya'nın sevgilisi olgun ve makul baş müderrisi. aklın ve onun çocuğu olan, bilimin dairesi içinde dolaşan mantıklı bir islam aliminden bir cebze adamı çıkaran -şems-tir.

şems ansızın gelir, yaşı kırk ı bulmuş olan mevlana'nın belki de hiç beklemediği, ümit etmediği anda. ama 40 peygamberii bir yaştır, üstelik son fırsattır.
çalınır kapı, ardına kadar açılır kapı. girer içeri sessizce. ez cümle budur!

---geçiyordur, uğramıştır, kalır---

(kapiyi çalan mi suçlu, açan mi, yoksa açmayan mi? çalinan kapi açilmali m?? açmamak edebten mi̇, mi̇hnetten mi̇, utançtan mi veya mi̇zaçtan mi? açilmayan kapilarin ardindaki̇ taş rölyefler şi̇mdi̇ huzurlular mi? huzur; yüksek duvarlarin saki̇nleri̇ne alçak duvarların ayrık otlarına basa basa çıkmayı mubah eyler mi kendine)*

gariptir şems. bu aniden gelen mağrur adam, mağrurluktan başka bir imlayla mağrurdur. sahte tevazuuyu kibir ile eş tutar ve ondan bu yüzden nefret eder. kabiliyet bir allah vergisiyse onu saklamanın da sahtecilik anlamına geldiğini düşünerek mağrurdur. dili bu yüzden bu kadar keskindir. kaide dışı ama harikuladedir. üstelik her kelamında ''bela'' ya bir davet vardır.

karanlık ve siyaha ait yabancı. durak şaşırtan yolcu.
yolcuyu yolundan eyleyen dilber...

kimliği belirsiz, ama olsun: şems'in saçları tebriz',in gecesidir. yüzü isfahan'ın güneşi. mihr ve mah onun kelamından dökülür. çünkü şems hatırlatır. ezelde büyük bir karşılaşma olmuştur.
şemstir, şems; güneş demektir. öyle bir taşkın yaratır ki, mevlana!nın engin denizlere benzeyen ama henüz rüzgar görmemiş sakin ve emniyetli ruhunda, ay2ın küçük denizler üzerinde yarattığı gel-git lerin onun taşkını yanında esamesi bile okunmaz. çünkü mevlana bir okyanustur. şimdiye değin denizlerin, kamerlerin ardısıra yürüyüp durmuştur da ancak şimdi güneşin cazibesine tutulmuştur.

gündelik hayatın dağdağasından farklı bir boyutta, suyun toprağa kavuşması gibi değil, iki suyun birbirine kavuşması gibi kavuşurlar. şems hem canı hem cananı olur. mevlana'nın müridi ve mürşidi...aslında bereketin taşkını bu çoğullukta...
kim aşık kim maşuk, bu kavuşmada belli değildir. ne gam! aşk tır aralarındaki. zamanın, mekanın ve cinsiyetin sınırlarını çoktan aşmış, bu aşkınlıkla aşkın kaynağına dayanmış, küstah nazarlarla kavranması mümkün olmayan bir aşk. anlamayanlar da anlayışsızlıklarında mazur, nereden anlasınlar ki?/?

sonu o kadar kanlı geleceği için belki, şems bir bıçak gibi böler mevlana'nın ömrünü tam orta yerinden ikiye. öncesinde mevlana ne idiyse artık o değildir. temkinliyse temkini bırakır, makul idiyse aklın sınırlarını çatlatır.
(zaman içinde değişmeden kaldı isen yaşadığın aşk değildir derler ya hani.)

şems, sükunet değildi. mevlana bu kadar fırtınayı nasıl taşıdı? nasıl bu kadar yandı da yanmadı?
/çekme elini yaramdan doktor/

şüphe yok ki tebrizli'nin bariz vasfı; karanlığıdır. ama onun karanlığı karanlık değil, sır olduğu için böyle aydınlatıcıdır. kim olduğu, ailesi, sülalesi, mahiyeti belli olmamakla birlikte bu harikulade karanlığa en uygun düşen isim yine şemstir. şems; söylemiştim ki; güneş demektir. belki de bu yüzden mevlevi ayininin rengi önce siyah, beyaz tennure sonra açılır.
adı: muhammed, babası: ali, memleketi: tebriz...

sadece bu kadar! başka hiç bir şey yok. ne olur öyle kalsın! çünkü başkasına gerek yok. ve ki, şems!e ne kadar iyi yakışmaktadır.

iki kubbe var islam aleminde ki, ikisi de yeşil. biri peygamberin, biri mevlana'nın. şimdi mevlana, kubbe-i hadrasının altında. babası, oğlu, çelebisi ve katibi, selahaddin'i ve hüsameddin'i iel üzerine titreyen zarif kalabalığın arasında. dokunmaya kıyılamayacak denli soylu bir gül; nazlıdır nazında. vakurdur, vakarında. şehirlidir; inceliklidir; nezaketinde, zerafetinde. ve daha fazlasında, zamana uzanırken.
şems uzakta karanlığında. bir köşede. tenhalığında yalnız yatıyor...

yalnızlık aşkın vekaletidir, ölüm aşkın kefaretidir.
(ben, bende kendim ve seninle bir ab-ı hayat içiyorsam, sen uzakta mısın gerçekten?)
her aşk bir baş götürür. bu kez baş veren ş e m s olmuştur.
2 /