senaryo

1 /
abbas yolcumu abbas yolcumu
sinemada en klasik anlamda; "arıza" (çelişki, eksik-gedik, vs), "ana karakter", ana karakterin arızayı gidermedeki "engel"i ve "final" belirlenmeden başlanmaması gereken şey. yoldan çıkan veya bitirilemeyen bütün senaryolarda bu dörtlüden herhangi birinin eksikliği hissedilir. projeniz (harika fikir), sinopsisiniz (fikrin şiiri) ve proje metniniz (fikrin yol haritası) varsa, şart değil ama bu dörtlüyle bi sağlama yapmakta fayda var.

daha sonra (ilave tavsiye olarak); karakterler, öyküleme, geliştirim, sıralama, tretmanı hazır edin ki senaryoyu yazabilesiniz. biliyoruz ki tezcanlılar kafadan senaryo olayına gireceklerdir. girsinler, önemli değil. ama her tıkandığı noktada da bir önceki aşamaya geri dönebilsinler. bu aşamalar senaristin coşkusuna mola verdirtse de ayar bakımından iyi gelir.

emek isteyen uzun bir yolculuk...
muzevir muzevir
bir hikayenin filme dönüştürülmesi için gereken teknik metindir (burada "hikaye"den kasıt illa ki giriş, gelişme, düğüm ve sonuç bölümleri olan edebiyat eseri değildir; bir filmin hikayesi gerektiğinde hikayesizlik olabilir). her tür durumda senaryonun önceli hikayedir ve hikayeler yazıyla oluşturulur.

demek ki neymiş; senaryo her şeyden önce yazıymış. demek ki neymiş; film çekmek için senaryo yazmaya kalkanlar önce şu merhalelerden geçmek zorundaymış:

1. bir hikaye bulmak, bir hikayede karar kılmak.
2. hikayenin kişilerini, mekanlarını, zamanlarını tesbit etmek.
3. hikayenin olay örgüsünü çıkarmak.
4. olay örgüsünü sinema diline göre yeniden biçimlendirmek.
5. yeni biçimin olay örgüsünü düzenlemek.
6. son olay örgüsüne göre senaryoyu yazmak.

bu çalışma filmin kabasını verir bize. çünkü içeriği; gece, iç, muhittin'in yatak odası, muhittin, neslihan başlıklı bir olay seriminin ve diyalogların dökümünden başka bir şey değildir. bundan sonra ince işçilik kapsamında bir de çekim senaryosu oluşturulur. bunun için story board çizimlerine, her sahnenin hangi açılardan kaç mm objektifle çekileceğine, ışık düzenlemesine, kaç kişilik set ekibi gerektiğine varıncaya değin ayrıntılı bir çalışma yapılır. senaryoyu senarist yazar ve filmi çekecek yönetmen bu senaryoyu temel alarak çekim senaryosunu oluşturur.

demek ki neymiş; senarist aslında senaryonun sahip olduğu hikayenin yazarı değilmiş. senarist bir hikayenin filme dönüştürülebilmesi için gerekli adaptasyonu yapan kişiymiş sadece. dolayısıyla edebiyatın alanı olan hikaye oluşturmanın sorunları (kendini tekrarlama, başkalarını tekrarlama, yaratıcı olmama, konu sömürme vs.) senaristi ilgilendirmezmiş.

bizde şöyle yürür bu senaryo işi. yönetmen kisvesindeki kişi arif'in barı'nda içmekteyken oyuncu kisvesindeki birkaç kişi ile karşılaşır. oyuncu kisvesindekilerden biri; "baba ya, bi film çeksek ya, şöyle modernizmi, kentleşme sorunlarını filan eleştirsek" der. yönetmen, "olur koçum, hikaye ne olacak?" diye sorar. grup hem içer hem de senaryoyu yazar orada; "baba şindi adam köyünde karnını doyuramayacağını anlayıp istanbul'a gelmeye karar veriyor. dayısı istanbul'da oturmaktadır, onun yardımcı olacağını, bir iş bulacağını filan düşünmektedir..." diye devam edilir. bar kapandıktan sonra yakındaki birinin evine geçilip proje tamamlanır ve haftasına kalmadan figüranlar kavesinden gerekli oyuncu takviyesi yapılarak filmin çekimine geçilir. sonra da hep birlikte ağlaşılır; "ulen türk seyircisi vefasız" diye. bu film her ne kadar seyirciden ilgi bulamazsa da dışardaki festivallere filşan katıldığında, "yahu ne doğaçlama iş çıkarmış adamlar" düşüncesine gark olan gavuru tavlayıp ödül mödül alır.

yahut her akşam takınılan nişantaşı barlarından birinde oturulmaktayken, yıldızı yeni parlayan pop arabeskçi, reklamcı, mizahçı, artık mesleği ne olursa gündeme yeni gelmiş elemanlardan biri yahut birkaçı yönetmene götürülür ve "baba, bu elemanı kullansana, acayip reytingi var bunun" denir. hemen yerli/yabancı fark etmez eski bir film bulunup adapte edilir ve çekilir. elemanın reytingi filme dönüştürülmeye çalışılır. hatta yan malzeme olarak, "olm, bu filmde cimi cib kullandık biz, stfa'dan vinç getirttik, helikopterli kameraya verdik bütün parayı" gibi argümanlar kullanılır.

dikkat edilirse bu çalışmalarda eksik olan tek şey senaryodur. hayır, çekim senaryosu vardır bu filmlerin, ama ne yazık ki bir edebi platforma yaslanan, bir hikayeyi temel alan senaryosu yoktur; her nasılsa o kısım hep atlanır. oysa bir film şu üç kişi olmazsa asla film olamaz; senarist, yönetmen ve yapımcı. ne yazık ki bizde her üçüne de soyunmuş yönetmen egemenliği sürmektedir ve yönetmenler bu üçünden birini yahut birkaçını hep eksik yaparlar. tıpkı senaristlerin hem yazarlığa hem de senaristliğe soyunması gibi bir problemdir bu da; oysa senaristlik mühendisliktir, yazarlık başka bir şey.

hepsine birden başları pınar, ayakları göl olsun diyorum.
kapiya döner tekme atan kedi kapiya döner tekme atan kedi
iki farklı tanım yapılabilir:

biçimsel olarak: kağıdın yanında görüntünün (kamera ve oyuncu hareketlerinin,çekim ölçeklerinin,görsel efekt vb) diğer yanında ses bilgilerinin (diyalog,müzik vb) ayrıntılarını içeren bir tiyatro,film yada tv yapımının yazılı metinidir.

içeriksel olarak: karakter yada kişiler arası ilişkilerin,olay örgüsünün verilip sonuçta bir çözüme ulaştırılarak dramatik yapı kurulması ve ve bundan izleyici üzerinde bir katharsis uman tiyatro,sinema yada tv yapımının yazılı metinidir.
sanki cazorla sanki cazorla
türkiye'de yazılanlar ve de "büyük yönetmen, büyük yapımcı" bildiğimiz adamlar tarafından kabul görenler o kadar ucuzlar ki..

geçenlerde elime geçen birini (ki film montaj aşamasında) okudum.
aman allahım, senaryo senaryo değil, rezaletin son perdesi!
ne diyaloglar manalı, ne mekanlara ilişkin detaylar verilmiş, bir nane yok!
tamam senarist yönetmene bırakmalı bazı noktaları, çok burnunu sokmamalı belki yönetmenin hayal dünyasına. ama kardeşim, al sen filmi çek denmez ki böyle de!
diyalog yok bilmem ne yokken..

bu gibi yazarlar, senaristler oldukça, türk sineması da ancak leblebi çekirdek filmler çıkarır bugün olduğu gibi.. derinliksiz ve söyleyecek sözü olmayan filmler..

istisnaları önüme getirmeyin, bozuşuruz..
senaryocu senaryocu
bir takım muşamba entellerinin dediği gibi hayal gücü ve sanattan ibaret olmayıp içine matematik, fizik, analitik düşünme, biyoloji, antropoloji gibi sair bilimlerin de girdiği bir sinemasal metin. gerçekten da tam bir hikaye formülleme işidir. sadece hayal gücüyle olmuyor maalesef.
sivil palyaço sivil palyaço
belli bir teknik ve yeteneğe dayanan, sinema sanatı kurallarını ve çağın tekniğini dikkate alan, ilk satırından son satırına dek sinema ve televizyona uygun olarak hazırlanan metindir.
kral yazar kral yazar
bir televizyon ya da sinema yapıtının en önemli öğesidir. bir senaryo iyiyse her ne kadar kötü oyunculuklar olsa da o iş gider. ama bir senaryo ne kadar kötü olursa oyunculuklar da iyi olsa iş gitmez. lakin bütün bunlara rağmen ülkede hiç bir zaman senaryoya önem verilmez.
wishmeluck wishmeluck
"hep oyunlar senaryolar, sustuysak bir yere kadar, aklınızdan çıkarmayın türkiye'dir galatasaray" tezahüratının içinde bulunan kelime!!!
1 /