senna

jules jules
reign over me isimli filmi izlediğimden bu yana bu belgeseli izlediğim günkü kadar kötü olmamıştım.

nasıl anlatsam bilmiyorum, aşırı derecede etkiledi bu belgesel beni. senna'yı zaten çok severdim fakat bu belgesel onun gibi iyi, nazik ve işini iyi yapan bir adamın ne tür oyunlarla uğraşmak zorunda kaldığını, eğer yaratılışınızda iyilik varsa birilerinin her daim sizi sikmeye çalışacağını bir kez daha gösterdi.

ron dennis'e de bir kez daha hayran oldum, resmen babalık yapmış senna'ya. senna takımı bırakma kararı aldığında gösterdiği anlayış ve yakınlık takdire şayan.

kaza yaptığı haftasonunun atmosferi, kaza anı çok güzel yansıtılmış. senna'nın tedirginliği öleceğini hissettiğini gösteriyor sanki.

velhasıl kelam, senna'ya yakışan bir belgesel olmuş. belki başarılarına, geçişlerine ve schumacher'li döneme biraz daha değinilebilirmiş ama sanırım zaten uzun olan belgeseli daha da uzatmak istemeyip daha öncelikli şeylerden bahsetmişler.

"tanrıya olan bağlılığımla arama kimse giremez" (ayrton senna da silva)

huzur içinde yat yağmur adam.
bin905 bin905
etkileyici bir belgesel. ilk bölümleri o yıllardaki formula sezonlarına tanıklık edememenin hayıflanmasını yaşatırken, son bölümleri işe iyi ki de tanık olmadım dedirtiyor insana. belgeselin içinde yok ama, kaza mahalinde oluşan kan gölünün etkisinden kurtulmak zor olurdu. bir senaryo gibi, son ana kadar olması gerektiği gibi giden bir hayat.
consigliere contra capo consigliere contra capo
izlerken yer yer gözyaşlarımı tutamadığım müthiş belgesel. duygusal bir insan olmamama rağmen özellikle final sahnesinde senna'yı arabanın içinde hareketsiz dururken görünce boğazıma bir düğüm atıldı sanki. ayrton senna'nın neden tarihin en büyük yarış pilotu olduğunu kanıtlar nitelikte bir eser, yarışçı senna kadar bilmediğimiz ama ondan çok daha yüce olan insan senna'yı anlatıyor bize. formula 1'deki ayak oyunlarına karşı saf yarışçılığın dünyanın en zor işlerinden biri olduğunu anlatıyor. ve burada aklıma gelmeyen daha pek çok şeyi...
hay allaa ts cha eheuuu hay allaa ts cha eheuuu
büyük yarışçı ayrton senna'nın hayatını son derece taraflı bir gözle ele alıp anlatmış olan film. tamamıyla bir senna hayranı tarafından çarpıtılarak yapılmış olan şey belgesel olamaz zaten. hem senna'nın bu tip yüceltmelere hiç ihtiyacı yokken kendi yaşamı hakkında böylesine taraflı bir yaklaşımın olması çok düşündürücü.

filmde senna adeta kanatlı bir melek gibi gösterilirken alain prost ise tam anlamıyla şeytanın ta kendisi olarak karşımıza çıkmaktadır. zamanında olan yaşanmış gerçekliğin böyle olmamasına rağmen.

bu filmde senna'nın yaptığı tüm şeyler kahramanlaştırılarak anlatılmasının yanında senna'nın yaptığı çirkince davranışlarına hiç değinilmemiştir.

sıradan bir yarış kazası sonrası michael schumacher'i bir kenara çekip tehdit vari konuşarak kameralara poz kesmesi veya başka bir yarış sonrasında eddie irvine'yi yumruklaması filmin hiçbir yerinde geçmememektir. tabii söz konusu senna olunca herkes bir abartma peşine düşüyor.
adım zebercet adım zebercet
formula 1'in görünmeyen yanlarını da elinden geldiğince objektif bir şekilde anlatmaya çalışan belgesel. başlarda yaptıklarına şahit olduğunuz ve zerre sevmediğiniz alain prost'a sonlara doğru büyük bir saygı duymaya başlıyorsunuz. aslında prost'un da hakkını vermeye çalışmışlar. zaten prost'ta yaptıklarını inkar etmiyor, senna'nın ölümüne ne kadar da çok üzüldüğünü görebiliyorsunuz. prost-senna rekabetini arada yaşaran gözlerle de olsa izleyebilmek ne büyük bir nimettir.
elastigirl elastigirl
benim gibi hayatında formula 1 hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmamış bir insana bile kendini keyifle izleten, hızlı yaşayıp denç ölen senna nın inceliğine insanlığına hayran bıraktıran film. aracın asla bilinemeyecek arızası yüzünden en kaza yapılmayacak noktada vücudunda bir kırık bile yokken sadece kafasını direksiyona vurarak ölmesi kaderi efsane kalmakmış herhalde dedirtiyor. filmde bizim gibi gariban ve sevinecek az şeyi olan halkın sennayla bağı ise türkiyede sporcu taraftar bağıan benzer bence. filmde bir teyzenin şöyle etkileyici bir cümlesi var. "bizim ekmeğe, sağlık hizmetine, eğitime ve yaşam sevincine ihtiyacımız var. o ölünce yaşam sevincimiz elimizden alındı."
kralfeanor kralfeanor
league of legends'ın 10. yıl etkinliğine özel olarak çıkmış ve evrende hikayede bir dönüm noktası oluşturmuş karakter.




senna ve lucian evli ve birlikte hortlak avlarlarken bir gün thresh'le karşılaşıyorlar ve thresh senna'yı fenerinin içindeki farklı bir boyuta gönderiyor. 10. yılda çıkan hikayedeyse lucian thresh'le savaşıyor ve senna'yı fenerden kurtarıyor. sinematiği de şu şekilde. açıkçası izlediğim en az etkileyici olan riot games sinematiği diyebilirim.




karakter aynı zamanda bambaşka bir sınıf getirerek gerçek anlamda nişancı bir destek olarak oyuna eklendi. karakterin tüm takımı kamufle etme, tüm haritaya hasar ve kalkan sağlama gibi daha önceleri olsa çok bozuk denilebilecek özellikleri var. dez avantaj olarak oto atak animasyonu uzunluğu olmakla birlikte oyun başı çok yüksek menzile sahip ve çok hızlı bie şekilde pasif yükü kasarak oyundaki en yüksek oto atak menziline çıkabiliyor.