sevgiliye mektup

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
1
solti
işte gene ağlıyorsun, gene bütün suçlarını göz yaşınla saklayıp, en kolay yoldan tüm hataları bana yüklüyorsun. işte gene ağlıyorsun, çünkü gözyaşlarının, kara düşen yağmur damlası misali, en içlerime işlediğini çok iyi biliyorsun.

hep böyle olmuyor mu zaten? sen hep beni hayalindeki kalıba sokuyorsun, sonra ben o kalıptan biraz taşınca, iğneni batırıp tekrar oraya yerleştiriyorsun. bir süre sonra o kalıbın içinde ben biraz oynayınca sen gene iğneni batırıp “uslu uslu otur” diyorsun. “ben sıkıldım bu kalıptan çıkacağım artık” diyorum, ve sen ağlıyorsun.

beni, ben olarak sevmeni beklemekten vaz mı geçmeliyim artık? beni ben yapan birden çok ben olduğu halde sen birine bile tahammül gösteremiyorsun, beni hayalindeki ben olmaya zorluyorsun. ama ben o burcumda yazan ben olmadım hiç. ama ben o hiç inanmadığım burçlardan, ve mensubu olduğum burcun tüm kötü huylarını bende varsaymandan çok yoruldum. beni çapkın sayıp, her buluşmamızda telefonumu kurcalayıp hesap sormandan; beni aşk bilmez sayıp, en ucuz aşk şiirlerini e-posta adresime “forward”lamandan; beni pejmürde sayıp sabahları giyeceğim kıyafetleri bildirmenden de çok yoruldum. ama işte sen gene ağlıyorsun.

getirdiğin o saçma sapan aşk testlerini hep cevap anahtarına bakarak cevapladım, sırf körkütük aşık çıkayım diye. aldığın kazağı beğenmediğim halde, her buluşmamızda giydim. kullandığın parfüm başımı ağrıtmasına rağmen tahrik olmuş numarası yaptım. hele o şapşal arkadaşlarının gerçekten kankim olduğuna inanmana ise hala şaşıyorum. ama bunları hep senin istediğin ben olmak için yapıyorum, yoksa sen iğneni batırıyorsun. yoksa sen en acıtan iğneni batırıyorsun, ağlıyorsun.

işte gene ağlıyorsun. işte gene benim aşk bilmez, taşlaşmış kalbimi yumuşatıyorsun. işte gene tüm doğruları sen, tüm hataları ben alıyorum. işte gene af dilemeye, hayalindeki kalıba girmeye, arzuladığın heykel olmaya geliyorum. işte gene ağlıyorsun, işte gene kazanıyorsun. işte hala seni seviyorum, o yüzden, beni ben yapan tüm benleri bir kenara bırakıp,senin istediğin ben oluyorum. ama kalbimde beni o kalıba tekrar sokacak son sevgiyi de şu an kullanıyorum…
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
solti
işte gene kaçıyorsun, bütün suçlarını bana bırakıp en kolay yoldan kendini aklıyorsun. işte gene kaçıyorsun, çünkü erkekliğin onda dokuzu kaçmak deyimini kendince yorumlayıp, benim bu sayede pişmanlıklar denizinde boğulacağımı sanıyorsun.

birbirimiz için gerçekten özel olmamızı istemem mi hata? birbirimiz için en mükemmel olmamızı istemem mi yoksa hata? tıpkı ilk başta tam uyuşmayan anahtar-kilit gibi. biraz anahtar yontacak kendini, biraz kilit değişecek. ve sonra o anahtar o kilide ait olacak ve o kilitte yalnız o anahtarla açılacak. benim istediğim böyle olabilmekti. ama sen “beni ben yapan benleri kabul et” deyip kaçıyorsun hep.

seni ben, beni sen için özel yapmaya çalışmaktan vaz mı geçmeliyim artık? senin için fedakarlıklar yapmaktan ve benim için ufak fedakarlıklar yapmanı istemekten vaz mı geçmeliyim? iki ayrı kişinin zaman zaman tek kişi olması imkansız mı gerçekten? ama anlayış gösteremiyorum işte, senin gibi birinin kahveye gitmesine, ya da saç sakal birbirine karışmış, evden çıkarken eline ilk geçirdiği kıyafeti giymesine. benim bunlara anlayış gösteremememe senin anlayış göstermen çok mu zor? sonra ne var ki sanki sevdiğimin telefonunu birazcık kurcalamışsam. zaten eski kız arkadaşlarından hala gelen mesajlar ve cevapsız çağrılar, kıskanmakta ne denli haklı olduğumun göstergesi değil mi? “ben biliyorum o cevapsız çağrıların aslında nelere çağrı olduğunu” diyorum ve sen kaçıyorsun.

çok seven ve sevildiğini düşünen biri olarak minik aşk oyunları oynayamaz mıyım hiç? sevdiğime şiirler gönderemez miyim? ona çok yakışacağını düşündüğüm bir kazağı alıp, giymesini isteyemez miyim? ona kendimi daha çok beğendirmek için süslenemez miyim hiç? senin sürekli kaçmam bunlara hayır dediğin anlamına mı geliyor?

hatırlıyor musun ilk buluşmamızı; bana kahve terminolojisiyle açıkladığın, arzuladığın ilişki modelini? ben de öyle yapıyorum işte. hiç gizli niyetler gütmeyip, tüm kozlarımı açık oynuyorum. evet, arkadaşlarını sevmiyorum. sizin o çok güldüğünüz şeyler bana hiç de komik gelmiyor. hem allah aşkına nesi komik şunun “ burgera gitmişsiniz, menü söylemişsiniz, kasiyer “büyük olsun ister misiniz” deyince biriniz “isterdim ama küçük” demiş. her anlatıldığında tekrar dakikalarca güldüğünüz tüm bu saçma anılara gülmek için kendimi ne kadar zorladığımı tahmin edebiliyor musun? senin de benim arkadaşlarımı sevmediğin çok açık zaten. ama ben farklı ortamların birbirine en uyuşacak iki üyesi olabiliriz diyorum sana ve sen kaçıyorsun.

işte gene kaçıyorsun. işte gene beni anlayışsızla suçluyorsun. işte gene benim bir bayan olduğumu, biraz kapris yapmaya biraz zırlamaya hakkım olduğunu unutup beni yalnız bırakıyorsun. işte gene tüm diyalog kapılarını kapatıyorsun. ama işte hala seni çok seviyorum ve seni tüm hatalarına rağmen hala bekliyorum…
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
yalnızlık senfonisi
her kağıdı, kalemi eline aldığında kelimeler durur, aklına bir şey gelmez yazamazsın.
gidersin camın önüne dışarıya bakarsnı o an tekrar düşünürsün sevgilini... bu sefer aklna gelir yazmayı düşündüklerin.
ama yine kağıdı aldığında gider aklından, onun için yazmam mektup!
onun yanına gider bakarım gözlerine, çünkü o benim gözlerimde görür; yazmak itediklerimi..
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
solti
tüm iletişim yolları kapanınca yapılan.
(bkz: olmayan sevgiliye mektup)

2 ay, 13 gün, 6 saat oldu, bana "beni bir daha arama" diyeli. 2 ay, 13 gün, 6 saat oldu. dakikaları saymayı, bir hafta sonra bıraktım, sen beni bıraktıktan sonra. umdum ki saatleri ve ayları saymayı da ve geceleri ismini sayıklamayı da zamanla bırakırım. ama olmadı işte. ve işte emrine uyamadım ve gecenin bu saatinde sana yazıyorum.

seni arayamıyorum, çünkü cevaplamayacağını biliyorum. mesaj atamıyorum, okumadan sileceğini biliyorum. ama biliyorum sen mektuplarıma da hiç kıyamazdın. dilerim ki bu mektubuma da kıyamamışsındır, dilerim ki buraya kadar sabrettinse sonrasını da okursun.

biraz önce gördüğüm bir kabus idi, sana şimdi yazıyor olmama sebep. aslında 2 ay 13 gündür çok kabus gördüm, ama içinde sen olduğun için, ne kadar kötü olurlarsa olsunlar, kabus diye nitelendiremedim. rüyaydı onlar rüya. rabbimin gerçek hayatta göremediğim zeynebimi bana gösterme yöntemiydi.

neyse, sevmediğin ağdalı cümlelerden vazgeçip, kabusumu anlatayım; kolumu bir timsah kapmıştı. ben kurtulmak için kolumu sarstıkça, timsah daha kuvvetlice çenesini sıkıyordu. ama kolum hiç acımıyordu. ama yüreğim çok feci yanıyordu. ve ben kurtulmak için kolumu sallıyordum, ve timsah daha kuvvetlice geçiriyordu dişlerini ve yüreğim daha da çok acıyordu. sonra korku içinde uyandım, koluma baktım; ne timsah ne de diş izleri vardı ama yüreğim hala çok acıyordu. ışığı açtım saat dördü çeyrek geçiyordu, yani senin beni öperek başlattığın aşkımızın saatiyle aynıydı.

ve işte şimdi önümde kağıt, bir elimde kalem, öbüründe sigara ( lütfen kızma kahvaltı yapmadan sigara içiyorum diye).

biliyorum; affı senin gözünde namümkün bir hataydı yaptığım. biliyorum milyonda bir ihtimal bile yok telafisine. ama 2 ay 13 gün 7 saattir tek bir dileğim var rabbimden ;eğer beni affetmeni sağlayacak bir cümle varsa, bunu bana vahiy etmesi.

kim bilir? belki de en yalın olanıdır bu cümle. zeynep! çok özledim, çok pişmanım, ne olur affet beni.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
1

sneaker tarihinin ikonik ailesi the air max

instela
air max 1 modelinin başını çektiği nike air max ailesi, kendi kişiliğini yansıttığı birkaç kuşağa dayanıyor. her biri birbirinden farklı özellikleriyle sneaker tarihine damga vuran air max modelleri; cesur renkleri, enerjik desenleri ve görünür hava konseptinin evriminde oynadığı kilit rolleriyle öne çıkıyor. nike, 2. air max günü için geri sayıma devam ederken, geçmişe doğru zamanda yolculuk ederek air max ailesinin ikonlarını hatırlıyor.



air max 1

devrim yaratan hava taban inovasyonunu görünür hale getirerek sneaker tarihini değiştiren nike air max 1, 1987 yılında tanıtıldı. bir yastıklama sistemi olarak geliştirilen nike air, bir anda kendini ifade etmek, stilini cesurca ortaya koymak ve performans göstermek için adeta bir fırsat penceresine dönüştü. 28 yıldır evrimini sürdüren air max ailesi şimdiye kadar yüzlerce unutulmaz versiyonunu geliştirse de, her yeni modelin varlığını bir ölçüde nike air max 1'e borçlu olduğu bir gerçek?

air max'i hayata geçiren nike baş tasarımcısı tinker hatfield, "nike air, o zamanlar bir yenilik değildi. 1978 sonlarında nike air tailwind modelinde ilk kez kullanılan air taban ünitesi, köpüğün içine etkin bir biçimde gizlenmişti. bir gün, paris mimarisinin sıradışı yapıtlarından esinlenmek adına, şehri ve özellikle pompidou center'ı görmek için paris'e gittim. orada, mimarlık eğitimi almış olmamın verdiği bakış açısıyla, daha önce hiç karşılaşmadığım ters yüz edilmiş pompidou center binasında esinlenerek oregon'a geri döndüm. almış olduğum ilhamdan ortaya çıkardığım fikirleri, daha büyük air tabanlar üzerinde çalışan teknisyenlerle paylaşarak, onlarla, air taban teknolojisinin görünür hale getirebileceği ve benzeri olmayan bir ayakkabı yaratabileceği üzerine görüşmeler yaptım. o zamanlar birçok insan, bunun tuhaf bir fikir olduğunu düşünüyordu. ancak ben ve ekibim, dönemin koşu ayakkabılarından daha farklı olmak ve görünürlük mesajını iletmek amacıyla köpük tabanın orta kısmını kestik. böylece daha büyük bir air taban ünitesini açığa çıkararak, görünürlüğü artırdık. bununla birlikte ilk nike air max'te, dikkat çekici ve cesur bir renk paleti kullandık." dedi.



air max 90

durduğu zaman bile hareket halindeki bir şaheser gibi görünen nike air max 90, kendine has duruşuyla fark yaratıyor. 1990'da sahneye çıkan ayakkabı, air max ailesinin dördüncü modeli olma özelliği taşırken, öncekilerden daha büyük nike air hacmine sahip. modelde, ayağa mükemmel bir uyum sağlamak için çıkıntılı paneller kullanılırken, çeşitli bağcık seçenekleri sunuluyor. ayrıca modelin daha sonra "infrared" olarak adlandırılacak canlı kırmızı rengi, görünür havayı vurgularken, tıpkı modelin formu gibi nike air max 90'la birlikte hatırlanıyor.

kendinden sonraki yıllarda ilk formunun çeşitli kombinasyonları geliştirilse de, ilk günden itibaren popüler olan ve yeni bir 10 yılı sembolize eden nike air max 90, her zaman için en sevilen ve temel formlardan biri olmaya devam ediyor.



air max 180

nike air max 180, hatfield ile air force 1 tasarımcısı bruce kilgore'un ortak zekâsının bir ürünü olarak doğdu. iki efsanevi ismin max air ünitesini dış ve orta tabanda görünür hale getirmek ve ayakkabının 180 derecelik yastıklamasına vurgu yapmak için yola çıktığı modelde, ayakla birlikte esneyen yeni ve dinamik bir iç kılıf yer alırken, kalıplı topukla ayağa destek sağlanıyor.

modelin, kısa zamanda dünyanın her yanında tanınmaya başlanan görünür hava konsepti, air max 1'de olduğu gibi efsanevi çizerler, özel efekt ustaları ve sinema yönetmenleri tarafından yaratılan reklamlarla desteklenerek büyük bir üne kavuştu.



air max 93

nike air max 93'ün itici gücü görünürlüktü. defalarca şaşırtılmış bir kitlenin nasıl yeniden şok edileceği üzerine düşünen hatfield, topuk kısmının her zaman odak noktası olduğu bilinciyle hareket ederek en yeni eserini air max 90'ın esnek kanalları üzerine inşa etti. bu kapsamda bu yeni modelde; ayağa ve bileğe ekstra destek vermek için dinamik, uyumlu neopren iç kılıf kullanılırken, plastik süt şişelerinden ilham alınarak geliştirilen şişme kalıplı air taban ünitesi yer aldı. böylece model, görünür hava konusunda dünya çapında bilinir hale geldi.



air max 95

1995 yılında tanıtılan ve cesur formuyla öne çıkan nike air max 95, görünür air tabana ayakkabının ön bölümünde yer veren ilk ayakkabı olarak dikkat çekti. yastıklamaya yepyeni bir yaklaşım getiren bu uygulama, çift hava ünitesiyle koşuculara üstün konfor ve destek sunuyordu. siyah orta tabanlı ilk air max modeli olma özelliği taşıyan nike air max 95, bu özelliğiyle geleneksel koşu ayakkabısı tasarımlarından ciddi anlamda farklılaştı.

insan vücudundan esinlenilen bir silueti tanımlayan özellikler, air modellerinin yaygınlaşmasına yol açtı. omurgaya dayanan orta taban, tasarımın belkemiğini oluşturuyordu. modelde yer alan naylon ip delikleri kaburgayı, üst yüzeyin katmanlı panelleri ve file dokusu ise kas lifleri ile vücudu temsil ediyordu. üst kısımda koyudan açığa degrade renk kullanılarak, modelin arazi koşularında bile temiz kalması amaçlanıyordu. markanın göze çarpmayan bir şekilde kullanılması ise başka bir özellik olarak öne çıkıyordu.

nike air max 95, tasarımda dünyaya bir pencere açarak küresel bir hareket başlattı. bu kapsamda new york'tan londra ve tokyo'ya kadar her yerde yeni jenerasyonun gelecek olarak tanımlanan modeli ayağına giymek istemesi sağlandı. model, pek çok versiyonun ardından hala baş döndürmeye devam ediyor.



air max 97

ilk tam boy max air taban ünitesinin kullanıldığı model olarak bilinen nike air max 97, çığır açan bu sıra dışı inovasyonla, diğer air max modelleri arasından öne çıkmayı başardı. modelde yer alan reflektif çıkıntılar, air max 97'ye ışıkta dikkat çeken bir görünüm kazandırırken, ilham kaynağını tokyo'nun yıldırım hızındaki kurşun renkli trenlerinden alan ayakkabının, gümüş tonuyla başlayan akıcı tasarımı göze çarpıyor. bu özellikleriyle öne çıkan model, her şeyin daha maksimalist olduğu bir dönemde; müziğe, sinemaya ve modaya en uygun ayakkabı olarak, o yılları tanımlayan bir tasarım klasiği haline geldi.



air max 2003

minimize edilmiş bir üst yüzle maksimum yastıklama yaklaşımını buluşturan model olarak tanımlanan nike air max 2003'de, daha önce air max 97'de kullanılan air taban ünitesi ödünç alınırken, kalıp, üretim ve yastıklamadaki yeni gelişmeler sayesinde ayak, zemine yaklaştırılarak ilave esneklik sağlandı. daha önceki air max modellerinin cesur renkleri yerine daha pastel tonlarda sunulan air max 2003'e, 2000'li yılların başında yeni bir estetik kazandırıldı. üst yüzde atletizm ve futbol ayakkabılarında kullanılana benzer bir teijin performans malzemesi tercih edilirken, ayakkabıya hafif ve agresif bir görünüm kazandırıldı.



air max 360

orijinal air max tanıtıldıktan 20 yıl sonra, kullananı havada yürüyormuş gibi hissettirme misyonu, nike air max 360 ile gerçekleşti. nike, daha fazla hava yastıklı denge sunan yepyeni bir max air taban ünitesi geliştirerek, termo-kalıplı bir yapı sayesinde ilk kez, köpük katmanların yerine 360 derece yastıklama sistemi kullandı. modelde, orijinal air max renklerine saygı niteliğinde bir renk paleti kullanılırken, üst yüzde görülen lazer kesim degrade etkilerle, air max 95'in görünümü yeniden canlandırıldı. bir defaya mahsus üretilen sınırlı bir seride ise bu yeni taban üzerine bazı ikonik air max üst yüzleri uygulandı.



air max 2015

hem keşif, hem de bir devrim özelliği taşıyan nike air max 2015, 2013 yılında lanse edilen esnek ve ultra rahat max air yastıklamanın dinamik hareketiyle uyumlu bir üst yüzle sunuldu. performans koşu ayakkabısı olarak yaratılan model; nefes alan, hafif, teknolojik ve neredeyse kesintisiz bir file üst yüze sahip olma özelliği taşıyor. ayakkabı, nike flywire teknolojisiyle birlikte ayağı saran bir yapıya da sahip. boru tipi yastıklama yapısı ve esnek kanallarla konforlu ve enerjik bir koşu deneyimi sunan model, standardını yeniden tanımlıyor. nike logosunun ters yönde kullanımı bile alışkanlıkları değiştirirken, stilde yeni bir dönemi müjdeliyor.

http://inste.la/nikeairma...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın