sevilmek

sevdikbeabi
tattım sanmıştım.
çok mutsuz görünüyordu. bana karşı üçüncü şahısların bile ilk görüşte dikkatini çeken anlamsız bir nezaketi ve hangi kaynağa bakarsam bakayım "kur" olarak adlandırılan davranışları vardı. whatsapp'ta durmaksızın değiştirilen süslü püslü fotoğraflarının ardından benim kişisel iletilerime cevap niteliği taşıyan satırları derken çoktan onu düşünmeye başlamıştım. benim için fazla güzeldi ama artık gelen sinyalleri tesadüfi olarak nitelendiremez hale gelmiştim.
"ölmesem bari" yazmıştım çünkü çok acı devirlerden geçiyordum, ertesi gün "yaşamak direnmektir" gelince bu iş tamam abi dedim kendi kendime. benim için çok zordu böyle işler, ikinci kez bir kadına kendimi açacaktım 30 küsür yılda.
hayatın yorduğu bir kadındı o, şefkatli, merhametli bir adamdım ben de. verecek hiçbirşeyim de yoktu huzurdan başka ama onun da aradığı huzurdu sanki.
söyleyeceklerimi söylediğimde "hiç anlamadığını, ihtimal vermediğini" söyledi ve görüşmeyelim mümkünse dedi. ilk eksisini vermiştim, külahıma anlatsındı.
her onurlu insanın yapacağı gibi köşe bucak kaçtım daha sonra. bu kez de üzülmeni istemiyorum dedi, bu kadar da uzak olmamıza gerek yokmuş.
bir eksi daha verdim. "yapacağım iki espriden uzak kalmamak için beni yanında tutmaya mı çalışıyor" dedim.
bu durum gitgide rahatsız edince iyice uzaklaşmaya, şehir değiştirmeye karar verdim. bir şekilde haberi olunca, gitme ihtimalim belirdiğinde beni ne kadar sevdiğini anladığını filan söyledi, vaktinde yanıt verememesini de hak verilebilir şekilde gerekçelendirdi.
iyi dedim, sildim verdiğim tüm eksileri.
henüz ilk yakınlaşmamızda dibime sokuldukça sokuldu, kendimi dudaklarından aşağı kıvrılırken bulduğumda "hayır dedim, ben böyle bir adam değilim ve bunu doğru bulmuyorum, gözümdeki değeri erkenden düşmemeli, bu kadar erken çarçur etmemeliyim herşeyi" ve bir bahaneyle yanından uzaklaştım.
ama içimde gitgide birikiyordu soru işaretleri. bir yandan da hayvani güdülerimle başa çıkmaya çalışıyordum. çıkamadım. çılgınlar gibi her ortamda sevişmeye başladık. ben ne kadar titrek idiysem o o kadar cesur ve rahattı. bakire bir kadın gibiydim başlarda, gülüyor ve idare ediyordu beni.
ilk otel maceramızda yataktan çırılçıplak kalkıp hiç bir utanma emaresi göstermeden oda içerisinde bir şeyler yapışını korkuyla izlemiştim. aynen cep telefonundaki tüm bildirimlerin kapalı olması, ben yanından ayrıldığımda klavyeye giden parmakları. henüz "kime yazıyorsun aşkım" boyutuna gelmemiştik, soramıyordum da.
hikayesini dinledim, hor görülmüş, değersizleştirilmiş, genellikle terkedilmiş, çok kısa süreli ilişkileri olmuş biriydi. evet hiç benlik değildi ama sadık olduktan sonra önemi yoktu... gelen isimsiz çiçekler, ısrarcı eski sevgililer derken zamanla herşeye eyvallah edişimden rahatsız oldum.
bir seferinde sordu neden benden önce sadece bir kişiyle birlikte oldun diye.
"izlerle yaşamak zor olurdu heralde" dedim. "belki de" dedi.
bana hiç görmediğim kadar ilgi gösteriyor, deyim yerindeyse pamuklara sarıp sarmalıyordu.
iş ciddiyete doğru evrildikçe ki bazı uyarılarda bulunmaya başladım.
bu eski sevgili ısrarlarının en azından birliktelik resmileştikten sonra durması gerektiğini, kabullenemeyeceğimi söyledim mesela. dekolteli twitter, instagram pozlarının, ne idüğü belirsiz takipçilerden başka bir faydası olmayacağı konusunda uyardım. o ise her seferinde güven sorunu mu var aramızda tarzında sinir krizlerine giriyor, ben öyle biri miyim gözünde diye vicdanımı sömürüyor, beni ne kadar sevdiğini, benim için delirdiğini ifade edip duruyordu.
sudan bir sebeple artık sürdüremeyeceğini söyledi bir gün, hala kendisine dokunmama izin veriyordu ama. ellerini tutmama... ama soğumuştu anlıyordum. o o değildi. beni çok sevmiş ama olmamışmış çünkü ona güvenmemişim.
ailesine bazı şeyler iletmekle tehdit eden adamlar, silahlı eski eş, ne ara nasıl tanıdığını anlayamadığım bir sürü adam. hepsini kabul etmiştim, sindirmiştim ama en ufak eleştiri ya da tavsiyeme ağır cıngar çıkararak karşılık veriyordu.
şimdi anlıyorum, o sinir aslında sandığı kadar salak biri olmamamdan kaynaklanmıştı.
ayrılmıştık ama hala onun için az da olsa değerim varmışmış'lar, arada bir sorulan hal hatır derken whatsapp'ındaki hareketlilik dikkatimi çekmişti. tecrübem de en yakın arkadaşlarımdan olan evli birine yürüdüğüne işaret ediyordu. çocuğun evliliği sallantıdaydı. onun da zihnini bulamasından çekindim. gittim kendimden nefret ede ede uyardım. dengesiz, güvenilmez ve bana yaşatılanlar sana doğru geliyor, guardını al dedim.
o bana benzemiyordu, yakışıklı, bakımlı, kokusu 3 metreye yayılan, biraz kendini beğenmiş ama yine de saf biriydi. o saflığı olmasa zerre sikimde olmazdı.
kendisini de uyardım. boşanmış bir kadınsın, bazı şeylerin farkındayım, kendini düşün biraz dedim. beni öyle bir yerin dibine soktu ki. meğer beni hiç tanıyamamış ne şerefsizmişim, fesatmışım, bağnazmışım ne varmış odasına sık sık gidip gelmesinde. allah'ımdan bulasıymışım...
yine sildim verdiğim tüm eksileri, başladım kendime sövmeye. günahını aldım dedim, rezil ettim kadını. acaba kıskançlığımdan mı yapmıştım bunu sadece. oturup kalkamasınlar yakınlaşamasınlar diye. lanet olasıca ben.
arkadaşımla konu hep o olmaya başladı. hep ondan soruyordu, ben de anlatıyordum artık, ağzımı açmıştım bir kez. pişmanlıktan övmeye başladım bu kez. ne lanet bir adamdım ben, haksızlık etmiştim kıskançlığımdan...yalancı değildi ki o, bana herşeyini anlatmıştı, sevmişti de beni deli gibi, hala değer veriyordu, nasılsın diyordu, halimi hatrımı soruyordu... oysa ben naapıyordum, bazı önyargılarımla onu karalıyordum arkadaşıma, sana yürüyecek, dikkatli ol diyordum. ben yandım sen yanma.
ilk söylediğimde tepkisi "işim olmaz kanka" olan adamla çevrim içi dışı saatleri örtüşmeye başlıyor ben de fesatlığını sikeyim olum diyordum. öyle biri değil o. sevmedi mi seni, tapmadı mı, herşeyini açmadı mı sana...

"olum acil odaya gel benim, aşığım diyor, hiçbir beklentim yok, evlisin çocuklusun biliyorum diyor, öğlen dışarı çıkalım konuşalım diyor"

e boşuna giyilmedi ki o mini etek o gün. bana yaptığı gibi elini bacaklarına koydurup kendini parmaklatacak, sonra da "yavaşşşş yemin ederim yolu göremiyorumm" diyecekti.

dedim bu sana son uyarım, konu kıskançlık değil, bu kadın bir yılan, vaktinde de uyardım ama egonun okşanması hoşuna gitti, mesafe koymadın, şimdi ne bok yersen ye dedim çıktım.

"ona söyleme" diye ısrar etmiş aşkını ilan ederken. bizimki de sormuş, niye demiş ondan bu korkun? biraz yakınlaştık, aşk değil mantık olarak yaklaştım ama yürütemedik, incinsin istemiyorum demiş. ona doğru söylemiş, o zoruma gitti. bana da söyleyebilirdi bunu, mantık süzgecinden geldim sana diyebilirdi sevdim demek yerine... ona doğru söyledi çünkü onu gerçekten sevmişti, sevebileceği adam da oydu. yakışıklı, atletik, kendini beğenmiş, ona değer vermeyecek, siklemeyecek biri işte...
oysa ben tam yalanlar söylenesi biriydim. cici kız numarası yapılması gereken, sevmeden sevişemem ben yaaa denilerek ahlakın ispatlanması gerektiği bir adamdım.
o ise "hiçbir beklentim yok senden, sadece yanında yakınında olmak istiyorum, gelecek hayalim planım yok" denilecek bir adamdı. yani gel beni sorgusuz sualsiz becer. sonra da koy kıçıma tekmeyi, dağılalım.

yanıyorum da beslediğim saf, temiz duygulara yanıyorum. keriz silkeler gibi, ben öyle ahlaksız mıyım yaa yazıklar olsun triplerini yediğime yanıyorum.

amına koduğumun dünyasında şimdiye kadar yaşadığın hayatın sonucu ortada, bu ısrar neden be salak kadın. her şeyi kabullenmiş ve yalnızca geleceğe ilişkin sadakatten başka bişi beklemeyen bu adamla olmaz mıydı? sonra gördün ki naif, duygusal bir adamım. insan sikmek bu kadar mı kolaydı. hiç mi düşünmedin tüm inanışlarımın yerle bir olacağını? madem ilk fırsatta paraşütsüz atacaktın aşağıya ne sikime gökyüzüne çıkardın beni. ne bokuma aşk, huzur yalanları söyledin. bir insana iyiniyetlerini, erkekliğini, sevgiyi, aşkı, bütün hayatı sorgulatmak bu kadar mı kolay ya?
birazcık ama birazcık vicdanın insanlığın olduğuna inansam peşinden sürüklendiğim bu amına koduğumun ilçesinde balkondan atlayıp sabah yere yapışmış bir ceset olarak bulunup o vicdanın son zerrelerini de ben kül etmek, seni yakmak isterdim.
olup bitenden haberim olmadığını sanıp, şirin şirin iyi ikşimlir, çıy söyliyimm mi sana da, yhaa biz iyi ayrıldıkk böyle uzak soğuk olmak neden diye konuşuyorsun ya, gözümün önünde yılandan başka bir şey belirmiyor.
allah'ından bul.

bir daha sevenin de inananın da insanlık düşünenin de ta amına koyim.


3
kendi kendimin efendisyim kendi kendimin efendisyim
erkeklerin, sehvetli ve sehvetini iyi kullanan kadin karşısında götü başı dağıttığı bir başka olay.
yani o kadar insan tanıdım kendi öz ablam bile aldatıldı, boynuzu bu denli açık açık defalarca yiyen ama iliski sirasinda hâlâ sevildiğini düşünen birini tanımadım. üzücü.
distopikhayatınütopiksonucu distopikhayatınütopiksonucu
mantığı susturup kalbin kazanmasının istendiği anlardan bir tanesi daha.halbuki o kadar da neden varmış. işaretleri görüp görmemeyi seçmişsiniz.umarım tüm bu yaşanılanların unutulması mümkündür.
aforizmatikwoman aforizmatikwoman
şimdi kadınları anlamışsınızdır. malum bu kadının milyonlarca erkek versiyonuyla dolu ortalık.
bu başlıktaki 193 giriyi daha gör