sevin gayrı

düzen ve kargaşa düzen ve kargaşa
beni derde koyup kaçtın
gözün aydın sevin gayrı
yüreğime yara açtın
gözün aydın sevin gayrı

bir zamanlar benim oldun
ömür fidanımı yoldun
yeni bir sevgili buldun
gözün aydın sevin gayrı

verdiğin sözleri nettin
beni yakıp yıkıp gittin
harabe-i viran ettin
gözün aydın sevin gayrı
arkadan uzayan bir kisi arkadan uzayan bir kisi
en sıkıntılı anınızda hani çığlıklar atıp derdinizi dağa taşa anlatmak istersinizde bu isteğiniz hep gözünüzde yaş olurda birikiverir.elinizden gelen hiçbir şey yoktur çünkü.derdinizi kimse anlamaz, sizi kimse görmez, yüzünüze kimse bakmaz, sesiniz kimseciklere varmaz.
tükenip bitiverdiğinizde bu türkü sizin yerinize bağırır dağlara taşlara, bu türkü yakar içinizde ağıtları.

ah ne acı sözdür "ömür fidanımı yoldun"...

ayrıca son mısradaki "harabi' yi verem ettin" cümlesindeki harabi türkünün yazarıdır.
toprakta adı kalan adam toprakta adı kalan adam
alkollü gecelerin tartışmalı türkülerinden biridir. bir türkünün 2 dizesine saatlerce kafa patlattığımız dönemlerde, bir arkadaşım "harabi'yi viran ettin" kısmını, "o aslında harabe haline gelen gönlünden bahsediyor, yani zaten harabeydi bide sen iyice viran ettin diyor" demişti. oysa o dize harabi söz yazarı olduğu için klasik halk edebiyatı örneği olarak söylenmiş ve yazar kendisini tanımlamıştır.

arkadaşın söylediği de mantıksız değil tabi, zaten ali asker de ilk tekrarda "harabi'yi verem ettin"; ikinci tekrarda ise "harabeyi viran ettin" diye söyler.

kafaları böyle konulara yorduğum zamanları özledim...
ziyadesiyle seksliyim ziyadesiyle seksliyim
o değil de, şükriye tutkun negzel söylüyor lan bunu! bi başka güzel oluyor bu ablamla beraber türkü. hikayeyi sesiyle öğütüp, son derece gerçek bir biçimde dillendiriyor adeta. gerçi türküyü türkü yapan da budur hani. gerçek olması.

neyse işte. iyidir, dinleyeni efkara boğar. rakı masamın, çilingir soframın da vazgeçilmezidir.
toprakta adı kalan adam toprakta adı kalan adam
şükriye tutkun'dan epey önce, ali asker'den öğrendiğimiz ancak orta anadolu'da düğüncü diye tabir edilen ve pek bilinmeyen abdal torunu tufan altaş yorumlamasıyla daha sıcak bulduğumuz  türkü.

"köylü" versiyonunun daha yanık olmasını; elbette elektro bağlamanın çay bardağında rakı kokan ve meze meyvasinın doğramadan ısırılarak yendiği sokak lambalarıyla aydınlanan kasaba gecelerine borçluyuz.

düğün olsa da içsek geceleri var ya, işte ona... 
devenin ponponunun ucundaki tüy devenin ponponunun ucundaki tüy
unutulamayan sevgiliye sitem dolu şarkıdır.

beni derde koyup kaçtın
gözün aydın sevin gayrı
yüreğime yara açtın
gözün aydın sevin gayrı


bir zamanlar benim oldun
ömür fidanımı yoldun
yeni bir sevgili buldun
gözün aydın sevin gayrı

verdiğin sözleri nettin
beni yakıp yıkıp gittin
harabeydim viran ettin
gözün aydın sevin gayrı