sevmenin çok zor bir eylem olması

1 /
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
"hiçbir şey bilmeyen hiçbir şeyi sevmez. hiçbir şey yapmayan hiçbir şeyden anlamaz. hiçbir şeyden anlamayan kişi değersizdir. ama anlayan kişi hem sever, fark eder, hem de görür... bir şeyin yapısında ne kadar bilgi varsa o kadar sevgi vardır... bütün meyvelerin çileklerle aynı zamanda olgunlaştığını hayal eden kişiler üzümler konusunda hiçbir şey bilmiyor demektir."

erich fromm / sevme sanatı

diğer her sevgi konusu yalnızlıktan kaçmak için sığınılan bahanedir, sevgi değildir.

zaten fromm o konu için de; ''yalnız kalabilme yeteneği sevebilme yeteneğinin tek koşuludur.'' der.
six feet under six feet under
pek zor değildir. sevmek denince akla sadece sevgili geliyorsa zorlaşabilir. insanı bir kenara koyarsak işler epey kolaylaşıyor. önce kendini severek başlamak en doğrusu sanırım bu işe. sonrası geliyor.

olayı illaki insan ekseninde düşünmek gerekiyorsa eğer sevebilmek için sanırım bu işin bir ödün verme durumu veya alışveriş olmadığını anlamak gerekiyor. günümüz insanının yanılgısı budur. birini severken mutlaka bir karşılık, gururunu okşayacak bir söz, özel hissettirecek bir dokunuş bekler. ancak sevmek böyle bir şey değildir. sevgiye karşılık görme beklentisini eklediğiniz zaman hayal kırıklığını davet etmiş olursunuz. sevmek doğallığında gelişmesi gereken bir şeydir. bir mantık çerçevesinde ele alındığında her şey maddeleşir. duyguları rasyonelleştirmek duygunun kökünü kazımaktan farksızdır.

''sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevecek değil ya.'' denir. komik sözdür ama temelinde bir gerçeği barındırır. sevme işini alışveriş ilişkisine döktüğünüz zaman sevemezsiniz. sevginiz koşullu bir sevgiye dönüşür. bu karşılığını yitirdiği an üzüleceğiniz anlamına gelir.

size tavsiyem(tecrübe konuşuyor heyt be) hesapsız yaşayın. toplumun yücelttiği kavramlar, övdüğü pragmatizm insani ilişkiler için yıkıcıdır. içten olmak gerekir. sevmek ne ödün vermektir ne de bir alışveriş.
tarçınlı ıhlamur huzuru tarçınlı ıhlamur huzuru
hiçbir zaman kıymetinin bilinmemesiyle doğru orantılıdır. ne zaman çok sevseniz sanki evren bir şeyleri dengelemeye çalışır gibi o derece az sevilmenize ve karşı taraf tarafından o denli görmezden gelinmenize sebep olur.
feralatom feralatom
bu durumun bir şans olduğunu yazanlar olmuş. hakikaten öyle değil. o kadar zor bir hayat ki bu sevgisiz gecen hayat kimsenin yanına ait hissedemiyorsun kendini.

beni seviyo musun diye sorduklarında ( ki zaten bir kadının bu soruyu sorması bile aslinda bir şeylerin farkında oldugunu anlatır) yalan söylemek o kadar acı ki. o an o iyi hissetsin diye ağzının kenarıyla " tabi ki seviyorum nerden çıkti şimdi bu soru durduk yerde" diyorsun ya , ruhun koşuyor sahile doğru bedenin orada çakıli kaliyor. bugün sorarsa ona sevmedigimi söyleyeceğim diye uyandığın her sabahın akşamında ruhun yine sahilde oturup denizi izliyor.

ben kendimden başka kimseyi sevemiyorum , kimse ben değil. ben olmak çok zor. ben olmak istemiyorum. ama ben bana aşığım.

yalnız kalmaya o kadar alıştım ki ama öyle salt , tam kelime anlamıyla yalnizlık degil bu , popülist yazarların çok kullandığı o kalıplaşmış " kalabalıklar içindeki yalnızlık".

kalabalığını da sikeyim , bu teslim oluşu da. sevmek için çaba sarfetmeyen benliğimin her zerresini sikeyim.

çaba sarf edip de başaramayan ve başarısızlıkla mutlu oldu sanan bedenimin her hücresine tek tek sokayım.
topalkırkayak topalkırkayak
sevmek değil de sevdiğine katlanmak zor. bu insan olabilir, hayvan olabilir, bir yer olabilir, bir olay olabilir daha uzatabiliriz sanırım. herkesin ve her şeyin pozitif ve negatif yanları vardır. sevmediğin zaman pozitif taraflarını alır, negatif taraflarına denk gelince bırakırsın.

sevdiğin zaman öyle olmuyor işte. ben bunu seviyorum ama şu şu özellikleri çıkartalım diyemiyorsun. eğrisiyle, doğrusuyla kabul etmek durumunda kalıyorsun. zorluk burada başlıyor işte. sana ters gelen şeylere de sevdiğin için katlanmak zorunda kalıyorsun. katlanabildiğin kadar seviyorsun. zaten, bence bütün kavgaların/olayların sebebi de katlanamamak. fitil buradan ateşleniyor, sonra yangın oluyor, ortalık dağılıyor.

yani, diyeceğim, katlanabildiğin kadar seversin yeğen. swh.
rüzgar rüzgar
neyi sevmeye çalıştığına göre değişiyor bu eylem. mesela benim için kendimi sevmek çok zor bir eylem. nedenini bilmediğim bir şekilde yapamıyorum bunu . yoksa insan kendine neden bu kadar eziyet etsin. kendim hariç hemen hemen her şeye karşı bir yükselişim var gibi. mesela beş para etmez narsist pezevengin birini kendimden çok sevdiğim defalarca kanıtlanmıştır.
everybody leaves everybody leaves
götünüzü de yırtsanız sadece sizi sevmek isteyenler tarafından sevileceksiniz.

götlerini de yırtsalar sadece sevmek istediklerinizi seveceksiniz.

çünkü sevmenin bile kriteri var. bu yüzden zorluğundan bahsetmek anlamsız. gerektiğinde çok da kolay olabiliyor.
1 /