şikayet etmek

feleğin çemberi dar gelen trapezci feleğin çemberi dar gelen trapezci
gerçekleştiği yer türkiye ise, fişlenme korkusunun yanında hediye edildiği "eylem".

şayet "hökümet"i temsil etmemesi gerektiği halde eden bir yere "hökümet"in desteklemediği bir düşünce sarf ettiyseniz, üstüne de kimlik numaranızı söylemişseniz, özgürlük konusunda bolluk içindeki bu ülkede (!) şikayetiniz, insan olduğunuz ve farklı düşünebildiğiniz için "sağ"duyulu(!!) bir biçimde değerlendirilir ve gereği yapılır.
turkuaz turkuaz
yakınmak, bir durum veya olaydan olumsuz etkilendiğini birilerine anlatmak. tanım kısmını geçersek; bazen hepimizin başına geliyor. şikayetçi olduğumuz durumu biriyle paylaşma ihtiyacı duyuyoruz, ki bu günümüzde sıklıkla sosyal medyada paylaşma şeklinde oluyor. bağırıp çağırmak, küfür etmek istiyoruz. yapılan işin yanlışlığını, ondan kaynaklanan öfkemizi dışarı atmak istiyoruz. kendimize haklısın diyecek ve öfkemizi paylaşacak yandaş arıyoruz. öfkemizin çoğalarak yayılmasını istiyoruz ki buna sebep olanlar cezasını bulsun.

bize yapılanın acısını çıkarma ihtiyacı doğal bir içgüdü müdür sonradan mı öğrenilmiştir bilmiyorum ama bazen düşünüyorum da yaptığımız bu paylaşımlar, toplu bilincimizde nasıl etkiler meydana getiriyor acaba. sürekli sızlanıp duran insanlardan uzak dururuz değil mi? sebebi basit, negatif enerjiden yorulduk artık. sözlüğü, facebook'u, twitter'ı, gazeteleri, televizyonu açtığımızda karşımıza çıkan manzara çoğunlukla ne? acılar, suçlar, haksızlıklar. peki bunların hepsini kaldırabilecek kapasitede miyiz? her acı haberini, her sıkıntıyı dinleyip sindirebilecek halde miyiz? ne kadarı bizi ilgilendiriyor? soruyorum, hemen tepki göstermeyin. mesela, sadece kendi mahallemizdeki olumsuzluklar mıdır haberdar olmamız gerekenler? semt? ilçe? şehir? tüm ülke? tüm dünya? nerde durmalıyız tüm olumsuzluklardan haberdar olma noktasında? dünyanın her yerinde her an binlerce suç işleniyor, haksızlık yapılıyor, gördüğümüzde bizi üzecek olaylar yaşanıyor. peki hiç mi güzel şey olmuyor?

soruyorum, niye insanlığa dair pozitif olayları da paylaşmıyoruz. evet paylaşıyoruz, ama çoğunlukla şikayet, şikayet, şikayet. size bi şey söyleyeyim mi. olmasını istemediğimiz şeylerden bahsetmek onları daha da gözümüze sokuyor, onların varlığını daha çok kanıksatıyor bize, onların anlamları daha da güçleniyor. neyi istemediğimizi çok iyi bilmeye başlıyoruz ve onu yok edemesek de ondan daha çok bahsediyoruz. daha çok hayatımızın içine sokuyoruz onu. tamam peki, ahlaksızlıkları topluma bildirmezsek toplumun bundan haberdar olmasını ve müdahalede bulunmasını nasıl sağlayacağız? siz de haklısınız.

hepimiz ortak bir bilincin birer parçasıyız. birimizin yaptığı bir iş diğer herkesi etkiliyor. benim moralini bozduğum insan gidip negatif yükünü başkasına aktarıyor. bu böyle. etkileşimde bulunduğunuz herkes sizden aldığını kendi etkileşimde bulunduklarına bir şekilde ulaştıracaktır. kaçınılmaz. o yüzden hayatımızdaki pozitif şeylerin farkına varıp onları daha sık paylaşsak. paylaşsak. paylaşsak.. zamanla toplu kimliğimizde olumlu değerlerin arttığını görmez miyiz sizce de? çok basit, şimdi hemen bugün veya bu hafta karşılaştığın en pozitif olayı bi kişiyle bile olsa paylaşsan bu bile sevgi adına atılmış ufak bir tohum olacaktır. en çok bahsettiklerimiz, en çok görmeye açık olduklarımızdır. güzellikleri de görmeye açık hale getirsek kendimizi. ve paylaştıkça diğer insanların da gözlerinin açılmaya başlamasına vesile olsak. yavaş yavaş, sadece kusurları gören kişiler olmaktan çıkıp baktığı nesnenin veya olayın sevilebilecek özelliklerini de yakalayabilen kişiler haline gelsek. ne güzel olmaz mı.
ctrl x ctrl x
günlük hayatımızda hepimiz, devlet dediğimiz toplumsal kurumlarla irtibat kuruyoruz zorunlu,
gönüllü. irtibatlar devlet adına iş görenler veya toplum adına meslek icra edenler var, işte
sağlıkta doktorluk gibi bir meslekte, siyasete, hukuka varıncaya kadar. hepimiz devletle yüz
yüze kaldığımızda veya meslek erbapları ile yüz yüze kaldığımızda tabii ki evvela bir sorunumuz olduğunu ve bunu giderebilmek adına gidiyoruz önlerine. bir ihtiyaçla gidiyoruz ve gördüğümüz muamele ya bizi memnun ediyor, ya da rahatsızlı veriyor. hepimizin bu türden şikayetleri olmuştur, oluyordur, olacaktır.

şikayet etmenin insana yüklediği bir sorumluluk var. o da şikayetin konusu olan şeyin aşılmasına yardım etmek. yani devletten şikayet ediyorsak, devletin daha iyi bir devlet olması için sorumluluk üstlenmek lazım, bir mesleğin icrasından sıkıntılar var ise onun giderilmesine dönük olarak bunu düzeltmek ihtiyacına düşeriz. bize sadece şikayet hakkını vermiyor. tabi ki en doğal hakkımız şikayet etmek bu açıdan ama şikayet aynı zamanda bir sorumluluğu da işlemlerinizi istiyor. eğer namuslu kişiliğinin hakkını vermek isteyen bireyler isek şikayetin aşılmasına dönük çabaları da yüklenmemiz gerekiyor. bu devlet gibi bir kurumu komple ortadan kaldırmak veya meslek gurubunu iptal etmek ile olabilecek bir şey değil. arızayı gidermeye yarayacak şeylerden bahsediyorum. durum öyle bir hale gelir ki kurumlar da anlamsızlaşır ve ortadan kaldırılmaları gerekir.

şu sıralar eğitim ile alakalı olarak sistemin açmazlarından şikayet ediliyor. bir milletin kaderi tek bir kurum ile tahsis edilemez. en acısı ise en gözükmemesi gereken yerden gözüküyor olması. bir milletin ferdi olmak demek sadece okul ile eğitime yetinemeyen birliktelik demek. kimse kusura bakmasın, sadece okul dersleri başarısına bakılan bir yerde ya da elinde telefon ile çocuğuna dersini çalış diyen bir anne/baba fazla bir şey beklemesin. kendisi evde ne veriyor ki okulundan bir şey istiyor. sadece okulu ile eğitim verilen bir çocuğa anne ve babası da ihanet ediyor demektir.

olmalı diyen; şikayet eden,
olacakların tarlası kesilir;sorumluluğunu yüklenir.
---

olmalı diye, olacakların tarlası kesilir. (mevlana)
__________

şimdi tekrardan şikayet ettiklerimize ve ne yaptığımıza bakalım. belki hukuksuzluktan şikayet ettikten sonra kendi yaptığımız haksızlıklar ile yüzleşiriz de pişmalığını duyup yapmayız. belki yalan söyleyenden şikayet ederiz de yalan söylemenin pişmanlığını duyup yalandan vaz geçeriz. ha şikayet ederiz ama yalan söylemeye de devam edebilirz, bu durumda da şikayet ettiğimiz şeyler memnuniyetimizin olumsuz biçimde ifadesidir.


di mi ya di mi ya
her gün isyanım var benim kadere
ne güldürdü ne öldürdü bir kere
cehennem dertleri var cennetinde
ben yaşarken ruhum öldü içimde.

bugünkü modum bu, damar dibine kadar.