şimdiki dizilerde entrikadan başka bir şey olmamas

randolph carter randolph carter
ana akım türk seyircisinin ve kanalların beklentilerinin doğal bir sonucudur.

öncelikle, türk izleyicisi ekranda kendini görmek istemez. yani orta sınıfa mensup bir ailenin yaşamı veya bir beyaz yakalının mobbinge karşı mücadelesi ortalama türk seyircisine hitap etmez. "kenar mahalle" dizisi de milyonlarca lira değeri olan tarihi evlerde çekilir. türkiye'de izleyicinin temel motivasyonu, kendi sıkıcı hayatından uzaklaşabilmektir.
afrika'da, hindistan'da ve benzer üçüncü dünya ülkelerinde metruk evlerde lüks televizyonlar görmek mümkündür. televizyon, insanların tek kaçış noktasıdır. türkiye'de de benzer bir durum var. adam duvara kocaman televizyon asmışken kamerayı arkasında bulmak istemiyor. bir nebze anlaşılabilir bir durum.

bir parantez açalım, orta sınıf hikayelerini anlatan diziler bir zamanlar tutuyordu bu ülkede. bizimkiler, süper baba, estağfurullah yokuşu gibi yapımlar özellikle 90'lı yıllarda popülerdi. ancak bu dizilerin büyük ölçüde henüz rağbetini yitirmemiş olan, toplumcu-gerçekçi edebiyatın ve sinemanın ekmeğini yediğini düşünüyorum. kemal sunal filmleri de böyle değerlendirilebilir.

parantezi kapattık. seyirci kendi yaşamını görmek istemiyor. bu yüzden ekranda çarpıtılmış, yeniden kurgulanmış bir gerçeklik olması lazım. mesela 60 senedir tekrar tekrar üretilen "zengin oğlan fakir kız" konseptini göreceksek bile fakir kızın alaçatı'da müstakil evde yaşaması ve her sabah renkli bisikletine atlayıp normalde topu 40 lira olan dondurmadan yemesi gerekiyor. zaten bu beklentiyi değerlendirdiğiniz zaman gerçek hayatla bağı kopmuş bir kurgu oluyor elinizde.

senaryo sürekli kısıtlamaya uğrar. dizide toplumsal kodlarla çok fazla çatışan bir karakter olamaz. türkiye'de kurgu okuma alışkanlığı yeteri kadar gelişmediği için toplumun büyük kısmı, kurguyla gerçeği ayırt etme konusunda çocukluk çağını aşamadı. televizyonda bir karakter gördüğü zaman senaristin kendilerine "hepiniz böyle olun" mesajı verdiğini zannediyor. o yüzden, toplumsal kodlarla fazlaca çelişen bir karakter olunca tepki alıyor. meclise falan gidebiliyor olay. ülkede netflix'in hepimizi eşcinsel yapmaya çalıştığına inanan binlerce insan var.

karakterlerin zarar görmesi de hoş karşılanmaz. yani bu zarar sınırlı olmak zorundadır. karakteri öldürürsen seyircinin tepkisini çekersin. ev yansa karakter saçlarının fönü bile bozulmadan, yüzüne kömür sürülmüş bir biçimde kurtulmak zorundadır. karakterlerin arasındaki iyi-kötü ayrımı aşırı biçimde keskin olmak zorunda fakat elinde sonunda herkesin iyi ve mutlu olması da gerekiyor.

dizinin ilerlemesi için de bir aksiyon lazım. hareket lazım. bu hareketi de entrika dışında bir şeyle sağlamak mümkün değil. zaten haftada 120 dakika senaryo yazmak zorunda. yapacağı tek iş o onun arkasından iş çevirmiş, öteki öbürünün sevgilisine yürümüş... bu yani. başka bir alan kalmıyor.

o değil de ben sabah sabah niye bu kadar yazdım ya. mesai başlıyor. adieu!
1