simurg

1 /
ak tolgalı beylerbeyi ak tolgalı beylerbeyi
kaf dağında yaşayan ve her ölümüyle birlikte kendi küllerinden yeniden doğan kuş. bir çok mitolojide ölümsüzlüğün sembolüdür. çeşitli kaynaklara göre 500, 540, 1000, 1461, 1700, 7006 veya 12994 yıl yaşadığı şeklinde tevatürler bulunmaktadır. kısa bir süre sonra öleceğini farkettiğinde kendine güzel kokulu çiçek, bitki ve yapraklardan hazırlanmış bir yuva hazırlar ve içine yerleşir. efsaneye göre yuvaya yerleşmesinin ertesi günü öğle vakitlerinde yuvasıyla birlikte yanan simurg-un küllerinden 3 gün içinde yeni bir simurg ortaya çıkar.
türkçesi: tuğrul
farsçası: simurg
arapçası: anka
mısır ve yunan mitolojisinde: phoenix
diğer isimleri: sirenk, zümrüd-ü anka, hüma kuşu, bülbül-ü anka, devlet kuşu

ayrıca (bkz: simurg kitabevi)
tainakan tainakan
bir iran efsanesi, 30 kuşun simurg u bulma çabası.
ve bir gün fark ederler ki simurg kendileridir.
simurg 30 kuş anlamına da gelir.
finch finch
simurg bir masal kuşudur.
uzun boynunda beyaz bir halka bulunan, safran tüylü, güzel sesli, insana benzer kocaman bir kuş...
kuşların sultanıdır.
kaf dağı'nın ardında yaşar.
efsaneye göre, kuşlar, sultanlarını bulmak üzere toplanıp yola çıkarlar bir gün...
yol uzun, yolculuk zorludur.
"aşk denizi"nden geçerler önce...
"ayrılık vadisi"nden uçarlar...
"hırs ovası"nı aşıp "kıskançlık gölü"ne saparlar...
kuşların kimi aşk denizi'ne dalar, kimi ayrılık vadisi'nde kopar sürüden...
kimi hırslanıp düşer ovaya, kimi kıskanıp batar göle...
yolculuk bittiğinde, kaf dağı'nın ardına sadece 30 kuş varabilmiştir.
sultanları simurg'u bulamazlar orada...
sonunda sırrı sözcükler çözer:
farsça "si", "30" demektir.
..."murg" ise "kuş"...
"30 kuş", anlar ki aradıkları sultan kendileridir.
ve gerçek yolculuk kendine yapılan seyahattir.

(bkz: can dündar)
(bkz: kırmızı bisiklet)
beetlejuice beetlejuice
diğer ismiyle zümrüdü anka; efsanevi bir kuştur. pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer doğu mitoloji ve efsanelerinde de yer edinmiştir. sênmurw (pehlevi ve sina mrupâzand) diğer isimlerindendir. ayrıca zaman zaman sadece anka kuşu olarak da anıldığı olmuştur.

mitik kuş simurg fars sanatında kuş şeklinde, kanatlı dev bir yaratık olarak resmedilmiştir. zaman zaman köpek başına ve aslan pençelerine sahip bir tavus kuşu olarak da resmedilmiştir. bazen insan yüzü ile de resmedildiği olmuştur. bir bölümü memeli olduğu için yavrularını emzirirdi. yılanlara karşı bir düşmanlığı vardı ve yaşadığı yer fazlasıyla sulaktı. bir antik iran tanımında simurg'un kendisini alevlerle kaplayana kadar 1700 yıl yaşar, daha sonraki tanım ve kayıtlarda ise onun ölümsüz olduğu ve bilgi ağacı'nda bir yuvası olduğundan bahsedilmiştir.

iran efsanesine göre, bu kuş o kadar yaşlıdır ki dünyanın yıkılışına üç kez tanık olmuştur. tüm bu zaman boyunca, simurg o kadar çok öğrenmiştir ki tüm zamanların bilgisine sahip olmuştur.

sasani persler simurg'un yere bereket bahşedeceğine ve dünya ile göğün arasındaki birliği sağlayacağına inanırlardı. yaşam ağacı, gaokerena'da tünediğine ve her türlü şeytani şeyi tedavi eden, düzelten kutsal haoma bitkisinin yöresinde yaşadığına inanılırdı. daha sonraki iran geleneklerinde simurg ilahiliğin bir sembolü haline gelmiştir. ayrıca, sên-murv/simurg pers edebiyatında homâ olarak tanımlanmış, arapça'ya ise rukh olarak girmiştir.

simurg uçuşa kalktığında, bilgi ağacının yaprakları titrer her bitkinin tohumlarının dökülmesine neden olurdu. bu tohumlar dünyanın her yanına dağılır gelmiş geçmiş her bitki çeşidinin kök almasını sağlar ve böylece de (bu bitkiler yoluyla) insanoğlunun tüm hastalıklarını tedavi ederler. simurg'un tüylerinin bakır renginde olduğu söylenmiştir. her ne kadar başlarda bir köpek-kuş olarak tasvir edilse de, daha sonraları sıklıkla bir insan veya köpeğin başıyla gösterilmiştir. onun iyilik sever bir doğası olduğu ve kanatlarının bir dokunuşunun her türlü hastalık veya yarayı tedavi edeceğine inanılırdı.

firdevsi'nin epik eseri şahname'de (şahların kitabı) simurg en tanınmış halini almıştır. şahname'de simurg'un prens zal ile olan ilişkisi yer alır. şahname'ye göre kral siam'ın oğlu zal albino olarak doğmuştur. kral siam albino oğlunu görünce, çocuğun şeytanların tohumu olduğunu düşünüp çocuğu bir dağa terk etmiştir. çocuğun ağlayışlarını duyan yumuşak kalpli simurg çocuğu alıp büyütür. zal her türlü bilgiye sahip simurg'dan hikmet almış birçok şey öğrenmiştir. yine de büyüyüp bir yetişkin olduğu zaman insanların dünyasına girmek ister. simurg çok üzülse de, ona bir tane altın tüy verip gitmesine izin vermiştir. eğer zal, simurg'un yardımına ihtiyaç duyarsa bu tüyü yakacaktır.

krallığına döndüğünde zal güzel rudaba'ya aşık olur ve onunla evlenir. karısı bir oğula hamile kalır fakat doğum zamanı geldiğinde birçok sorun yaşarlar. zal karısının doğum sırasında öleceğini fark eder ve tam rudabah ölüme yakınken zal simurg'u çağırmaya karar verir. ortaya çıkan simurg zal'ın bir tür sezaryan benzeri yöntem uygulamasını sağlar ve rudabah ile çocuğun hayatını kurtarır. bu çocuk daha sonra en ünlü ve büyük pers kahramanlarından biri olacak rüstem'dir.

islami dönem sembolizmine bakıldığında sufi feriddedin attar (`ferid ud-din attar) bu kuştan kendini aramanın sembolü olarak söz eder. batı’da `feniks phoenix), iran tradisyonunda simurg, orta doğu tradisyonunda anka kuşu, türk tradisyonunda kerkes adını alan bu efsanevi kuşların ortak bir özelliği ölümsüzlüktür. ayrıca bu kuşlarla ile ilgili anlatımlarda genellikle bir yanma motifi bulunur. örneğin, kerkes, herodot ve plütark’ın değindiği feniks’te de görüldüğü gibi, öleceği zaman, bir tür ateş olup kendi kendini yakan ve kendisinden yeniden doğan bir kuştur. anka ya da zümrüd-ü anka orta doğu tradisyonuna göre, kaf dağı’nda yaşar. bu efsanevi kuş sembolizmlerinde simgelenen başlıca anlamlar, spiritüel aydınlanma ve reenkarnasyon olarak açıklanır. feniks sembolizminde kuşun yanması cehenneme iniş deneyimini, yeniden doğması ise arınılarak saf şuur halinin elde edilişini simgelemektedir.

simurg - vikipedi simurg ( farsça: سيمرغ) veya bir diğer ismiyle zümrüdü anka efsanevi bir kuştur. pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer doğu mitoloji ve ef... wikipedia
hürrem hürrem
bu kuşun üzerinde her kuştan bir eser bulunduğu için simurg adı verilmiştir.

bi-vücud olmak gibi yoktur cihânın râhatı
gör ki simurg'un ne dâmı var ne de sayyâdı var
ragıp paşa
comfortably numb comfortably numb
bir ölümlünün asla göremeyeceği, sadece kendisinin kendisini göreceği kuşların kralıdır. masala göre izahı şöyledir :

kuşlar diyarında yaşam tüm canlılığı ve hareketliliğiyle devam etmektedir. inançları gereği kabilenin tüm üyeleri, hayatın dinamik değişimlerinin doğurduğu farklı durumlara göre, başları sıkıştığında tüm kuşların efendi’si olan ve zor duruma düşen kuşlara her zaman yardım ettiği söylenen simurg’a dua etmektedirler. ancak gel zaman git zaman aralarından bazıları simurg’un neden yardım çağrılarına cevap vermediğini ve kendilerine görünmediğini sorgulamaya başlarlar. zamanla bu tartışma halk arasında yayılır ve bir süre sonra simurg’un varlığının sorgulanmasına dönüşür. aralarından kimileri bu şüphelerini açıkça itiraf ederken, kimileri yardımın gelmemesini kendi eksikliklerine bağlarlar. tam da bu hararetli tartışmalar sürerken, uzak bir ülkeden gelen cinsini kestiremedikleri bir kuştan aldıkları haberle büyük bir heyecana kapılırlar. habere göre uzaklarda bir sürü simurg’un kanadından bir tüy bulmuştur!..

bunun üzerine sayıları oldukça yüksek olan kuş kabilesi toplanmaya ve konuyu aralarında görüşmeye karar verirler. simurg’un var olduğunu işaret eden ancak kendilerine neden yardım etmediğini açıklamaya yetmeyen bu bilgi onları, bu durumdan kurtulmanın tek yolunun, uzun ve zorlu bir yolculukla varılabileceği rivayet edilen kaf dağı’nda yaşayan simurg’u bulmak olduğu konusunda ikna eder. o güne kadar böyle bir yolculuğa çıkanlar olmuş ancak geri dönen olmamıştır. bu nedenle kuş toplumu, sessizliği ve konulara bilgece yaklaşımlarıyla onlara her an yardımcı olan haberci kuşa yolculuğun nasıl olması gerektiği konusunda danışma ve hazırlıklara başlama kararı alır. bilge kuş daha evvel bahsedilen bölgeleri tanıdığını ve topluluğa kılavuzluk edebileceğini söyler. yoldaki riskler nedeniyle, oluşturulacak olan büyük bir grubun bilge kuşun önderliğinde, diğer adı zümrüd-ü anka kuşu olan simurg’u bulmak için kaf dağı’na gönderilmesine karar verilir…

tüm kabile arasından bu uzun ve zorlu yolculuk için yeterince istekli ve gerekli vasıflara sahip kuşlardan oluşan büyük bir grup oluşturulur. kuşlar sevdiklerine veda eder ve yola koyulurlar…

simurg’un her canlıdan bir iz taşıdığı söylenmektedir… ve tüylerinde her rengin barındığı… kanatları altın ve kırmızı karışımı, vücudunun ve başının ise mor renkte olduğu… en garip söylentilerden biri yüzünün insana benzediğidir! kuş gibi olmayan bir kuştur simurg! benzersizliği nedeniyle tektir. ve hakkındaki tüm efsanelerin en can alıcı noktası, anlamı üzerinde tarih boyunca belki de en fazla kafa yorulmuş olan benzersiz eylemidir : ömrünün bir aşamasına geldiğinde, yaşadığı yer (evi) olan “bilgi ağacı”yla birlikte kendini ateşe vererek, kül olana kadar yanmakta ve ardından o küllerin içinden tekrar doğmaktadır! bu nedenle simurg; ölümsüzdür…

tüm bu efsanevi özelliklerinin yanında canlılara en zor anlarda yardım ettiği ve kendine en fazla ihtiyaç duyulduğu zamanlarda ortaya çıkarak varlığını gösterdiği söylenmektedir… her zaman yanlız olan bu kuşun kendinden yardım isteyenlere asla “hayır” cevabı vermediği rivayet edilmektedir… varlığı, yanında bulunana tarifi mümkün olmayan bir mutluluk, sükunet ve huzur vermektedir… simurg ortaya çıktığında, onu görebilme şansına erişenlerin bir daha asla eskisi gibi olmadıkları da rivayetler arasındadır… simurg, dünyaların yıkılışları ve tekrar tekrar yapılışlarına şahit olmuştur. bu nedenle bilgeliği akılların ötesindedir… onun yer ile gök arasında birliği sağlayacağı söylenmektedir… uçuşa kalktığında, bilgi ağacının yapraklarının titremesi nedeniyle dökülen tohumların dünyanın her yanına dağıldığı, gelmiş geçmiş her bitki çeşidinin kök salmasını sağladığı ve bu bitkilerin insanoğlunun hastalıklarını tedavi ettiği gibi bazı rivayetleri anlamlandırmaya çalışmak ise konuşanların akıllarını zorlamaktadır adeta…

tüm halkların kendilerine has farklı şekillerde ondan söz etmesi de son derece gizemlidir… bu derece bilinen ve bu derece gözlerden ırak bir kuştur zümrüd-ü anka… her yerde var olduğu halde, hiçbir yerde bulunamayan bir kuş…

yolculuk başlayalı uzun zaman olmuştur… her gün farklı diyarların üzerinden uçan, daha evvel tatmadıkları deneyimler yaşayan ve yeni şeyler öğrenen sürü, günlerin nasıl aktığını belirli bir süre anlamamıştır adeta… kuşlar simurg hakkında bildikleri efsaneleri tartışarak yollarına devam ederken, bahsedilen zorlu vadilere de yaklaştıklarını bilmeleri, onların gittikçe daha fazla sessizleşmesine yol açmıştır. efsanelerde duyulan yerlere gitmenin onlarda meydana getirdiği düşünceli sessizlik, aynı zamanda günlük hayatlarında düşünmedikleri şeyleri de düşünmelerine zemin hazırlamıştır. konakladıkları ve mola verdikleri yerlerde simurg’un kahramanlara nasıl yardım ettiğini, onunla birlikte aşılamaz denen dağları geçerek çok uzak diyarlara gittiklerini anlatmakta ve kahramanların orada kendileri için paha biçilmez hazinelere ulaştıklarından bahsetmektedirler. her kuş toplumunun bu hazinelerle ilgili farklı varsayımları vardır…

en ürpertici rivayetlerden biri de, kaf dağı’nın normal bir kuş için bulunamaz olmasıdır! nice zorluklar aşsa dahi arayanlar, simurg’un sadece kendini bulmaya hazır olanlara görüneceği söylenmektedir! ona çabayla dahi ulaşılamamakta ancak ulaşanlar da ancak çabalayanlar arasından çıkabilmektedir… bir rivayete göre simurg, kendisini bulana ya ölümsüzlüğü, ya da aradığı en değerli hazineyi vermektedir…

o, kuşların göklerdeki hükümdarıdır ve her şeyi bilmektedir… yolun sonuna gelmeyi başarabilenler o’nu kaf dağı’nda, bilgi ağacı adı verilen ağacın dallarında bulacaklardır… ancak kaf dağı’nın eteklerinin dahi bulutların üstünde olması, yolculuğun zorluğu hakkında daha net bir fikir vermektedir…

tüm bu rivayetlerle geçen uzun yolculuk içerisinde, zamanla birçok kuş yolculuktan çeşitli gerekçelerle vaz geçmeye başlar… yolculukları boyunca her an yanındakilere yol gösteren ve onları devam etmeye teşvik eden bilge kuş olmasa, belki de yolculuk henüz dağın eteklerine dahi ulaşamadan son bulacaktır… oldukça fazla kuşun yolculuğu bırakmasından sonra geriye kalanlar en sonunda kaf dağı’nın eteklerine ve aynı zamanda efsanelerde geçen meşhur vadilerin başlangıcına ulaşırlar… ve tıpkı bahsedildiği üzere en büyük zorluklar yolculuğun bu aşamasından itibaren başlar…

bu tip vadilerden uçmak gibi bir deneyimi daha evvel hiç yaşamamış olan kuşlardan bazıları hızla rahatsızlanır, tedirgin olur ve geri dönme kararı alırlar… kimileri bir süre dinlenmek üzere o anda üzerinde uçtuğu vadiye doğru alçalarak sürüden ayrılırlar, belki de bir daha onları hiç yakalayamayacaklarını bilmeden… kimileri o vadilerde gördükleri benzersiz güzelliklere dalarak yollarını kaybederler… mazeretler gittikçe artar… ilerledikçe, çoğu içlerinde tarifi mümkün olmayan bir özlem hissederler geride bıraktıklarına… yurtlarını, halklarını, o tanıdık ve bildik dünyalarını özlemişlerdir! zaten bu zorlu yolun sonu da meçhuldür… kitleler halinde gruptan ayrılmalar başlar… bu sonu gelmeyecek gibi görünen yolu kimileri öfke ve kavgacılıkları nedeniyle terk eder, kimi kuşlar ise yol arkadaşlarının onlardan ayrıldığını görerek kararlılıklarını yitirirler… kartalların çoğu kibirlerinden dolayı ayrılır sürüden. krallıklarını özlemiş ve haşmetlerinin gittikçe silindiği bu yolculuktan sıkılmışlardır… artık şarkı söyleyerek ilgi toplayamayan birçok bülbül ve renkli güzelliği ile dikkat çekemeyen birçok papağan da bıraktıkları yaşamlarına dönmek üzere sürüden ayrılır…

işin garip yanı, onları dağın eteklerine kadar getiren bilge kuşun yolculuğu bırakmak isteyenleri bu aşamadan sonra geri çevirme gibi bir çaba göstermediğine şahit olmalarıdır! bu durumu kendisine sorduklarında net bir cevap alamazlar… simurg’un tüyünün bulunduğunu ve onun gerçekten var olduğunu hep ondan öğrenmişlerdir! yolculuğa inanılmaz bir şekilde önderlik etmiş ancak kendini adeta belli etmemiştir… tüm bunları düşündüklerinde açıklayamadıkları boşluklar nedeniyle bu işin nereye varacağı hakkında detaylı konuşmak istediklerini iletirler… o ise bu aşamadan sonra sarfedilecek sözlerin, yolun sonunda kendi yaşayacakları deneyim yanında anlamsız olacağını söyleyerek onları cevapsız bırakır…

sırasıyla istek, aşk, marifet ve istiğna vadilerini geçerler; az kalmalarına rağmen sayıları daha da azalarak… vahdet vadisi inanılmaz bir vadidir… birçoğu burada kalmak, başka hiçbir yere gitmemek ister… ardından hayret vadisi’nde gördükleri karşısında donup kalırlar… sonsuza kadar o vadiyi seyretmekten daha güzel ne olabilir ki? ne yerleri, ne yurtları akıllarına gelmemektedir artık! hayret halinde kalan nice kuşu geride bırakan küçük grup, tamamen idrakleri ve hayal güçleri dışında olan yokluk vadisi’ne ulaşırlar… bu vadiden bahsetmek dahi çelişki doğuracak, varlık alanına ait olacaktır… tarihte bu vadi hakkında “bahsedilen her ne varsa, o değildir” denmektedir… doğası gereği hakkında hiç konuşulamayan ve sonsuza kadar da konuşulamayacak olan yokluk vadisi… ona ulaşanlar dışında tüm varlıklar için sonsuza kadar bir sır olarak kalacak bu vadi kaf dağı’nın son vadisi ve simurg’un yuvasına açılan kapıdır…

sonunda, geriye kalan azınlık tüm efsanelerin bağlandığı o “en kutsal yer”e varırlar. önlerinde tüm heybetiyle bilgi ağacı durmaktadır… hepsi huşu içindedirler… tüm zerrelerine kadar kutsalla dolu bu mekana gelmek için hatırlayamadıkları kadar uzun bir yolculuk yapmışlar ve topluluklarının neredeyse tamamını yolda bırakmışlardır… sadece bir avuç kuş olarak oraya varmak hayal gibidir! mutlak bir sessizliğin içinde ağır ağır bilgi ağacı’na doğru ilerlerler… bilgi ağacının üzerinde otuz tane tablet vardır… hiç bir ses çıkmaz gruptan… neredeyse fiziksel olarak dokunulabilecek bir sessizlik içerisinde herbiri, kendine yakın tabletin bulunduğu dala usulca yerleşir ve okumaya başlar…

“yuvanıza hoş geldiniz”
yazmaktadır tabletin başında. içlerindeki duygu fiziksel bedenlerini zorlamaya başlamıştır. öyle beklenmedik, öyle akıl almaz birşeyi idrak etmeye başlamışlardır ki, bedenleri bu idrakin yoğunluğuyla titremeye başlar… yazı şöyle devam etmektedir :

“burası si (otuz) – murg (kuş)’un evidir…”

bu esrimenin şiddetiyle o ana kadar inandıkları, oldukları, zannettikleri herşey ve tüm kimlikleri, idrak ettikleri hakikat karşısında yanmaya ve yok olmaya başlar! aynı anda dallarında oturdukları bilgi ağacı’da alev alır! varoluşlarının açığa çıkan sırrı tüm varlıklarını bilgi ağacı’yla birlikte yakmaya başlamıştır! mit; tıpkı sonsuzluktan beri gerçekleştiği ve sonsuza kadar gerçekleşmeye devam edeceği gibi gerçekleşmektedir! herbiri birbiriyle tıpatıp aynı renkte küllere dönüşene kadar yanarlar… ve sonunda, geriye yanacak hiçbirşey kalmadığında, o küllerin içinden doğar zümrüd-ü anka…

simurg anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek;
kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça,
her birimiz birer simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda,
tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

şimdi kendi gökyüzünüzde uçmak zamanıdır.
ayağınıyorganınagöreuzat ayağınıyorganınagöreuzat
antalya kaleiçinde;kedisi pakize,emrah ve haydar abisiyle yorgun dahi olsan muhabbet edip seni neşelendiren,önceden daha harika olup şimdi işe saçmasapan kişilerin gelmeye başladığı,yaklaşık 7-8 aydır gitmediğim harika mekan.
zd99 zd99
iran mitolojisinin ünlü efsanelerinden biridir.

simurg bir masal kuşudur.
uzun boynunda beyaz bir halka bulunan, safran tüylü, güzel sesli, insana benzer kocaman bir kuş...
kuşların sultanıdır.
kaf dağı'nın ardında yaşar.
efsaneye göre, kuşlar sultanlarını bulmak üzere toplanıp yola çıkarlar bir gün.
yol uzun, yolculuk zorludur.
''aşk denizinden'' geçerler önce
''ayrılık vadisinden'' uçarlar
''hırs ovasını'' aşıp ''kıskançlık gölüne'' saplanırlar.
kuşların kimi aşk denizine dalar, kimi ayrılık vadisinde kopar sürüden.
kimi hırslanıp düşer ovaya, kimi kıskanıp batar göle
yolculuk bittiğinde, kaf dağı'nın ardına sadece 30 kuş varabilmiştir.
sultanları simurg'u bulamazlar orada...
sonunda sırrı sözcükler çözer:
farsça 'si', '30' demektir.
'murg' ise 'kuş'...
''30 kuş'', anlar ki aradıkları sultan kendileridir.
ve gerçek yolculuk kendine yapılan seyahattir.
papağan papağan
zümrüdü anka efsanevi bir kuştur.mistik kuş simurg fars sanatında kuş şeklinde, kanatlı dev bir yaratık olarak resmedilmiştir. zaman zaman köpek başına ve aslan pençelerine sahip bir tavus kuşu olarak da resmedilmiştir. bazen insan yüzü ile de resmedildiği olmuştur. bir bölümü memeli olduğu için yavrularını emzirirdi. yılanlara karşı bir düşmanlığı vardı ve yaşadığı yer fazlasıyla sulaktı. bir antik iran tanımında simurg'un kendisini alevlerle kaplayana kadar 1700 yıl yaşar, daha sonraki tanım ve kayıtlarda ise onun ölümsüz olduğu ve bilgi ağacı'nda bir yuvası olduğundan bahsedilmiştir.
iran efsanesine göre, bu kuş o kadar yaşlıdır ki dünyanın yıkılışına üç kez tanık olmuştur. tüm bu zaman boyunca, simurg o kadar çok öğrenmiştir ki tüm zamanların bilgisine sahip olmuştur.
simurg uçuşa kalktığında, bilgi ağacının yaprakları titrer her bitkinin tohumlarının dökülmesine neden olurdu. bu tohumlar dünyanın her yanına dağılır gelmiş geçmiş her bitki çeşidinin kök almasını sağlar ve böylece de (bu bitkiler yoluyla) insanoğlunun tüm hastalıklarını tedavi ederler. simurg'un tüylerinin bakır renginde olduğu söylenmiştir. her ne kadar başlarda bir köpek-kuş olarak tasvir edilse de, daha sonraları sıklıkla bir insan veya köpeğin başıyla gösterilmiştir. onun iyilik sever bir doğası olduğu ve kanatlarının bir dokunuşunun her türlü hastalık veya yarayı tedavi edeceğine inanılırdı.
bir rivayete göre;firdevsi'nin destansı eseri şahname'de (şahların kitabı) simurg en tanınmış halini almıştır. şahname'de simurg'un prens zal ile olan ilişkisi yer alır. şahname'ye göre kral sam'ın oğlu zal albino olarak doğmuştur. kral sam albino oğlunu görünce, çocuğun şeytanların tohumu olduğunu düşünüp çocuğu bir dağa terk etmiştir. çocuğun ağlayışlarını duyan yumuşak kalpli simurg çocuğu alıp büyütür. zal her türlü bilgiye sahip simurg'dan hikmet almış birçok şey öğrenmiştir. yine de büyüyüp bir yetişkin olduğu zaman insanların dünyasına girmek ister. simurg çok üzülse de, ona bir tane altın tüy verip gitmesine izin vermiştir. eğer zal, simurg'un yardımına ihtiyaç duyarsa bu tüyü yakacaktır.
krallığına döndüğünde zal güzel rudaba'ya aşık olur ve onunla evlenir. karısı bir oğula hamile kalır fakat doğum zamanı geldiğinde birçok sorun yaşarlar. zal karısının doğum sırasında öleceğini fark eder ve tam rudabah ölüme yakınken zal simurg'u çağırmaya karar verir. ortaya çıkan simurg zal'ın bir tür sezaryan benzeri yöntem uygulamasını sağlar ve rudabah ile çocuğun hayatını kurtarır. bu çocuk daha sonra en ünlü ve büyük pers kahramanlarından biri olacak rüstem'dir.
1 /