simya

1 /
infante defunte infante defunte
değersiz madenlerden altın yapma sanatı. simyanın tinsel düzlemdeki amacı ise sıradan bir insanı tinsel bir insana dönüştürmektir. bu dönüşüm felsefe taşı aracılığıyla gerçekleşecektir. kökleri antik yunan a dayanan simya daha sonra araplara geçmiştir. simya öğretisinin ilk birleşimi cabir ibn-hayyan ın yapıtlarında görülür. 12.yy dan başlayarak arapça metinlerin çevrilmesi ile batıda yeniden gelişmiştir. simyanın sonul amacı büyük yapıtı gerçekleştirmektir. bu sürecin üç aşaması kara yapıt, beyaz yapıt ve kırmızı yapıt tır.
alchemilta alchemilta
olayın bir maddeyi kendine eşdeğer başka bir maddeyle transfer etmek olduğu, ancak hala bulunamamış olan felsefe taşının dönüşümü yapılacak özdeş bir maddeye gereksinim duymadan, yoktan değer yaratacağına inanıldığı mistik bilim. örneğin, modern kimyaya başvurarak basit bir açıklama olarak buzu elde etmek için ona eşdeğer özellikte olan suyun feda edilmesi simyanın mantığını oldukça güzel betimler. tabii daha sonra bu amaç kültür etkileşimlerine de dayalı olarak farklı yönlere saptırılmış; değersiz madenlerden altın elde etmek, ölümsüzlüğe ulaşmak, insan hayatının dönüştürülmesi gibi.
peer peer
çok eski tarihlerden semavi dinlerin gelişine kadar fizikötesi bilimin olduğuna ve bunun uygulayıcılarının olduğuna inanılırdı mesela günümüze kadar gelen büyü de bunun bir dalı ... semavi dinlerle birlikte büyücülüğün kesin bir ibare ile (büyü yapmak günahtır) durdurulması sonrası günümüzde fizikötesini iyi tanıyamıyoruz diyebiliriz eğer fizikötesinin kendi kuralları olan bir ilim türü olduğuna ve varolduğuna inanıyorsak ...

bu paragrafı sindirdikten sonra eğer bu fizikötesi ilimde ilerlemiş arkadaşlarla empati kurabilirsek (ak maji veya kara maji olsun) kendi ilimlerini yani gözle görülemeyen kurallara dayalı ilimlerini insanlığa kanıtlayabilmek ve kendilerini aklayabilmek için bir yol arayışında olmaları gerektiğini anlayabiliriz ... işte tam da burada kendi ilimleriyle fiziği birleştirebilecek gözle görülebilir bir kanıt sunabilmek için simya üzerine çalışmaya başladılar ; her maddenin bir ruhu veya enerjisi olduğuna inanan majiler maddeyi simya yolu ile altına çevirmeye çalıştılar ...

ancak yukarıdaki düşünceyi zemin alır da düşünürsek günümüze baktığımız zaman başarılı olamadıklarını da anlamış oluruz ...
setheleh setheleh
simyada esas olan madde değil de özelliğidir. maddenin kendisinden çok rengi o maddeye değerini veriyordu. bu yüzden aslında altına dönüşmeyen fakat sarartılan sahte takılar da bir şekilde "iyileştirilmiş" sayılıyordu. inanışa göre madde altına döndüğünde ruh kazanıyordu ve önemli olan da buydu.

aristoteles denilen bir acayip adam da simyagerlerin temel ilkelerine değinmiştir zamanında. çünkü aristoteles'e göre her madde hava,su,toprak ve ateşin belirli oranda birleşiminden oluşur . bu oranlar maddeye karakterini kazandırır. maddenin-kişinin vücudundaki bu madde oranlarını değiştirmek yolu ile onun özelliklerini de değiştirirsiniz.

simyadaki efsanevi felsefe taşı ile eşit takası yıkmak mümkün; yani bir kazanç sağlanabilir. işte bu yüzden felsefe taşı diye bir şey yok. maddeden maddeye dönüşümde bir kazanç sağlanamıyor. hem felsefe taşı bulunsa bile yapabileceği "sarartılan sahta altın" yaratmaktan öte bir şey olamaz. ne yazık ki gerçek bu. simya da astroloji gibi gözlem ve mantıklı çıkarımlar içeren ama hayal mahsülü olmaktan öteye gidemeyen bir "bilim".
tat mahal tat mahal
kurşun ve bakır gibi metalleri altına ve gümüşe dönüştürmek için ortaya çıkmış yalancı bir bilimdi. kimyasal işlemlerle yapıldığı için kimya biliminin gelişmesine büyük katkılar yapmıştır. insanlar, eski dönemlerde insanlar ruhun cennete kusursuz hale gelmesinni ancak ölüm ile mümkün olabileceği düşüncesinden hareketle kurşunun da ölerek altına dönüşebileceğine inanıyorlardı. dolayısıyla kurşun öldürülür ve altına dönüştürülebilirdi. simyacılar, deneylerini gizli tutmak için malzemelerinin isimlerini kendilerine göre şifreliyorlardı. ayrıca ele aldıkları eserleri tanrılara, krallara ithaf ettikleri için simyaya mistik düşünceler hakim oluyordu.

demir, kurşun ve bakır gibi metaller altına ve gümüşe dönüştürülmek için hermes vazosu adı verilen cam kapta ısıtılırdı. gümüş elde etmek için metallerin beyaz, altın için kırmızı olması beklenirdi. simyacıların metalleri altına dönüştürmek için kulandığı formülü gizli maddeye simyacı taşı denirdi. bu kelime yunanca "kurutucu toz" anlamına gelen kserion idi ve bu kelime latinceye oradan da iksir şeklinde arapçaya geçmiştir. aynı zamanda simyacı taşının ölümsüzlük getireceğine inanılan yaşam iksirinin kaynağı olduğu düşünülürdü. araplar, orta asya fetihleri sırasında çinlilerden bu konuda birçok şey öğrenmişti. simya alanında önemli çalışmalar yapan ebubakır razi nin deneyleri batı dillerine çevrilince simyacılık avrupa da yeniden doğu. 1300 lü yıllarda mineral asitler ve alkol keşfedildi.
anime anime
yüzyıllardır sadece "birtakım insanların maddeleri altına çevirme çabası" olarak görünüp sadece bu haliyle bile değer bulamamış ilim. oysa simya, iç değeri, anlamı olarak aslında o kadar büyük bir öneme sahip ki...

simya, maddenin bütün kir ve paslarından arınması ve en mükemmel haline yani altına dönmesini amaçlar. bide felsefe taşı olayı var ki bu taş da maddeyi altına çevirebilecek bi taş. bu nedenle de simyanın en önemli unsuru haline geliyor.

"peki neden simya sadece felsefe taşı ve maddeyi arıtarak altına çevirme işi ile ilgileniyor?" derseniz size buruk fakat bi o kadar da sert bakışlarımı atar ve derim ki "maddenin altına dönüşmesini bir nevi sembol olarak değerlendirebilirsiniz. maddenin arıtılması işlemini insana uyarlarasak eğer insan ruhu ve bedeni hastalıklarından, tüm kiri ve pasından arınır. bakın, felsefe taşı maddeyi altına çevirecek öze sahip ve bu öz, bu iksir insanı ölümsüzleştirir. tamamen arınmış bir ruhla ölümsüzleşmek demek, tanrı'ya ulaşmak demektir. bakın, işte bu anda simya çok önemli oluyor zira gelmiş geçmiş tüm din ve öğretilerin temelindeki amaca ulaşıyoruz; tanrı'ya ulaşmak! insan ruhunun içindeki tanrısal töze kavuşmak!"
çok basit aslında. madde, insanı; altın, arınmış ruh ve bedeni; felsefe taşı da arınmaya giden süreci, arınma bilgisini temsil ediyor.

sonuç olarak simya, sadece içinde barındırdığı anlamı itibariyle bile değer görmesi gerekiyorken, umursanmıyor. 21. yüzyılda hala muskalara, fallara, yükselen burcun etkilerine inanan insanlar simyayı görmezden geliyorlar ve onlarla oyalanıyorlar. bırakın elinizdeki bu oyuncakları diye bağırıp hepsine tekme atmak istiyorum.

"visita interiora terræ rectificando invenies occultum lapidem."*
serafin serafin
(bkz: )simya, kimyanın bir bilim olması ile hep küçümsenmiş, gerek felsefesine, gerekse sembolizmine gereği kadar değer verilmemiştir.
simya, yaygın olarak, maddeden altın elde etmek için yapılan çalışmalarla ilgili olarak bilinir. simyacı ise vaktini altın elde etmek için geçiren kişidir.
aslında simya köken olarak çok eski zamanlara dayanır ve maddi olarak altın elde etmekten çok daha derin amaçları vardır.
etimolojik olarak simya sözcüğü türkçe’de varolan kimya sözcüğü ile aynı kökenden gelmektedir. kökeni arapça olan bu sözcükler arapça’ya da “kara ülke” anlamına gelen khem sözcüğünden gelmiştir. bu “kara ülke”ise mısır’dır. etimolojik olarak da simyanın kökeni mısır olarak gözükmektedir.

simya gerçekte bir dönüşüm sanatıdır. kirli olanı, hasta olanı bir çok süreçten geçirerek , arınmış ve mükemmel olana dönüştürmeyi amaçlar.

simya okült bir sanat olarak gözükmektedir. bunu sadece belli kimseler uygulayabilmekte, geniş kitlelere yayılması engellenmektedir. ayrıca simyanın ezoterik bir karakteri de vardır. simya öğrenimi inisiyasyona dayanmakta, kullanılan semboller sadece bu eğitimi geçmiş kişiler tarafından anlaşılabilmektedir. simya felsefesinde ise tanrı’nın birliği ve ruhun ölümsüzlüğü yer almaktadır.

simya eğitimi sırasında adaya öğretilen temel esas , simyacının bir şeyler icat ettiği değildir; simyacı sadece sırları çözmektedir. bu yönüyle simya uzun yıllar boyunca genel karakterini değiştirmemiştir.

simya aynı zamanda hermetik felsefenin de bir uygulaması olarak kabul edilmiştir. zaten simyacılar da kendilerini filozof olarak kabul etmişler ve bu sırların hermes (mısır panteonunda thoth) tarafından verildiğini iddia etmişlerdir.

simya en genel anlamı ile bir sanat ya da bir teknik olarak anlaşılabilir ve amacı maddenin içindeki altını ortaya çıkartmaktır. simyacılara göre madde hastadır ve iyileştiğinde altın ortaya çıkmaktadır.
simya bu amaçla “felsefe taşını” aramaktadır. bu taş maddeyi altına çevirebilmekte ve bundan elde edilen iksir (elixir) ile insan ölümsüzlüğe kavuşabilmektedir.
simyada ulaşılan bu son noktaya giden yol ars magna (büyük/ulu sanat) olarak adlandırılmaktadır.
tarih boyunca simya mistik ve pratik simya olarak iki yönde gelişmiştir. pratik simya , kimya biliminin doğuşunda büyük rol oynarken , mistik simya,ezoterik felsefenin bir başka çehresi olarak günümüze kadar gelmektedir.
(bkz: mistik simya)
(bkz: simyanın temel prensipleri)
(bkz: pratik simya)
(bkz: simya tarihi)
(bkz: felsefi simya)
(bkz: çin simyası)
(bkz: hint simyası)
(bkz: rönesans simyası)

simya - erhan altunay simya, yaygın olarak, maddeden altın elde etmek için yapılan çalışmalarla ilgili olarak bilinir. simyacı ise vaktini altın elde etmek için geçiren ... hermetics
1 /