sinan canan

yiiit yiiit
bütf*'de fizyoloji derslerini felsefeyle harmanlayıp öğrencilerine sunan, ders dinlerken "aaa anlıyorum lan fizyolojiyi" dememize sebebiyet veren ama sınavda karşımıza gelince "bunnar ne ki ola" tepkisi doğuran ve doğru cevaplanması imkansız sorular soran konuşkan, tatlı ve karizma hoca
imkanatutuldum imkanatutuldum
sevip saydığım birisiydi fakat, televizyon programlarında hep kendisini tekrar etmesi, üzerine çalıştığı mevzudan daha çok vizyona önem verdiği, spiritüel düşünceyi yaymaya çalıştığı izlenimini vermeye başladı. her dinleyişimde, konuyu açacak, izini sürdüğü çalışması hakkında bilgi verecek, yeni bişeyler söyleyecek diye bekliyorum ama bilim insanından çok, popülerlik derdinde birisi gibi davranıyor.
hey hey
caner taslaman'ı izleme amaçlı açtığım programlardan birinde kendisi de vardı. öncesinde tanımıyordum ki benim için büyük kayıpmış. dinlerken kaç defa hay kelini öpeyim dediğimi hatırlamıyorum. normalde her konuda kendi fikrimi, yorumumu belirtmek istemememe rağmen şu anda sadece ve sadece onun söylediklerini yazmak istiyorum. hani saygısızlık olmasın "ayyy aynı benim gibi düşünüyo yaaa" demek de istemiyorum ki kendisi çok aşmış bir insandır. biz yanında çömez, ezik. ama şimdi ikimizin de biyolog olması falan tesadüf değil. yani...

yazdıklarımı okuyun bence. emek vericem çok fazla, o ayrı. ama katılan katılmayan herkes dinlemeli, okumalı. açalım zihinlerimizi açalım. streeeç.

allah var mı yok mu, akılla algılanabilir mi konuları tartışılıyor.

başlıyorum:

"islam ın tanrı ya da allah kavramını ele alırsam... ben beyin bilimleri ile uğraşıyorum. beynin maddi dünyayı nasıl algıladığı, nasıl çözümlediği ile uğraşıyoruz ama islamda tarifi yapılan allah kavramı; zamandan mekandan münezzeh, her şeye kadir ve maddi olmayan ve hatta benim için en önemli sıfatlarından biri muhalefet ün lil havadis diye geçer islam literatüründe, yapısal olarak yarattığı hiçbir şeye benzemeyen bir tanrı şeklindedir. şimdi, böyle bir şeyi akılla kavramak başta akıl tanımımıza zıt. beyinle, nesnel olaylarla uğraşan birileri olarak bunu baştan belirtmemiz gerekir. uğraştığımız şey, kabul ettiğimiz o varlık ancak iman yoluyla kabul edilebilecek, yani akıl yoluyla değil, dolaylı yoldan kabul edebileceğimiz bir varlıktır. ben hem inançlı hem de bilimle uğraşan bir insanım. islam inancına sahibim ama parantez içinde belirtmekte fayda var, islamın varyasyonları olduğunu biliyoruz. bir kısmıyla kökten çelişebiliyoruz, bir kısmıyla uyumlu olabiliyoruz. herkesin kişisel arayışları var ve bunun sonucunda bir inanç inşa ediyoruz hepimiz. burada önemli olan şu: sizin inancınızı saf akılla oluşturabileceğinizi iddia etmeniz için önce aklın sınırlarını çok iyi bilmeniz lazım. mesleğim itibari ile aklın sınırları üzerine çalışıyorum. 'akıl neyi bilebilir neyi bilemez?' sorusu akıl tanrı yı bilebilir mi sorusundan daha önemlidir benim için. aklın çok fazla yanılabildiğini daha önceki programlarımızda gördük ve gösterdik. bunu biraz araştırma yapan herkes de görebilir. *aklın çok ciddi bir sınırı var.* ve bu sınır bizim bu dünyada kolay yaşayabilmemizi sağlıyor aslında. aklımız bu maddi dünyada en uyumlu şekilde hayatta kalabilmemiz için bize verilmiş araçlardan bi tanesi. bu aracı biraz fazla mı abartıyoruz? akıl nedir, nasıl bir araçtır, nereye kadar gider, daha da önemlisi akıldan başka neyimiz var? şu dünyada kaç milyar insan yaşıyoruz ve bu insanların hepsi hakikati farklı bir yerlerden görüyorlar. dolayısıyla gerçekliğe varmak için bir insanın çabası yeterli değil. bir insanın aklıyla, hayat tecrübesiyle gidebileceği yerler belli. dolayısıyla ben bu işleri çok daha yumuşak ve sakin yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum. bunların hepsi oturulup konuşulursa, eğer hakikat bir taneyse, o hakikat ortaya çıkacaktır.

bizim bugün esas karın ağrımız, şu aydınlanmacı felsefe dediğimiz felsefenin bugüne yansımaları. nedir bu aydınlanmacı felsefe? pozitivizm den falan girmiycem, ben felsefeci değilim. bilim yapan bir insan olarak her zaman kavgasını verdiğim şey bilimin abartılması mesela. her şeyi bir gün ortaya koyabilecek, dünyayı tek anlama aracımız falan gibi bilimin lanse edilmesi aslında bugün çok net bir şekilde dünya nın değişik yerlerinde bir çok felsefeci tarafında defaatle ifade edildiği gibi bir yanılsamadan ibarettir ve bu yanılsamanın kaynağı da galileo dan başlayan aydınlanmanın biraz zaman içerisinde abartılması, sonra pozitivizm dediğimiz sadece kanıta dayalı bilimdir bizi kurtaracak olan ve aklımızdır dünyayı anlayacak olan ifadesidir aslında. biz şimdi böyle bir gelenekten gelmedik. biz toplum olarak binlerce yıllık tecrübemiz gereği böyle bir geleneği yaşamadık. biz birçok şey gibi bunları da ithal ettik. bugün bu ithal kavramlar üzerinden kavgalar çıkarıyoruz. pozitivizm gibi çoğumuzun anlamını bilmediği kelimeler bile aslında hayatımızın köklerine kadar girmiş düşünceler. bugün akılla din, dinle bilim birbiriyle bağdaşır mı çatışır mı sorularını sormamızın altında aslında bize ait olmayan bir yaşam tecrübesi yer alıyor. bizim antik devirlerimiz diyebileceğim, şu anda bizden çok uzak gördüğüm bir devrimiz vardı. islam tarihinin zirveye ulaştığı zamanlarla bugün arasında ciddi kopukluk var. biz bir şekilde bu bilgi yarışından, dünyaya hakim olma yarışından düştük. ve rönesanstan sonra batıdan gelen ne varsa aldık."

okumaya zahmet edemeyenler için ben de özet geçeyim.

yani diyo çok kibirli olmayın diyo. o çoook gözünüzde büyüttüğünüz aklınız her an yanılabilir diyo. akıl sınırsız değildir diyo. bayağı bayağı sınırlıdır diyo. her şeyi bilimsel sonuçlarla açıklamaya çalışmanın da bokunu çıkardınız diyo. bilim bile kesinlik içermez diyo. bunu bile avrupa dan aldık zaten diyo. adamlar bu olayı bitirdi, daha büyük sonuçlar, kavramlar üzerindeler ama biz hala bilim in inimli iriçtir bilimli kinitlinimiyirsi bin di kibil itmim diyoruz. yazık etmeyin kendinize diyo.

adamdır adam. bu adam, caner taslaman, mustafa islamoğlu gibi adamlar varken cübbeli leri, nihat hatipoğulları nı izleyin de oje sürsem orucum bozulur mu sorularından bi adım öteye gidemeyelim. ne güzel.
sychtianarch sychtianarch
geçen youtube'da 6 saat süren (sıkıntıdan ileri sardım, kaçırma ihtimalim düşük) ifa tanıtımı için yaptığı programda altı saat hiçbir şey tanıtmayıp davetlilere bol bol övgü alan sinirbilimci. çok sarf edilen laf için ne söylenir, biliyoruz. beyefendi yeni bir bilimsel teori üretmiş, sanırım kitabımı alın diyor. sonu tarikat vs çıkacaksa veya sinirbilimci tasavvuf tarikat bağlanacak uzatılan laf kadar içi boştur bence. kıyısından köşesinden malumatım olursa ve ilginç bulursam "ben yanılmışım" derim.

adnan da taslaman da meselelere benzer pratikte yaklaşıyorlar sonuç olarak. kendisi nasıl bir nörologdur, y etkinliği ne derecededir bilmiyorum, günümüz yaşam koşulları üzerine ortak dertler üzerine şikayetleri dile getirsem elbette ilgi çekerim. hitabet ve dil yetkinliği elbette bu işlerin en gerekli yetileri fakat onlarla da bitmiyor iş. soner yalçın, canan karatay var, organik yoğurtçu doktorlarımız var. medyatik olmak, spekülatör olmak, maniplatörlük yetkinlik ile karıştırılabiliyor. kimi de iyi başlayıp bozuluyor sonra. bu beyefendinin de son dönem sempatizanı çok, bakalım nereye kadar gidebilecek.

her zaman savunurum, maneviyat ve din farklı şeyler. din matah bir şey olsa ne mezhep, ne tarikat ne de tasavvuf olurdu. arayışa olunca tutunacak dal ararsınız. o dalın buralara saptıktan sonra elinizde kalması muhtemel. h et durumda takımı verip salkımı alan olur.


dücane cündioğlu : #18101721
schwarzhoffner schwarzhoffner
yayınlarını izledikçe, okudukça, takip ettikçe, türkiye'de kaybolmaya yüz tutmuş olan akademiye inancın tekrar güçlendiği akademisyen. uzun ve iyi yaşa sinan hoca.
dumrul dumrul
twitter'da gece gündüz (herhangi bir yönde) suriyeli mülteciler hakkında fikir beyan eden kişiler ne uzmanı acaba?

hayır ben de sinan hoca'nın fanı değilim ve suriyeliler hakkında ne söyledi bilmiyorum ama kendisine böyle tuhaf eleştiriler getiren arkadaşlar acaba ortaya apır sapır laflar dökerken "abi ben ne uzmanıyım, sinan canan konuşamıyorsa ben neye dayanarak konuşabiliyorum acaba" diyorlar mıdır?