sinek ısırıklarının müellifi

1 /
edmond dantes edmond dantes
i̇letişim demiş ki: 2000’lerde türkiye’ nin en önemli yenilikçi kült yazarlarından biri haline gelen ve sinemaya seyfi teoman tarafından aktarılan bizim büyük çaresizliğimiz kitabının yazarı barış bıçakçı yeni kitabı sinek isırıklarının müellifi ile bu hafta yaklaşık 5 yıl aradan sonra tekrar bir “şeyler” ile sahalara dönüyor.gizemli yazar (gizemli çünkü kendisinin röportajlarına ya da fotoğrafına rastlamanız pek bir imkansızdır) kendisine has olan fakat bi yandan da perec esintili üslubuyla karşımıza modern bir “ev halleri” romanıyla çıkıyor. üstelik bir toplu konut aşkı bu! bıçakçı yeni kitabında da ufak alt hikayelerini ve kısa cümlelerini karakterlerinin uzuvlarına kadar irdeleyen değil de zihinlerinin kıvrımlarıından geçen fikirleriyle aktaran ayrıntıcı tarzını kullanmaya yine devam etmiş de görünüyor. üstelik zamanın her şeyi de onun aktarımında.

şimdiye kadar hiç gereksiz bir şeyinizi anlatmayan adamın yeni kitabı! evet bu ve ben çok heyecanlıyım.

sinek isırıklarının müellifi yine i̇letişim yayınları himayesinde 3 kasım’dan sonra en yakın kitabevinde. israrla isteyiniz! onur yener

kitaptan bir kuple:
“cemil’in bütün gün evde ruhsal söküklerle uğraştığını da biliyordu nazlı. ev, iplik parçalarıyla, kırpıklarla dolu oluyordu, iki ucu bir araya getirilememiş hatıralarla ve partal fikirlerle. yaşamak bu küçük evde de eksik kalıyordu; elli dört metrekare içinde cemil’in yetişemediği, tamamlayamadığı şeyler vardı. sessizlikler vardı. hissettiği şeyi tam o anda kimseye söyleyememiş cemil’in kuytuya köşeye bıraktığı sessizlikler, yutkunmalar ve toz.”
stavrogin stavrogin
barış bıçakçı'ya özgü o sıcak arkadaş ortamına yeniden dalıyorsunuz bu kitapla. çok sevdiğiniz birkaç arkadaşınızla aranızdaki ilişkide ne varsa, kitapta da tam olarak onlar var işte. aşk var, hayal kırıklığı var, bol sohbet var vs. ve tabi ki bol bol sanat var, edebiyat var; müzik var, kitap var yine.

“her şey çok anlamsız! hayat, kendi kendilerini kopyalayan dev moleküllerden başka bir şey değil. hayat dediğimiz sadece kimyadan ibaret. periyodik tabloyu ezberlesek yeter. evrendeki en bol iki elementin, hidrojen ile helyumun, aynı zamanda en hafif iki element olması her şeyi açıklıyor zaten. böyle hafif bir evrende anlam ne arasın? anlam ağırdır… dibe çöker. falcılar bu nedenle kahvenin telvesine bakarlar.”
momo momo
iletişim yayınevinden çıkan barış bıçakçı'nın son kitabı.

''çünkü aşk başta anlam olmak üzere her şeyi karşısına alır, huzuru örneğin, kararlılığı ve dengeyi. kendi kendine sözler verirsin. boşunadır.''
kedidili kedidili
"çocukken kafatasımız yumuşaktır"

ya hala öyleyse...

"okulda arkadaşlarımla birlikteyken, sokakta insanların arasındayken aklımda babamdan duyduğum uzun ve kederli cümleler olurdu uzun sırıklar gibi üzerine basarak yürüdüğüm, cambaz derlerdi bana, soytarı derlerdi, yazar olacağımı söylerlerdi; bu üçü çoğunluk için aynı şeydi. rahatlatırdı bu düşünce beni: uzun sırıkların üzerinde koşarak geçiyorum insanların, dünyanın dertlerinin arasından, yazarmış, soytarıymış fark etmez"

yazmaya çalışan bir insan olmanın ızdırabını, orta yaş erkek bunalımlarını tüm içtenliğiyle anlattığı için... barış bıçakçı...

yazar olmak isteyen varsa... knut hamsun açlık - panait istrati arkadaş bunları okumayın...
jack london hepimizi düşünüp martin eden'ı yazdı...
edmond dantes edmond dantes
bense sönük buldum çok sevdiğim barış bıçakçı'yı, ne bilmiyorum ama bir şeyler eksikti. oysa çok heyecanlanmıştım ilk gördüğümde, sıradan bir barış bıçakçı romanı kadar şahane sadece...
dendelis dendelis
"ilhan gülüyor ama gülmek çoğu zaman rüşvettir. bunu biliyor. insanların birbirlerini etkilemek için, sevilmek için ne tür numaralara başvurduklarını, ne taklalar attıklarını biliyor. kocaman bir sirk kurup kaldırıyoruz her gün hiç üşenmeden. ip cambazlarımız var, ateş yutan adamlar, palyaçolar, dans eden atlar ve tabii çemberin içinden geçen aslan ve tabii hepsini biliyor ilhan..."
yerçekimli karanfil yerçekimli karanfil
olmamış kitap. derdini anlatamamış. derdi benim derdim değil gerçi. ondan belki. olmamış ama. sonu aceleye mi gelmiş ne olmuş, oralarda kopukluk var. sevemedim ben. kendimden ummazdım bunu, kör oldum.
nvr ws a crnflk grl nvr ws a crnflk grl
sağ sayfada sol, sol sayfada sağ kulağımın üzerine yatarak okuduğum ilk barış bıçakçı kitabı. ne desem olmayacakmış gibi hissediyorum zira ben cemil gibi olamadım hiç; hep naiflikten uzak çirkin ve büyük büyük cümleler kurarım, araya şiir dizeleri tadında cümleler serpiştirilmiş bu kitabı anlatmaya yakışmaz hiçbiri. ancak yıllar önce keşfettiğim sezgin kaymaz’dan beri hiçbir genç türk yazardan bu denli etkilenmediğimi söyleyebilirim sanırım.

kitapta bu paragraf ve cümlelerden bir dolu var ancak yine de mesela şunlar burada da dursun isterim:

“çoğu zaman her şey önceden bellidir; mucize evin bugün yarın ölecek ihtiyar kedisidir. bütün gün bir köşede kımıldamadan uyur. uyansın isteriz, ama yazık değil mi, uyusun isteriz.”

“havayı güneşli görünce örgüsünü, şişlerini naylon bir torbaya koyup dışarı fırlayan yalnız ve yaşlı bir kadın gibiydi: yaşadığı her şeyi anlatmayı istiyordu.”

“zaten bu dünyada çoğunluğu, herkesin kendisine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenler oluşturur, geri kalanlar ise vüs’at o. bener okurudur. “

“bu hatıra da başka pek çok hatıra gibi gerçeğin bir hayli çarpıtılmış biçimiydi, zaten biz insanların saf gerçekle pek işi olmaz. gerçekler av hayvanları içindir. balıklar örneğin, hayatta kalabilmek için neyin gerçek neyin yalan olduğunu bilmek zorundadır, geyikler de öyle. her neyse gerçek ya da değil, hatıra büyülüydü. büyü sürsün istedim çünkü büyü sürsün isteriz.”

meltem gürle’nin kitabı almama sebep yazısına bakmadan da geçmeyiniz: fin de siècle birgün 20 kasım 2011 barış bıçakçı zarif ayrıntıların, küçük pürüzlerin, ilk bakışta farkedilmeyen inceliklerin yazarı. ne zaman okusam, elimden tu... blogspot
sokak lambasindan gelen ses sokak lambasindan gelen ses
yazının usul usul ruha yağması gibidir barış bıçakçı okumak.
yazar sinek ısırıklarının müellifinde hayatı büyük bir şehrin kıyısında, toplu konutlarda yaşayan, kitabının yayınlamasını beklerken hayaller kuran cemil'in çıkmazlarını, hayat karşısındaki naifliğini anlatıyor. aslında günümüz yazarlarının nasıl bir ortamda varolma çabası verdiklerini ince bir mizahla gözler önüne seriyor cemil'in bekleyişi. benim için ayrı bir önemi de eryaman'da yaşıyor olmam ve kitapta bahsedilen birçok şeye tanık olmam.(banyonun tavanının akıtması gibi) barış bıçakcı'nın buralarda bir yerlerde dolaştığını, yazdığını bilmenin mutluluğu da ayrı tabi. kelemin daim olsun üstad.
banamutlulugunresminiciz banamutlulugunresminiciz
sonunu merak etmeden, şaşırtıcı bir şekilde biteceğini düşünmeden sakin sakin okunan bir barış bıçakçı romanı daha. aslında istersek hani şu sürekli şikayet ettiğimiz hayatın koşuşturmacasına karşı koyulabileceğini gösteriyor cemil, ya da her şeyin ölçüsüzce çoğaldığı günümüzde sayısal artışlarla kendini ifade edenlere inat yerinde durmaktan mutlu olanların hikayesini anlatıyor bu kitap.
1 /