sinema

1 /
perdue perdue
çocukken kalabalıklarla patlamış mısır ve kola paylaşmaktır.
tarifler kelimelere sıkıştığında: "yaşam biçimidir, aşktır, mutluluktur, hüzündür, hatırlamaktır, baktığını görmektir... ve en önemlisi empati kurmaktır."
oysa sinema büyüyünce hala kalabalıklarla patlamış mısır ve kola paylaşabilmektir.
dick darlington dick darlington
sigaradan bir sonraki sırada bulunan dostum.
ağlamak için requiem for a dream,
gülmek için bilumum eski-yeni türk filmleri,
hayata yaklaşmak için david fincher filmleri,
hayattan uzaklaşıp oradan bakarak eleştirmek için hayao miyazaki filmleri,
liste uzar gider.her ruh halime göre bir elini uzatıyor dost olarak.gürültülü ama sessiz dostum.
undeuxtrois undeuxtrois
nil karaibrahimgil'in nil fm albümünden güzel eğlenceli bi şarkı:

gelirsin diye bekledim
geciktin galiba ekildim
on dakika mısır yedim kola içtim
ikinci yarıya geçtim

bekledim ama sonra kendime alıştım
kırıldım ama o tarafı duvara yasladım

bir erken matineydim
romantik komediydim
on dakika mısır yedim bişey içtim
ikinci yarıya geçtim

film güzel ama ben alt yazıya takıldım
kırıldım ama o tarafı duvara yasladım

seyeretsen beni, anlatsan beni

sen beni bi dinlesen ne konu olurum
sen beni izlesen ne film olurum

bu film sensiz anladım
son karede ağladım yazıları akıttım
işıları yaktım
girdiğim kapıdan çıktım

kırıldım ama o tarafı duvara yasladım
ağladım ama bi mutlu sona bağladım
i am a man who walks alone i am a man who walks alone
süper bir olaydır. ama tamamen zevki izlenilen sinemaya göre değişebilen birşey. mesela düzcedeki sinemayı ele alalım. yılların as sineması, şimdinin as-martı sineması. depremden sonra düzcedeki herşey gibi prefabrik binada hizmetlerini sürdürmüştür. fakat bu binada aşağıdaki olaylara şahit oldum.
- o şimdi asker filmi gelmiş izlemeye gidiyoruz arkadaşlarla. salon ufak zaten, 12 seansında gidiyoruz ki salonda boş olur, rahat izleriz dalgamızı geçeriz düşüncesiyle. neyse filmin yarısı geliyor, arkamızı dönüp bakıyoruz, sanırım makina devrilmişti nası oldu diye sormayın bilmiyorum hakkaten. filme verilen mecburi bir aradan sonra herşeyi düzelttiler ve kaldığımız yerden devam ettik.
- yüzüklerin efendisini bizleri şaşırtarak ilk haftasında getirmiştir bu sinema. normalde iyi filmler aylar sonra gelir, film unutulur gider siz izlersiniz düzcede. neyse 3. film gelmiş gidiyoruz, prefabrik sinema,yapı nası ısıtacaksın tabii ki soba. sobayı görseniz olabildiğince eski, hava soğuk zaten bi yandan montlarla oturduk izliyoruz, buna da şükür diyoruz. o sırada filmin sonları yaklaşırken sobadan dumanlar yükseliyor ve bir de zehirlenme tehlikesi atlatıyoruz.
derkeen sinema yeni yerine taşınıyor. bayram ediyoruz, oleey yeni sinemamız var artık ne güzel diye. hemen zam geliyor tabi 7 milyon o zamanın parasıyla oluyor sinema. değer mi diyoruz aslında değmez ama başka yapacak bişi yok diyor ve alıyoruz karnelerimizi gidiyoruz filmi izlemeye. karnelerle ve okul kıyafetleriyle gittiğimiz halde ispatlayamıyoruz bir türlü öğrenci olduğumuzu ve tam bilet alıp izlemeye başlıyorz filmimizi. o da ne üstüne azar işitiyoruz. film izlerken ara veriliyor, 2. yarı başlıyor ve içerden bi adam çıkıp bağırıyor: telefonlarınızı kapatsanıza yanan para sizin biz uğraşıyoruz burda diye. neyse diyor gülüp geçiyoruz. bu yeni bina da yeni salonlardan biri büyük diğerleri ev oturması tarzı film izlenen sıcak aile salonları diyebiliriz. bunlardan birinde dünyalar savaşı adlı filmi izlemeye başlıyoruz ama bi sorun var. efektleri falan çok güzel olan filmde ses yook, adama diyoruz sesini açar mısınız biraz, cevap inanılmaz: yan salona ses gider açamayız. aynı sorun da vinci şifresinde oluyor, konuşmaların büyük kısmını duyamıyoruz.
işte yıllarca böle bir sinemada sinema izlemenin sonucunda evde oluşan 300 filmlik, hala büyükmekte olan bir dvd-vcd arşivi(mümkün olduğunca orjinal), bunun sonucu olarak sinemaya oluşan bir tutku ve akıllarda tek bir slogan; (bkz: sinema vcdde izlenir) tüm bunlar için teşekkür ediyorum as sinemasına. hımm, şu sıralar mı vizyona giren yabancı filmlerden ses yok, türk filmleri ise 1 ay önceden kalan filmler. değişiklik yok.
palantir palantir
televizyonun çıkmasıyla onu bir kenara ittik, reklam aralarına serpiştirilmiş filmleri pek bir keyifle izler olduk. sonra dizi dönemi başladı, sinema filmi tadında diziler sardı ortalığı. evlerden çıkmaz olduk. doğru ya kim ne yapsın ki o dev ekranı evine getirebildikten o ses sistemini kurabildikten sonra patlamış mısırların cıtırtısı arasında film izlemeyi arkadaşına güzel bir yorum yapacakken önden gelen sert bir bakışı ya da arkadan omzuna dokunan eli?hele ki evde bilgisayar karşısına kurulmak varken...
sinema bir kültürdü, bir etkileşimdi. şimdi ise modern dünyanın ittiği köşede o da her birey gibi yalnızlığa mahkum konuma getirildi. evet onu bugün çok pahalı yapıp (bir filme 10 ytl) bizi korsan cd lere mahkum edenlere de yazıklar olsun, onu bir lüks haline getirenlere de...
1 /