sisifos

don quixote rosinantee don quixote rosinantee
yunan mitolojisinde, yeraltı dünyasında sonsuza kadar büyük bir kayayı bir tepenin en yüksek noktasına dek yuvarlamaya mahkûm edilmiş bir kraldır. sisifos ismi geleneksel olarak sophos (bilge) sözcüğüyle ilişkilendirilir; fakat bu ilişkilendirme bazı etimolojik problemler içermektedir. aiolos'un oğlu, korint kralı sisyphos tanrı-ırmak asopos'a, kızı aigina'nın zeus tarafından kaçırılmış olduğunu söyleyerek zeus'u ele vermesine karşılık kalesi içinde bir pınarın akıtılmasını sağlar.

bu hainlik zeus'un öfkesine neden olur. zeus ona ölüm meleği thanatos'u gönderir. sisyphos, thanatos'u zincire vurur; onu özgürlüğüne kavuşturmak için zeus müdahale etmek zorunda kalır. ölüler ülkesine götürülen sisyphos kaderine katlanmak istemez. kendisine cenaze töreni yapmamasını karısından ölmeden önce istemiştir. törensizlği hoş karşılamayan hades, dinsiz karısını cezalandırması için sisyphos'un yeryüzüne dönme önerisini kabul eder... sisyphos daha yıllarca yeryüzünde yaşayacaktır.

nihayet, gerçek ölümünde cezalandırılır. ölüler ülkesi tanrıları onu sonsuza dek taş yuvarlamaya mahkûm ederler; hedefe her yaklaşmada taş yine aşağıya düşer.
don quixote rosinantee don quixote rosinantee



ilkçağın efsanelik kişileri arasında zamanımızın yazar ve düşünürlerini en çok ilgilendiren biri de sisyphos'tur. prometheus gibi insanları tanrılara karşı tuttugundan, odysseus gibi insan aklı ve kurnazlığıyla tanrılara bile üstün olduğundan olsa gerek. sisyphos tanrılara karşı suç işlemiş kişidir, onlarla boy ölçüşmeye giriştiği için de ölüler ülkesinde korkunç bir cezaya çarpılır.ilkin adına odysseia'da rastlanır. hades'te gördüğü sisyphos'u şöyle tanımlar odysseus



sisyphos'u gördüm, korkunç işkenceler


çekerken;


yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı,


ve kollarıyla, bacaklarıyla dayanmıştı


kayaya,


habire itiyordu onu bir tepeye doğru,


işte kaya tepeye vardı, varacak, işte tamam,


ama tepeye varmasına tam bir parmak kala,


bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri,


aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş


belası kaya,


o da yeniden itiyordu kayayı tekmil


kaslarını gere gere,


kopan toz toprak habire aşarken başının


üstünden,


o da habire itiyordu kayayı, kan ter içinde.



çağımız fransız yazarlarından albert camus "le mythe de sisyphe" adlı denemesinde sisyphos'u anlamsızlığın (absürde) bir simgesi diye tanımlar. yaptığı iş anlamsız ve yararsızdır, ama bu işi sonsuzluğa dek görmekle yükümlüdür sisyphos. bu korkunç işkencenin bir gün biteceğini bile umamaz. sisyphos umutsuz kahramandır, ama insan kahramandır, çünkü bilinçlidir. camus insan yaşamının anlamsızlığı içinde insan onurunun gene de, dış etkenlerin anlamsızlığına, koşulların kaçınılmaz baskısına karşın zorunlu olan yükü bile bile taşımak olduğunu belirtir ve sisyphos'un bu korkunç işkenceden her şeye karşın bir zevk duyduğunu, bilincin verdiği sevinçle bir çeşit mutluluğa, umutsuzluğun mutluluğuna erişebileceğini ileri sürer. sisyphos'u da böylece anlamsızlığı akıl ve bilinç gücüyle yenen insan kahraman olarak karşımıza diker. tanrı ne yaparsa yapsın onu yenememiştir.


camus gibi biz de sisyphos'un suçu neydi diye soracak olursak, yanıtı şöyle olur: sisyphos fazla akıllıydı, aşırı kurnazdı, ömrü onu, bunu aldatmakla geçmiştir. autolykos sığır sürülerini çalmış, sisyphos da gelmiş, her hayvanın tırnağı altına önceden yazmış olduğu adını göstererek sığırları geri almış. ama o sırada autolykos kızı antikleia'yı laertes'le evlendiriyormuş, düğünden bir gece önce sisyphos kızın yatağına girmeyi ve onu odsseus'a gebe bırakmayı başarmış. odysseus'un bu kadar akıllı ve kurnaz oluşu laertes in değil de, sisyphos'un oğlu olduğundanmış. bu bir, ikincisi zeus'a karşı: baştanrı asopos'un kızı aigina'yı kaçırdığı zaman sisyphos'un kral olduğu korinthos'tan geçmiş, sisyphos bunu görmüş, derken asopos kızını aramaya çıkınca kimin kaçırdığını söylerim, ama sen de şehrimin kalesinde bir kaynak fışkırmasını sağlarsın demiş. asopos buna razı olmuş, sisyphos da zeus'u ele vermiş. tanrılar tanrısının affedeceği suç mu? bir söylentiye göre suçluyu hemen yıldırımla çarpmış, başka birine göre onu alıp hades'e götürsün diye thanatos, yani ölüm cinini göndermiş ona. sisyphos, yutar mı, ne yapmış yapmış, kıskıvrak bağlamış koca ifriti. öyle ki insanlar ölmez olmuş ortalıkta. zeus gene de çare bulmak zorunda kalmış, kurtarmış thanatos'u, eski düzeni yeni baştan kurmuş, ama ilk kurban olarak da sisyphos'u almasını buyurmuş ölüme. ne var ki sisyphos ölmeden karısına tembih etmiş sakın cenaze töreni yapmasın diye. mezarsız, törensiz çırçıplak çıkmış hades tanrının önüne, ah vah etmiş, karısından yakınmış durmuş, bir yeryüzüne gideyim de ağzının payını vereyim demiş ölüler ülkesi padişahına. o da bırakmış gitsin. gidiş o gidiş, bir daha döner mi sisyphos cehenneme? yıllar yılı yaşamış, ama öldüğü zaman da bir daha kaçmamasını sağlamak için işte o cezaya çarpmış tanrılar onu. çarpmazlar mı?


sisyphos üstüne daha birçok suçlar yüklenir. uyduran uydurmuş. karısının pleiadlardan biri, merope, olduğunu, gaukos'la bellerophontes'in atası bulunduğunu söylemekle yetinelim biz. kendisi aiolos'un oğlu, yani deukalion soyundandır.
step2009 step2009
içinde bulunduğum ya da bulunduğumuz lanetlenme yöntemi. sisifos, olimpos dağına taşı çıkarmakla lanetlenmişti, biz de her gün işe gitmek, okula gitmek ya da aynı şeyleri yapmakla lanetlenmişiz.

varoluşçu filozofların bayıldığı yunan mitidir.

montaigne, denemelerinde "insan tek bir gün yaşasa yeterli, diğer günler onun tekrarıdır" türünden bir şey yazmıştı. sisifos ve bizler de bunun kanıtı gibiyiz.