soğuk savaş

1 /
zoe zoe
rusya'nın atom bombası çalışmalarını itiraf etmesi, hatta son aşama da olduğunu belirtmesinden sonra yeniden yaşanması muhtemel savaş...bush zaten dünden razı savaşa, gerçi o sıcak kanlı olanını seviyor ama bu da idare eder onu bir süre...
mystra mystra
gayriresmi düşünüldüğünde özetle şöyledir:
- oo rejim mi yapıyorsun jalecim? haklısın son zamanlarda bayağı boşlamıştın kendini..
- ah ben mi? ihtiyacım yok ki şekerim, olanlar düşünsün, hıh.
my dying bride my dying bride
ikinci dünya savaşı sonunda karşı karşıya gelen ssbc ve abd'nin birlikte uyguladığı siyaset. bu iki güç 1945 yazında savaşıcak gibi olmuş müttefik toplamışlardır fakat sonra topladıkları müttefikleri yolmanın savaşmaktan çok daha karlı olduğunu gördükten sonra savaşmaktan vazgeçmişlerdir. sonrasında küçük ve akılsız ülkeleri bi güzel yolmuşlardır...
maloğlan maloğlan
sıcak temasa girmeden, dolaylı olarak yürütülen savaştır. taraflar düşmanını bilir, onunla mücadele eder ama kağıt üzerinde, savaş tanımına girecek şeyler yapmaktan kaçınırlar.

wondrous ile geyik sözlük yazarları arasında böyle bir savaş var şimdilerde. belki eskiden de vardı ama o zaman ben yoktum. yakında sıcak savaşa dönecek gibi ve savaş sonucunda uçan yazarlar, hazır uçuyorken bir tür hava kuvvetleri oluşturup sağda solda wondrous aleyhinde gerilla hareketine başlayacaklardır. (uçakla gerilla hareketi de tuhaf olur, konsepte uymaz)

bu savaşta, hem sözlük daha iyi olsun diyen hem de bu ülkenin her vatandaşı gibi vücudunda geyik dna ları taşıyan benim gibi kişilerin durumu muallaktadır.

ben daha önce uçan ve fakat sonradan uçmak için her türlü teçhizata sahip olduğu halde bir türlü uçamayan tavuk misali bir durumda olduğumdan bu savaşta göze görünmeme çabası içindeyim.

ee naptım ben şimdi?
lefteyenine lefteyenine
manhattan projesi akabinde ortaya çıkan yeni bir silah türü ve sosyalist rejimin güç kazanmasının ana faktörleri olduğu, ıı. dünya savaşı'nın bitişini müteakiben sahne alan "büyük kardeşler" oyununa denir.

olayın özellikle nükleer yarış kısmını ele alan kronolojisini aktarmak istedim. (wiki'den "yorumla-çevir"dir. (bkz: el emeği göz nuru))

'50ler:
abd 'nin nükleer güce sahip olmasının dayanılmaz hafifliği eşliğinde elde ettiği yenilmez ünvanının tetiklediği olaylar ve yeni nükleer bombardıman uçaklarının geliştirilmesiyle start alan yarış, sscb 'nin los alamos 'tan ,özellikle teorisyen fizikçi klaus fuchs'un yardımıyla, aşırdığı teknolojiyi uygulamasıyla devam eder (semipalatinsk denemeleri, kazakistan).

nükleer gücün bm tarafından denetlenmesine ne sovyet tehdidi bahanesiyle abd ikna olur, ne de sovyetler alenen bm'ye böyle bir müsade verir. ok yaydan çıkmış, ipler sürekli geriliyorken, 1951'de abd başkanı harry truman 'ın, kore savaşı sırasında çin'e karşı nükleer saldırıda bulunulması gerektiğini savunan general douglas macarthur 'u görevinden alması, muhtemelen tarihin dönüm noktalarından biridir.

abd'nin hem ekonomisi hem de teknolojisinden kaynak alan nükleer özgüvenini, mayıs 1957'de sovyetler'in ıcbm 'i (ıntercontinental ballistic missile) -kıtalararası balistik füze'yi- başarıyla test etmesi yıkıverir. artık nükleer bombardıman uçaklarının önemi yoktur. sovyetler uçak kullanmaksızın yüksek irtifadan ve yüksek hızda ilerleyen nükleer silah kullanabilir hale gelmiştir. bu olay abd'de toplumsal anlamda da panik havası yaratmış (bkz: duck and cover), kennedy öncül iş olarak sovyet roket silolarının gözetlenmesi ve ıcbm 'in abd tarafından da geliştirilmesini belirlemiştir.

60'lar:
abd'nin türkiye'ye yerleştirdiği jupiter füzelerine (ki birisi hala bizdeymiş) 1962'de sscb tarafından küba 'ya yerleştirilen orta menzilli füzelerle karşılık verilince küba füze krizi patlak verir. yoğun görüşmelerin ardından hem sscb 'nin hem de abd 'nin birbirlerini direkt tehdit eden sınırdışı füze silolarını boşaltmalarından sonra, sovyetler "evinde" devasa bir nükleer güç programına girişir. öyledir ki, bu senelerde iki tarafın elde ettiği nükleer güç hem abd 'nin hem de sscb 'nin karşılıklı bütün organik-inorganik yapılarını yerle bir edecek düzeye gelmiştir. işte tam bu noktada işin doğasından ötürü mad - mutually assured destruction (karşılıklı kat'i yıkım) vücuda gelir.

bu doktrin her ne kadar iki tarafı da nükleer savaştan alıkoysa da şöyle bir handikapla da karşı karşıyadır -ya bir taraf bilinçli olarak ilk saldırıyı başlatırsa ne olur? nükleer uyarı sistemlerinin hata payı henüz çok yüksektir. o derece ki örneğin 1983'te sscb 'de, abd 'nin ilk nükleer saldırıyı yaptığına dair oldukça inandırıcı bilgisayar kanıtları ele ulaşırken, içgüdüsel olarak yetkili stanislav petrov emirlere aykırı bir biçimde kılını bile kıpırdatmamıştır. nihayetinde alarmın bilgisayarların hatasından kaynaklanan bir boş ihbar olduğu ortaya çıkmıştır.

'70ler:
mad gerginliği altında onyılı aşkın yaşayan abd ve sscb 'nin '70lerde toplam 40.000 nükleer başlık sahibi olduğu belgelerle sabittir. fakat mad'in boşlukları da oldukça gerginlik yaratmıştır. örneğin olası bir sovyet ve varşova paktı ülkelerinden gelecek tank istilası karşısında bm'nin taktik nükleer karşılık vermekten başka şansı yoktur -ki "sınırlı" diye tabir edilen bu nükleer saldırıların da kapısının tam ölçekli nükleer savaşa çıkması kaçınılmazdır. ikinci bir mad handikapı ise, sovyetlerin aynı yıllarda sivil halkı korumak için büyük yatırımlar yapmış olmasıdır. sivil halkını korumaya alan devletin -hele abd böyle birşey yapmıyorken- ilk saldırıyı yapma niyetinde olduğu açıktır. bu mad'in dengelenen kefelerinden birine sscb'nin ağır basması demektir -ki bu ilgili çevreleri endişlendirmek için yetip de artmıştır.

'80ler:
nükleer denizaltıların (slbm) "su yüzüne çıkmasıyla" soğuk savaş yeni bir çehre kazanır. çünkü bu nükleer füze taşıyabilen deniz altılar sinsice kıyılara yaklaşabiliyor ve bunların tespiti ve füze fırlatımı arasındaki "uyarı zamanı" için yarım saatten 3 dakikaya kadar kısalan süreler sözkonusu oluyordu ki, bu sscb hariç, başkentleri kıyılarından ancak 100 mil içerde yerleşmiş abd, ingiltere ve çin için korkunç bir tehdit oluşturmuştur. lakin bu teknolojinin de en büyük handikapı olağanüstü külfetli olmasıydı. kabaca bir hesapla, o zaman için, tam teçhizatlı bir nükleer denizaltının maliyeti bir üçüncü dünya ülkesinin gayrisafi milli hasılasından daha fazladır. ne olursa olsun sonuç yine de askeri harcamaların fırlaması olarak çıkagelmiştir.

sovyetlerin çöküşü ve 1991'de varşova paktı ülkelerinin amaçtan dağılmasıyla sona eren soğuk savaş, haliyle nükleer sıcaklığın da düşmesinde rol oynamıştır.

not: uykusuzluğun 23. saatini devirmek üzereyken yaptığım bu çevirideki muhtemel imla hataları, cümle düşüklükleri, anlam bozuklukları ve şerefsiz itooluitlikler için şimdiden affınıza sığınırım.
sycrone one sycrone one
sovyet rusya yıkılana kadar yoğun bir biçimde sürdürülmüş, o dönemde iki ülkenin birbirleriyle her türlü alanda çekişmeleri neticesinde bugün kullandığımız teknolojilerin ortaya çıkmasında dolaylı olarak katkıda bulunmuş savaş ortamıdır.

özellikle uzay teknolojisi alanında gelişmek isteyen iki ülke mühendis yetiştime yolunda ciddi bütçeler ayırmış, bu temel noktasından başlayarak internete kadar uzanan bir keşfetme yolunu açmış oldular.

ayrıca savaş ekonomisi denen nane yıllar boyu etkin kalarak ekonominin de canlı olmasını sağlamıştır amerika bazlı bakarsak. ama buna rağmen ekonomik sorunlar yaşamışlar mıdır? evet.
strange fruit strange fruit
adı "soğuk" olsa da dünya tarihinin en renkli dönemlerinden biridir. tek bir kırmızı düğmeye basıp tüm sovyetleri yok etmek fantazili ve pentagondaki komutanların uydudan çekilen apolet fotoğrafları içerikli pek çok fıkra da bu dönem münasebetiyle literatüre kazandırılmıştır. zaman zaman türkiye'nin de müdahil olduğu küba füzeleri krizi gibi gerginlikler yaşansa da hiroşima'daki nükleer felaket sonrası iki taraf da temkinli davranmış başka bir savaşa yelken açmamak için doğu ve batı blokları arasında güç dengesi korunmuştur.

40 yıl kadar "dost belli düşman belli" psikolojisine alışmış dünya halkları, düşünürler ve politikacılar sovyetlerin dağılmasının ardından neye saracaklarını şaşırmış kapitalizmin "savaş kazançtır" mantığının izini sürüp islamcı köktenciliğe kafayı takmışlardır. dağılan sovyet rejimi pax-americana'yı taçlandırmış; vahşi kapitalizm, beli kırılmış keynezci refah devletinin cenazesinin ardından "yeni dünya düzeni" adıyla piyasalara sürülmüş ve listelerde ilk sırayı kapmıştır.

artık devir "global düzen devridir" öyle ki antalya'da fink atan rus turistler yağlı sırtlarına attıkları amerikan doları desenli plaj havlularıyla boy gösterip sovyet dönemini lantelerken bir zamanlar boş vakitlerinde piyano çalıp yüzme müsabakalarına katılan ancak bir süredir türkiye'de farklı yollardan para kazanmayı seçen mühendis rus kızı olena'nın yanağından da bir makas almayı ihmal etmezler.
recai pengül recai pengül
bir denge noktasıdır. kafamda iki türlü denge noktası canlandırabiliyorum: birincisi kararlı denge olan bir çanak içindeki topa benziyor. dışarıdan yapılan ufak müdahalelerin yine topun çanağın dibine geri gelmesi ile sonuçlanan denge bu. ikincisi ise bir tepenin üstündeki topa benziyor. tam ortaya bıraktığınızda olduğu yerde kalacaktır ama en ufak bir müdahale dengenin bozulmasına ve topun düşmesine sebep olur.

nükleer silahların gölgesi altında, karşılıklı katî yıkımın garantisi ile sürdürülen soğuk savaşı kafamdaki bu analojiye uydurmakta zorlanıyorum. tarafların bağlayıcı ültimatomları gerçekten de ikna edici sürece kararlı bir dengede oldukları söylenebilir. ancak ültimatomların bağlayıcılığı tarafların karşılıklı hamleleri ile bozulmaya çalışılıyor ve karşı tarafın hamlelerine gereken cevabı vermezseniz kendinizi gereğini yerine getiremeyeceğiniz bir ültimatom vermiş durumda bulabilirsiniz. sanırım bu da ikili dengenin kararsız tarafına denk geliyor.
falas falas
tekrar hortlamaya çalışıyor şu günlerde..

işin komik yanı diğer tarafı oynayan amerika da bush'un görev süresi doluyor..

- tam eğlenmeye başlamıştık amnkym ya..
1 /