soğuyan sevgiliyi elde tutmanın altın kuralları

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
1
kayser sozer
sevgilisi olan hatunu tavlamanın altın kuralları konusunda aklıma gelmeyen sözün tamamını bi yazar gönderdi. teşekkür ediyorum kendisine. isminin açıklanmasını istemediği için direkt olayıma giriyorum;

kadın senden soğumuşsa,unut gitsin.seni severler,sonra içlerinde birşey döner.bir lağım çukurunda ölmek üzere olduğunu,ya da bir arabanın altında kaldığını görseler bile üzerine tükürürler."

charles bukowskı

evet, soğuyan bi kadını döndürmek olanaksız. gitmeyi düşünen kadını durduramazsınız. erteleyebilirsiniz sadece. ama eninde sonunda gider. zaten gitmemesi daha kötü olur o saatten sonra. sadece görüntü olarak yanınızda olan ama çoktan uzaklara gitmiş bi sevgili çok acıtır. peki ne yapmalısınız? gerçi ne arar lan sizde sevgili? geceleri gufy mickey mini mouse parmaklayıp uyuyan adamlara anlatıyorum ya neyse… içlerinden bazıları, “kayser abi, benim sevgilim var ve elimde tutmak istiyorum, nolur akıl ver” dedi diye yazıyorum he. onlara olan şefkatimden. ne yapmalısınız? kadının nasıl olsa gidecek olması, ona giderken zarar vermeyeceğiniz, ruhunu allak bullak edemeyeceğiniz, gittiği yerde huzursuzluk içinde kıvrandıramayacağınız anlamına gelmez. ayrıca giden her kadın geri döner. gidişi kadar kesindir dönüşü. yeter ki siz içine sıçmayın. peki bebişlerim, başlıyorum, dikkatli okuyun…

-her zamanki sevgilinizin her zamanki sesinde, bakışında, tonlamasında, havasında bile farklılık hissettiğiniz an, ki her erkek hisseder bunu, onu kaybetmişsiniz demektir. ama bu öylesine size özel, sadece sizin hissedebileceğiniz bi şeydir ki, anlatsanız, korku filmlerinde hayalet görmüş çocuk gibi aşağılanır, bu gerçeği kimseye inandıramazsınız. “abi ya selen’de bi şey var dersiniz bi şey”, arkadaşınıza, “ne var olum” der o da size, “yaaa telefonda bugün bana işinin olduğunu söylerken sesi çok acayipti, ayrıca her zaman kapatmadan bööö” derdi. falan fıstık. sadece sizin anlayabileceğiniz yüzlerce ayrıntıyı, değişikliği, hepsinden önemlisi o hissettiğiniz soğukluğu, yabancılaşmayı arkadaşınız anlayamaz. anlatamazsınız. anlatmaya çalışsanız, “ulan karı gibi nelerle uğraşıyosun ya. bişey yoktur olum takma kafana” cevabını alacağınızı da bilirsiniz. hak verirsiniz ama ona. kendinize bile anlatamıyorsunuzdur çünkü ne olup bittiğini… tek bildiğiniz “bişey” var. hoşunuza gitmeyen, ruhunuzu sıkan, sizi garip, kasvetli bir korku içinde bırakan “bişey”. sevgilinize ufaktan sormaya çalışırsınız, “yok bişey ya nolcak her zamanki gibiyim işte” cevabını yine aynı havayla duyar, benzer hareketlerin sizde yarattığı o zavallı ürkeklikle susarsınız. üsteleseniz, hem ezik hem paranoyak olacak hem de o iğrenç havayı tekrar yaşayacaksınız. sonra ne olur peki? gerçeğin üstünü örtme anı gelir. halbuki ilk aklınıza gelen doğrudur. “bişey” vardır. ama siz arkadaşınıza, sevgilinize, ama hepsinden önemlisi inanmak istediğiniz şeye hak verip, “yaaa ne salak biriyim ben. altı üstü kötü bi gün geçirmiştir. paranoyaklığa bak. offff ya canım benim daha çok yanında olmalıyım. ottan boktan kıllanıyorum” diyerek o “bişey”leri ertelersiniz.

- o“bişey”in kesinlikle iki nedeni vardır. ya bir ibiş vardır etrafında dolanan ya da olmaya başlamıştır. üçüncü seçenek asla olmaz. sevgilinizin yavaş yavaş elinizden kayıp gittiğini görür ama bir şey yapamazsınız. bitiyordur. bazen böyle her iki tarafın da bittiğini bildiği, ölmüş ilişkiler vardır, ortada ikinci bi erkek olmadığından öylece devam eder. erkek, zaten ayrılabilen bir canlı değil, terk etmesini beceremez. kadın ise başka bi erkek olmadan o işi kalkışmaz. eee nolur peki? ortada ceset çiftler dolanır. çok görüyorum ben etrafta. birbirlerinden iğrenme aşamasına gelmişler. keşke nefret olsa… aynı masadalar mesela, kalabalık bi grup, arkadaşları, kız mutlu, esprili, havasında olunca erkek durgunlaşıyor, erkek masanın bir numarası olunca da kız sessizleşiyor. içlerinden şu sözleri geçirdiklerine eminim, “herkese mavi boncuk dağıtıyo yine… gül gül millete orospu…” ya da “hiç komik değil anlattıkların. gören de matah bişey sanır. gerizekalı” birbirlerinin mutsuzluğundan beslenen çiftler haline geldikten sonra yapacak bir şey yok. kadının çevresine yeni bir erkeğin girmesini beklemek dışında. erkek de o cesaret yok çünkü. kalem kıramaz.

aaaa başlamamışım lan hala altın kurallara… neyse bu yalnızca girişti…
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir

bu giri sakıncalı bir içerik barındırıyor olabilir

yine de görüntülemek için tıklayın

kayser sozer
-soğudu sizden. fark edebiliyorsunuz. artık kendini avutma dönemi de bitti. açık her şey. ama yine de bazen bi umut, acaba soruları dolanıyor beyninizde. işte böyle zamanlarda çok mu evhamlıyım, kompleksliyim, karı gibi her şeyi düşünüyorum, yok yok beni hala seviyor, hala eskisi gibiyiz diye düşünerek eski anlarınızı tekrar yaşatmak istiyorsunuz. kısa ama sizde iz bırakan anları. ya jesi olsa şimdi daha güzel anlatırdı gerçi ama, breaking and entering de bi sahne var, will, yani jude law da benzer bir durum yaşıyor. gerçi karısının hayatında başka bi erkek yok, istisnai bi durum yüzünden gitmiş o. ama yine de gitmiş. jude law diyor ki ona, giyinirken, “hani sen bi gün benim koluma ısırmıştın ya çok hoşuma gitmişti. farklıydı” türünde bi şeyler. karısı da gülümseyerek yanına gelip tekrar ısırıyor kolunu. ama ikisi de biliyor ki aynı hava yok. zaten jude law “bu sadece dişlerindi” diyerek noktayı koyuyor. bu sahne gibi bir çok sahneyi tekrardan yaşatmaya çalışırsınız. bi an durduk yerde burnunuzu öpmüştür, tekrar öptürürsünüz aynı yoğunluğu hissedin diye, olmaz, şarkınızı çalıp sımsıkı sarılırsınız ona, çok sıkı, daha sıkı, biz birbirimize hala aşığız sarılması, yine olmaz, size ait olmayan bişeyler hissedersiniz o sarılışta. size “ben bu öğlen arkadaşlarımla yemek yiycem” der, hatta “yiyebilir miyim” der, siz de “tabi canım elbette” diyerek eskisi gibi cool, esprili, rahat olmaya çalışırsınız, ama o da olmaz. iki saat sürer. sonra yine kuşkular sarar içinizi. sinirli biri olursunuz. kompleksli. kıskanç. zaten cool guy da olamamışsınızdır az önce. hissetmiştir cool olmadığınızı. komik de bulmamıştır sizi.

-ne yapmanız gerekiyor peki? kadınlar ne olursa olsun başka bi erkeğin varlığından söz etmez. bunun bir çok sebebi var tabi ama, birincisi ve en büyüğü, ne yazık ki kadınların acımasız ve bencil olmaları. tabi bu erkeğin varlığına kendilerinin de hala tam olarak inanmamasın da etkisi var. 4-5 senelik ilişkilerinin, tek erkeklerinin bitip yerine başkasına geldiği düşüncesini doğru olup olmadığını bilmiyor, bilseler de buna inanmakta güçlük çekiyorlar. ama dediğim gibi asıl neden kadınların terk ederken, aldatırken bile hesaplı olması. vicdanen rahat olmak istiyorlar. onu iyi hatırlamanızı. arkasından “vayy kaşar orospu” dememenizi. ve tabi ki hala onu sevmenizi, aşık olmanızı. sonuçta o sizden soğumuş olsa bile sizin onu sevmeniz onu rahatsız etmez. bilakis hoşuna gider. ne kadar çok erkek ona aşık olup hakkında iyi düşünürse onun için o kadar iyidir. dolayısıyla sonuna kadar inkar eder. asıl nedenin onu çok üzmeniz olduğu, çok yıprandığını filan söyler. sizde de salaklık vardır tabi. erkeklerde yani. arkadaşınız görür birinle onu, size söyler, önce kızar, bağırır, sonra da “aman ya arkadaşıymış” der geçersiniz. inanmazsınız. kompleksli, kıskanç, paranoyak bi erkek durumuna düşmeyim dersiniz. sonrasında bu kendini kandırma olayı kızla çocuğu yatakta görüp de anlamayacak kadar ileri boyuta bile taşınır. yine inanmazsınız. sevgiliniz yine sizi kandırır. kanmak istersiniz çünkü. onun hayatının tek aşkı sizsiniz ya. sonsuza kadar sizi sevecek. böyle böyle iyice küçülür, kendinizden nefret edecek duruma gelirsiniz. ama kadın asla size açılmaz. son hamleyi yapmak istemez. ihale sizde kalsın, ayrılan taraf siz olun, tüm bu yaptıklarına rağmen mağdur ben olayım der…

-peki ona en çok zararı nasıl verebilirsiniz? giderken yani. “bak canım ben seni seviyorum, ayrılma gibi bi düşüncem de yoktu. aklıma bile gelmedi yahu… ama sen istiyorsan yapacak bi şey yok tabi… yine görüşürüz nasılsa” falan filan. yani cool, aklı başında, güçlü bi şekilde. hani ne salya sümük bana dön diye yalvararak ne de “siktir lan ben de seni sevmiyorum. ne orospuymuşsun kaltak allah belanı versin kokun sindi mi onun da üstüne” şeklinde kayışı kopartarak. ayrılmak isteyen bi kadına kuru bi “peki” den daha fazla koyan şey yoktur. sadece “peki...” kadın ruhu olumsuzluğa, mutsuzluğa bağımlıdır. fazla mutluluk hoşlarına gitmez. içinde illa da bi hastalık ararlar. kafalarına bi şey takmak zorunluluğu hissederler. kadın en mutlu anında bile nostaljik, melankolik, olumsuz şeylere ihtiyaç duyar. özellikle de elinde olmayana… üç gün sonra o fırıldak dallama şebeklikler yaparken siz geleceksiniz aklına. sizin yanınızda olsaydı da o gelecekti. ne yoksa onu özlerler... ben bu ibişi mi sevdim diye bakacak ona. ne cool adamı ya tam şaklaban diyecek belki. hepsini demeyecek tabi üç gün sonra. sadece anlık içinden geçecek başlarda. ve zaman geçtikte büsbütün saracak. acı çekecek. kanayacak. ne size dönebilecek ne onunla olabilecek. bedelini o ibneye ödetecek tabi. ağzına sıçacak. siz nasıl kalacaksınız peki aklında? gitmek istediğimde bana sevgi dolu gözlerle bakıp sadece “peki” diyen onurlu, gururlu, tam bi erkek… yeppppppppppppppp…
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
brokoli sevmiyorum ama sen yaparsan yerim
soğuyan sevgiliyi elinde tutsan ne olacak onu anlamadım. bir kere soğumuş işte demek ki yolunda gitmeyen bir ilişki var ortada. soğuduktan sonra karşıdakinin ilişkiye inancını geri getirmeye çalışmak seni de bitirir zaten ve muhtemelen o ısınır çabaların sonucu ama senin sıcaklığın aynı değildir. klima mı bu zaten kumanda ile idare edilecek. eğer soğudum dedikten sonra iki çiçek bir öpücükle ısınıyorsa dengesizdir o bırakın gitsin, bırakın soğusun, hatta uğurlar olsun.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
1

sneaker tarihinin ikonik ailesi the air max

instela
air max 1 modelinin başını çektiği nike air max ailesi, kendi kişiliğini yansıttığı birkaç kuşağa dayanıyor. her biri birbirinden farklı özellikleriyle sneaker tarihine damga vuran air max modelleri; cesur renkleri, enerjik desenleri ve görünür hava konseptinin evriminde oynadığı kilit rolleriyle öne çıkıyor. nike, 2. air max günü için geri sayıma devam ederken, geçmişe doğru zamanda yolculuk ederek air max ailesinin ikonlarını hatırlıyor.



air max 1

devrim yaratan hava taban inovasyonunu görünür hale getirerek sneaker tarihini değiştiren nike air max 1, 1987 yılında tanıtıldı. bir yastıklama sistemi olarak geliştirilen nike air, bir anda kendini ifade etmek, stilini cesurca ortaya koymak ve performans göstermek için adeta bir fırsat penceresine dönüştü. 28 yıldır evrimini sürdüren air max ailesi şimdiye kadar yüzlerce unutulmaz versiyonunu geliştirse de, her yeni modelin varlığını bir ölçüde nike air max 1'e borçlu olduğu bir gerçek?

air max'i hayata geçiren nike baş tasarımcısı tinker hatfield, "nike air, o zamanlar bir yenilik değildi. 1978 sonlarında nike air tailwind modelinde ilk kez kullanılan air taban ünitesi, köpüğün içine etkin bir biçimde gizlenmişti. bir gün, paris mimarisinin sıradışı yapıtlarından esinlenmek adına, şehri ve özellikle pompidou center'ı görmek için paris'e gittim. orada, mimarlık eğitimi almış olmamın verdiği bakış açısıyla, daha önce hiç karşılaşmadığım ters yüz edilmiş pompidou center binasında esinlenerek oregon'a geri döndüm. almış olduğum ilhamdan ortaya çıkardığım fikirleri, daha büyük air tabanlar üzerinde çalışan teknisyenlerle paylaşarak, onlarla, air taban teknolojisinin görünür hale getirebileceği ve benzeri olmayan bir ayakkabı yaratabileceği üzerine görüşmeler yaptım. o zamanlar birçok insan, bunun tuhaf bir fikir olduğunu düşünüyordu. ancak ben ve ekibim, dönemin koşu ayakkabılarından daha farklı olmak ve görünürlük mesajını iletmek amacıyla köpük tabanın orta kısmını kestik. böylece daha büyük bir air taban ünitesini açığa çıkararak, görünürlüğü artırdık. bununla birlikte ilk nike air max'te, dikkat çekici ve cesur bir renk paleti kullandık." dedi.



air max 90

durduğu zaman bile hareket halindeki bir şaheser gibi görünen nike air max 90, kendine has duruşuyla fark yaratıyor. 1990'da sahneye çıkan ayakkabı, air max ailesinin dördüncü modeli olma özelliği taşırken, öncekilerden daha büyük nike air hacmine sahip. modelde, ayağa mükemmel bir uyum sağlamak için çıkıntılı paneller kullanılırken, çeşitli bağcık seçenekleri sunuluyor. ayrıca modelin daha sonra "infrared" olarak adlandırılacak canlı kırmızı rengi, görünür havayı vurgularken, tıpkı modelin formu gibi nike air max 90'la birlikte hatırlanıyor.

kendinden sonraki yıllarda ilk formunun çeşitli kombinasyonları geliştirilse de, ilk günden itibaren popüler olan ve yeni bir 10 yılı sembolize eden nike air max 90, her zaman için en sevilen ve temel formlardan biri olmaya devam ediyor.



air max 180

nike air max 180, hatfield ile air force 1 tasarımcısı bruce kilgore'un ortak zekâsının bir ürünü olarak doğdu. iki efsanevi ismin max air ünitesini dış ve orta tabanda görünür hale getirmek ve ayakkabının 180 derecelik yastıklamasına vurgu yapmak için yola çıktığı modelde, ayakla birlikte esneyen yeni ve dinamik bir iç kılıf yer alırken, kalıplı topukla ayağa destek sağlanıyor.

modelin, kısa zamanda dünyanın her yanında tanınmaya başlanan görünür hava konsepti, air max 1'de olduğu gibi efsanevi çizerler, özel efekt ustaları ve sinema yönetmenleri tarafından yaratılan reklamlarla desteklenerek büyük bir üne kavuştu.



air max 93

nike air max 93'ün itici gücü görünürlüktü. defalarca şaşırtılmış bir kitlenin nasıl yeniden şok edileceği üzerine düşünen hatfield, topuk kısmının her zaman odak noktası olduğu bilinciyle hareket ederek en yeni eserini air max 90'ın esnek kanalları üzerine inşa etti. bu kapsamda bu yeni modelde; ayağa ve bileğe ekstra destek vermek için dinamik, uyumlu neopren iç kılıf kullanılırken, plastik süt şişelerinden ilham alınarak geliştirilen şişme kalıplı air taban ünitesi yer aldı. böylece model, görünür hava konusunda dünya çapında bilinir hale geldi.



air max 95

1995 yılında tanıtılan ve cesur formuyla öne çıkan nike air max 95, görünür air tabana ayakkabının ön bölümünde yer veren ilk ayakkabı olarak dikkat çekti. yastıklamaya yepyeni bir yaklaşım getiren bu uygulama, çift hava ünitesiyle koşuculara üstün konfor ve destek sunuyordu. siyah orta tabanlı ilk air max modeli olma özelliği taşıyan nike air max 95, bu özelliğiyle geleneksel koşu ayakkabısı tasarımlarından ciddi anlamda farklılaştı.

insan vücudundan esinlenilen bir silueti tanımlayan özellikler, air modellerinin yaygınlaşmasına yol açtı. omurgaya dayanan orta taban, tasarımın belkemiğini oluşturuyordu. modelde yer alan naylon ip delikleri kaburgayı, üst yüzeyin katmanlı panelleri ve file dokusu ise kas lifleri ile vücudu temsil ediyordu. üst kısımda koyudan açığa degrade renk kullanılarak, modelin arazi koşularında bile temiz kalması amaçlanıyordu. markanın göze çarpmayan bir şekilde kullanılması ise başka bir özellik olarak öne çıkıyordu.

nike air max 95, tasarımda dünyaya bir pencere açarak küresel bir hareket başlattı. bu kapsamda new york'tan londra ve tokyo'ya kadar her yerde yeni jenerasyonun gelecek olarak tanımlanan modeli ayağına giymek istemesi sağlandı. model, pek çok versiyonun ardından hala baş döndürmeye devam ediyor.



air max 97

ilk tam boy max air taban ünitesinin kullanıldığı model olarak bilinen nike air max 97, çığır açan bu sıra dışı inovasyonla, diğer air max modelleri arasından öne çıkmayı başardı. modelde yer alan reflektif çıkıntılar, air max 97'ye ışıkta dikkat çeken bir görünüm kazandırırken, ilham kaynağını tokyo'nun yıldırım hızındaki kurşun renkli trenlerinden alan ayakkabının, gümüş tonuyla başlayan akıcı tasarımı göze çarpıyor. bu özellikleriyle öne çıkan model, her şeyin daha maksimalist olduğu bir dönemde; müziğe, sinemaya ve modaya en uygun ayakkabı olarak, o yılları tanımlayan bir tasarım klasiği haline geldi.



air max 2003

minimize edilmiş bir üst yüzle maksimum yastıklama yaklaşımını buluşturan model olarak tanımlanan nike air max 2003'de, daha önce air max 97'de kullanılan air taban ünitesi ödünç alınırken, kalıp, üretim ve yastıklamadaki yeni gelişmeler sayesinde ayak, zemine yaklaştırılarak ilave esneklik sağlandı. daha önceki air max modellerinin cesur renkleri yerine daha pastel tonlarda sunulan air max 2003'e, 2000'li yılların başında yeni bir estetik kazandırıldı. üst yüzde atletizm ve futbol ayakkabılarında kullanılana benzer bir teijin performans malzemesi tercih edilirken, ayakkabıya hafif ve agresif bir görünüm kazandırıldı.



air max 360

orijinal air max tanıtıldıktan 20 yıl sonra, kullananı havada yürüyormuş gibi hissettirme misyonu, nike air max 360 ile gerçekleşti. nike, daha fazla hava yastıklı denge sunan yepyeni bir max air taban ünitesi geliştirerek, termo-kalıplı bir yapı sayesinde ilk kez, köpük katmanların yerine 360 derece yastıklama sistemi kullandı. modelde, orijinal air max renklerine saygı niteliğinde bir renk paleti kullanılırken, üst yüzde görülen lazer kesim degrade etkilerle, air max 95'in görünümü yeniden canlandırıldı. bir defaya mahsus üretilen sınırlı bir seride ise bu yeni taban üzerine bazı ikonik air max üst yüzleri uygulandı.



air max 2015

hem keşif, hem de bir devrim özelliği taşıyan nike air max 2015, 2013 yılında lanse edilen esnek ve ultra rahat max air yastıklamanın dinamik hareketiyle uyumlu bir üst yüzle sunuldu. performans koşu ayakkabısı olarak yaratılan model; nefes alan, hafif, teknolojik ve neredeyse kesintisiz bir file üst yüze sahip olma özelliği taşıyor. ayakkabı, nike flywire teknolojisiyle birlikte ayağı saran bir yapıya da sahip. boru tipi yastıklama yapısı ve esnek kanallarla konforlu ve enerjik bir koşu deneyimi sunan model, standardını yeniden tanımlıyor. nike logosunun ters yönde kullanımı bile alışkanlıkları değiştirirken, stilde yeni bir dönemi müjdeliyor.

http://inste.la/nikeairma...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın