solgun bir gül dokununca

pandoranın email kutusundan pandoranın email kutusundan
güzel bir behçet necatigil şiiri

çoklarından düşüyor da bunca
görmüyor gelip geçenler
eğilip alıyorum
solgun bir gül oluyor dokununca.

ya büyük şehirlerin birinde
geziniyor kalabalık duraklarda
ya yurdun uzak bir yerinde
kahve, otel köşesinde
nereye gitse bu akşam vakti
ellerini ceplerine sokuyor
sigaralar, kâğıtlar
arasından kayıyor usulca
eğilip alıyorum, kimse olmuyor
solgun bir gül oluyor dokununca.

ya da yalnız bir kızın
sildiği dudak boyasında
eşiğinde yine yorgun gecenin
başını yastıklara koyunca.

kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
en çok güz ayları ve yağmur yağınca
alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
solgun bir gül oluyor dokununca.

ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
akşamlara gerili ağlarla takılıyor
yaralı hayvanlar gibi soluyor
bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
yollar, ya da anılar boyunca.

alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
solgun bir gül oluyor dokununca.
ultrasonick ultrasonick
ben şiiri sevmem. aslında severim. ama şiir de şiir diye ortalıkta her mısrayı dörtlüğü biyerlerde boncuk bulmuş gibi okuyan bir tip değilim. o tiplerin yaptığı şiir sevmekse ben şiir sever değilim.

ama bu şiir bambaşka... sanki sabah uyanmışım da esniyorum, geriliyorum... akabinde yeniden bir rehavete eriyorum. solgun bir gül oluyorum.

öyle yazmış ki... anlatmak istediğim ama anlatamadığım bir sürü şeyi okadarcık kelimeyle anlatıvermiş... anlat desen anlatamam yine. sevinç de var keder de... mutluluk da var hüzün de... sanki bir ömürlük insanı yumurta çırpar gibi çırpıp bu şiire atmışlar... ortaya bu çıkmış.

büyüksün üstat!