solti

1 /
excalibur excalibur
arkadaşları mezun olmuş, askerden dönmüş olduğu halde okulundan kopamamış, yer altı ve yer üstü alemlerinin kralı*, maden kantininin muhtarı, her daim karşısındakini güldürebilen, aynı zamanda dayı kişilik. ha bi de telefonu bebek ağlaması şeklinde çalar.
gülümsün gülümsün
ben duruyordum yerimde sakin sakin. ‘gel’ dedi, duymamazlıktan geldim. elini uzattı, görmemezlikten geldim. korktum. ‘çok derin burası’ dedim. ‘ben buradayım’ dedi.
sonra;
derin merin hak getire! baktım ki, uçsuz bucaksız, görüp göreceğim en şahane manzaranın ortasındayız. git git manzara daha da güzelleşti. kâh düştük, kâh yorulduk ama dediği gibi buradan, yanımdan hiç ayrılmadı.
bir ara o’na fark ettirmeden açtım baktım lugata, acaba dedim ben mi yanılıyorum, şu kelimelere bir daha bakayım;
güvenin eş anlamı; şüphesiz.
yalnızlığın zıttı; aynen öyle.
sevginin yakını; ıııhhh, özü.
hayatın parçası; hayır efendim, bizzat kendisi.
gülümsün gülümsün
nasıl hınzırca gülerek gönül çalar, görseniz uyuz olursunuz. olur olmadık zamanlarda mutluluk getiriyor etrafına; deli oluyorum. kocaman kahkahasını, gülen gözlerini meydanlara saldı mı sakının derim ben. bizim evin kapısından içeri de böyle girdi. evde adı gözleri gülen, sempatik çocuk olarak kaldı. sevdirdi bir çırpıda kendini. bahsettiğim meydanda benim için düelloya girilecek sandım, yanıldım. bırak düelloyu, ihtilalden sonra yeni bir rejim gelmiş gibi neredeyse kutlamalar yapılacaktı o’nun için. yalanım yok. kıskandım tabi, sindim bir köşeye.
şimdiyse meydanlarda bir coşku, bir tezahürat, bir çakırkeyiflik sormayın gitsin.
1 /