son ada

1 /
bimekan bimekan
zülfü livaneli'nin 15 ekim'de kitapçılardaki yerini alacak yeni kitabı. konusu şöyle:

livaneli’den alegorik ve sarsıcı bir roman…

darbeci bir başkan, emeklilik yıllarını geçirmek üzere, herkesin her şeyiyle hoşnut olduğu cennet bir adaya yerleşir. başkan, ruhuna dek işlemiş olan yıkıcılık potansiyelini, geçmiş politik gücünden de yararlanarak kullanmaya kararlıdır. bu doğrultuda tüm adayı etkileyecek müdahalelere girişir.

önceleri sıradan görünen bu müdahaleler, sonunda düşmanı düşmana kırdırmaya dek varacaktır. başta martılar olmak üzere, ada halkı dahil tüm canlılar başkan’ın acımasızlığından payını alacaktır. bu arada durdurulamaz görünen bu gidişe direnen bazı sesler de vardır…

livaneli son ada’da, düşsel bir ülkede yaşanan aslında hepimizin aşina olduğu olayları alegorik bir anlatımla verirken, politik ve kişisel ihtiraslarla topluma ve doğaya müdahalelerin sonuçlarını da gözler önüne seriyor.


bekliyoruz sabırsızlıkla.
bimekan bimekan
zülfü livaneli'nin yeni kitabının adı.
dün akşam başladım, 80 sayfa okudum, bugün de 103 sayfa okuyarak bitirdim, zira kitap 183 sayfa. akıcı bir kitap ve her şeyden önce, bence "toplumsal bellek" konusu önemli bir yer tutuyor.


spoiler

adaya yerleşen darbeci başkanın peşine takılan ada halkı, adayı el birliğiyle mahvediyor ve sonunda adadan hep beraber ayrılmak zorunda kalıyorlar.
huzur içinde yaşayan halk önce martılara saldırıyor, amaç zengin olmak, adayı turizme açmak, bunun için martıların yaşadığı sahilleri martılardan arındırmak...
martılar adadan kaçıyor ve bir gün intikam için dönüp ada halkına saldırıyorlar. işte toplumsal bellek bu noktada kendisini gösteriyor, martılar birden suçlu ilan ediliyor ve aslında bu işi başkanın yaptığını söyleyenlerin sesi cılız kalıyor. adada sanki eskiden huzur içinde yaşamazlarmış gibi, martılar ezeli düşmanları oluyor.
sonra martıları yok etmek için adaya tilkiler geliyor. bu kez yılanlar çoğalıyor, yılanları yok etmek için bir uzman geliyor, sözde diktiği direklerle leylekleri adaya çekecek, fakat ada halkını dolandırıp gidiyor, sonra martıları çoğaltmak için tilkileri öldürmeye karar veriyorlar, bakıyorlar ki tilkiler çok fazla, kontrollü bir yangın çıkartıyor ve o yangının kontorlünü kaybedip tüm adayı yakıp kül ediyorlar.
ve bütün bu olaylardan başkana suç bulan yok gibi, başkan da en sonunda "ne haliniz varsa görün" diyerek gitmeye kalkıyor, fakat bakkalın oğlu olarak tanıdığımız karakter başkanın adamlarının kendisine karşı çıkan üç kişiyi tutuklaması üzerine -ki romanımızın asıl kahramanları onlar- başkana var gücüyle asılıp uçurumdan aşağı atlıyor, başkan da o da parçalanıyor. tüm ada halkı hapishaneye atılıyor ve başkan kahramanlıklarının(!) anlatıldığı bir cenazeyle toprağa veriliyor.
toplumsal bellek ne kadar önemli anlıyor insan, karşındaki yöneticinin muhteşem bir ikna kabiliyeti olabilir, tüm yanlış şeyleri kabul ettirebilir, sonra oluşan kötü durum, eski iyi durumu unutturuyor ve suç martıların, tilkilerin. hepimiz yaşamıyor muyuz günümüzde bu tarz şeyleri? son ada yerine ülkemizi koyun...

spoiler



okunmaya değer bir kitap, evet birazcık ince, ama gerçekten içiniz acıyor okurken, güncel olaylarla, geçmişle bağlantı kurun, her şeyin bir sembol olduğunu düşünün ya da...
içiniz acıyor.
gece ve sancı gece ve sancı
endişenin her zaman haklı olduğunu gösteren aynı zamanda bir solukta okunulan zülfü livaneli romanıdır.

yasak tanımaz rüzgar
zincir vurulamaz martıya
bir de insan kalbine...
maybash maybash
--------------------------spoiler---------------------------
kitaptan bir alıntı:
biz boyun eğdiğimiz ve adım adım içine sürüklendiğimiz zulmün ne kadar kötüleşebileceğini tahmin edemediğimiz için yenilmiştik.daha o ağaçlar kesildiği,bakkalın masum oğlu dövüldüğü zaman ses çıkarmalı,başkaldırmalıydık.bunu yapamamıştık.başkan'ın attığı her adımı büyük bir saflıkla kabul etmiştik.martılar ise karşı koydukları ve uzlaşmadıkları için kazanmıştı.
bu durumda boyun eğen insan soyunun mu,yoksa başkaldıran martıların mı daha akıllı olduğu sorusu sorulmalı değil mi?


kitabın en önemli iki paragrafıdır.ada halkı yapılan haksızlıklar karşısında başta yeterli tepki gösteremedikleri için yok olmaya mahkum oldu.ayrıca kitaptaki bir diğer anlamlı kısımsa başkanın martıları adadan göndermek için adaya tilki getirip birbirine düşürme fikridir.bu fikrin etkileri günümüzde hala geçmemiştir.
---------------------------spoiler------------------------------

geçmişteki ve günümüzdeki olaylar daha güzel gözler önüne serilemezdi herhalde.zülfü livaneli'nin en iyi kitaplarından biri ve herkes gerçekleri daha iyi görebilmek için okumalı.
hürrem hürrem
kitaptan bir alıntı

aslında biz bu yaşamın güzel olduğunu düşünmüyorduk bile artık; o kadar alışmıştık ki, yaşayıp gidiyorduk işte. insan her gün gördüğü denizin, evinin önündeki kayanın üstüne konan martının güzel olduğunu düşünmez. iki tarafı ağaçlıklı toprak yoldan yürürken, tepede buluşup birbirine girmiş olan dalların nasıl bir gölgelik yarattığını, akşamsefalarının bir mucize gibi birden açıverdiği bahçelerdeki alçak sesli sohbetleri, bazı evlerden duyulan aşk fısıltılarını da-bunları sadece yaşar-

kitaptan bir alıntı
akçabardak akçabardak
son ada muhkem bir kitap. okumayı bitirdikten sonra kitap elimde kalakaldım,sanki cep telefonumda zülfü livaneli nin numarası kayıtlıymış gibi hissettim bir an ve onu arayıp yukarıda da belirtilen "diğer kitaplardan etkilendiniz mi?" sorusunu sormak istedim ilk önce o kadar tanıdıktı çünkü hikayesi,sanki daha önce birinden daha dinlemişim gibi geldi..sonra farkettim ki öyle veya böyle 80 dönemini yaşamış herkes bir ada yaratıyor kafasında,sanki adaya gitse huzuru bulacakmış gibi,kitapta da diyor ya livaneli "ne yaparsan yap ama adalıların umutlarını çalmaya kalkışma.bir umuda bağlanmak isteyen komşularına bunun yalan olduğunu söyleme,kimseyi gerçekçi olmaya çağırma.çünkü bunalan insanların yalan bile olsa bir umuda sığınmaya ihtiyaçları,gerçeği söyleyenlerden nefret etmelerine yol açıyor.”buna benziyor sanırım umutları yok artık ama kimse bunu söyleyemiyor birbirine, zamanın en ateşli devrimcileri yenildik diyemiyor işte,onun yerine bir adaya yerleştiklerini orada şirinler misali rekabetsiz mutlu mesut kardeşçe yaşadıklarını hayal ediyorlar,biri bakkal şirin oluyor işte,diğeri marangoz şirin bir diğeri yazar şirin oluyor,sonra bir gün şirin baba kılığında gargamel geliyor beraberinde uğursuzlukları da getirerek.
son ada güzel bir kitap beni çok etkileyen başka bir kitap olan erguvan kapısını hatırlatıyor işte yenilenler,kaçanlar,kaçamayanlar,göz altına alınanlar.çok uzattım farkındayım.hemen erguvan kapısının sonunda yer alan eski ve güzel tangoyla kapatıyorum girimi:
ne yazık ki deniz engin, şu ufuklar ölgün,
bin elemle doğuyor her yeni gün.

yarın olsun, yarın olsun diye renkler soluyor,
neye baksam ne işitsem bana bin dert oluyor.
balefulwhisper balefulwhisper
o değil de bu kitapta başkanın yelloz karısı vardı bi tane , ada halkına yardım etmeyip eziyetleri evinden izliyordu ben bilmem beyim bilir kadınıydı.bir de tilkiler vardı martıların intikamını almışlardı helal olsun demiştik ailece.
artık yeni birşey söylemek lazım artık yeni birşey söylemek lazım
martılar zavallı, suçsuz bir adam olan marangozu öldürür kitabın can alıcı bir yerinde.

ve kitabın hikayecisi sorar;

"neden sizlerin katlinden sorumlu olan başkanı değil de o zavallı adamı öldürüyorsunuz, neden 'kolay hedef' seçiyorsunuz...?"

ben,

donakalırım...
starfish starfish
insanların nerden nerelere, hiç fark etmeden geldiklerini çok güzel anlatmış üstad.
farkına varmadan kötülük yapıyoruz, kötü mü oluyoruz yani dedirtir okuyana...
şartların insanları nasıl da zorla değiştirdiğini sayfalarda ilerledikçe gözünün önüne serer. (hatta gözünün içine içine sokar.)
yedicücesiolmayanbirpamukprenses yedicücesiolmayanbirpamukprenses
bir ütopyanın nasıl distopyaya dönüştüğünü gösteren roman, bir türkiye gerçeği, ve sonunda olayı hissettirip gözlerden bir iki damla yaş süzülmesine sebebiyet verecek kitaptır ölmeden önce okunması gereken 100 kitap içine girmelidir. aydınların cahiller içinde kaldıkları durumu gösterir, politikanın ne olduğunu öğretir. öyle samimi bir anlatıma sahiptir ki başkana öfkeden yumruklarınız sıkılmış bir biçimde okursunuz ve en yoğun insanlar için bile üç günden önce biter kitap, okunası bir zülfü livaneli eseridir.
meshvela meshvela
süslü anlatımlardan uzak, sade anlatımla güzelleşmiş olan bir livaneli kitabı. ama biraz, isteseydim süsleyerek de anlatırdım böyle olmasını istedim havası var sanki. kitabı okurken yakın tarihten birçok olay ve kişiyle özdeşleştirebiliyorsunuz ki kenan evren bunların en başında geleni. sadece yaşananlara değil, yaşanacaklarla da bağ kurabilecek olması muhtemel. kitabi yeni bitirmiş olmanın verdiği duygudan olsa gerek bir alıntı yapmak geldi içimden.

''martılar ise karşı koydukları ve uzlaşmadıkları için kazanmıştı.''
fadike fadike
livaneli'nin "son ada" adlı romanını kendimce özetliyorum: su gibi içilen ama bir duble sek rakı misali acıtan bir roman yazmış. ağladım martılara, sevindim devrimci olduğuma!

değinen arkadaşlarımız mevcut ama yine de değinmek istedim: toplumsal bellek.
mır mır mır mır
yaşar kemal'in 'edebiyatta görkemli bir söz vardır , büyük kapıdan girmek. bu büyük bir eserin yazarı demek. zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir.' dediği , 2009 orhan kemal roman ödülü sahibi zülfü livaneli romanı.

küçük bir adada yaşananların gerçeküstü anlatımıyla , tüm dünyada yaşananları gözler önüne seriyor livaneli romanında.
fondipizm fondipizm
--------------spoiler------------

insanların duyarlılığını bazı amaçları uğruna nasıl körelttiklerini anlatan bir kitap.korkunun nasıl bi despotizme döndüğünü, korkuya başkaldıranların despotizmin altında nasıl ezileceğini gösteren sade bir dille yazılmış yapıt.

-------------spoiler--------------


son sayfanında vücuda teneffüs etmesiyle bir of çekip bağırma suretüyle kitabın içerinizde oluşturduğu etkiyi azaltma çabaları da olası...
1 /