son ada

2 /
yerdeniz büyücüsü yerdeniz büyücüsü
emekli siyasetçinin cehenneme çevirdiği cennetin anlatımı. okuyalı bir yıldan fazla olmuş. aklıma ara ara bir yürek burkuntusu ve ağlama isteği ile düşer. doğayı seven bir insanın kafasında değil kalbinde canlanır çünkü livaneli'nin adası. insanın nasıl bozguncu ve karanlık bir yanı olduğunu bir avuç insanın yaşadığı cennet bir ada üzerinden anlatır. siyasetten emekli olup egosundan emekli olamayan siyasetçinin yerleştiği sakin ve huzurlu adada, yılların alışkanlığı olsa gerek kendisine bir düşman bulması gerekir. bir avuç nüfuslu adada önce martıları kestirir gözüne. martılarla savaş adı altında insanları tek tek sindirir. doğayı sever güya, her şey ada doğasını ve insanını martı belasından korumak içindir. hatırladıkça aklıma iki-üç ağaç için (?)insanları sokağa sürükleyen başka hastalıklı egolar gelir.
birkisbaharyazgunu birkisbaharyazgunu
martılar çığlık çığlığa kıyılarda oynaşıyordu. biz baygın çiçek kokularıyla sesini dinliyorduk dalgaların. her şey o başkanın adaya gelmesiyle başlamışdı. artık adamızda dünyevi hırslar ve ihtiraslar geziyordu.

ve biz adamızın insan pençesinde batışını derinden izliyorduk.
theokoles theokoles
ütopya deniyor ama değil. tam da gerçek yaşam. insan varsa kötülük de var. ekolojik dengeden, demokrasi anlayışına, günümüz belediyecilik anlayışından siyasi güce tam bir hayat rehberi gibi roman. çok yeni sayılabilecek bir zülfü livaneli okuru olarak artık fanı olma seviyesine de geçtim. okuyunuz efendim güzeldir çabucak biter.
ferrarisi olmayan adam ferrarisi olmayan adam
okuduğum ilk zülfü livaneli romanı. gerek kitaptan gerek zülfü livaneli'nin dilinden o kadar etkilendim ki "huzursuzluk" ve "serenad" adlı romanlarını da aldım.

"... ve adamızı bir sır gibi saklıyorduk. çünkü giderek deliren dünyamızda böyle bir yerin varlığının bilinmesi pek işimize gelmiyordu. nasıl olduysa raslantılarla adayı bulmuş kırk sakin aileydik. huzurluyduk, kimse kimsenin işine karışmıyordu. onca yaralanmadan, hayal kırıklığından ve derin acıdan sonra adada edindiğimiz yeni dostları o kadar yürekten seviyordum ki, buraya "son ada" adını takmıştım. evet evet; son ada, son sığınak, son insani köşeydi burası.tek isteğimiz bu dinginliğin bozulmamasıydı."

...sevgili dostum, bir gün voltaire'in kitabında, istanbul'daki bahçıvanın, huzur arayan candide'e verdiği, "bahçeni yetiştir !" öğüdünü örnek göstererek, "hikayeni anlat!" demiştin bana, hatırlıyor musun?
"sadece hikayeni anlat!"
ben de öyle yaptım.
son ada'yı yitirişimizin hikayesini anlattım.
2 /