son kez yaptığını bilmeden yaşamak

en asil duygunun insanı en asil duygunun insanı
- allah'a inanıyor musun?
gençliğin verdiği hadsizlikle fikirleri biraz değişik gelen yaşça benden çok büyük arkadaşıma sormuştum. o an mı aklına gelmişti yoksa daha önce okuduğu bir kitap, izlediği bir filmden mi alıntılamıştı bilmiyorum ama aldığım cevap sonrasındaki bütün hayatımı etkiledi.
* hayır! ben allah'a inanmıyorum. o'nu biliyorum. inandığın seni kandırabilir ama bildiğin öyle mi?

sokrates'in baldıran zehrini içmeden hemen önce bilmek ile ilgili duyduğu aşk...

mahkemenin vermiş olduğu cezanın zamanı gelmek üzereydi. sokrates yatakta yatıyor ve infazı yapacak adam zehri hazırlıyordu. ancak adam sürekli vakti erteliyordu, güneş doğmaktaydı. sokrates adama sordu; " zaman geçiyor, güneş doğuyor, bu gecikme neden?"

adam sokrates'i seviyordu, onu mahkemede duymuş, içindeki güzelliği görmüştü. tek başına atina'dan daha zekiydi. biraz geciktirmek biraz daha yaşaması için zaman kazandırmak istiyordu.

- sokrates "tembellik yapma, hadi getir" dedi

zehri veren adam " niçin bukadar heyecanlısın? yüzünde öyle bir ışıltı gözlerinde öyle derin bir merak görüyorum ki... anlamıyor musun? öleceksin!"

sokrates : " bu bilmek istediğim bir şey. hayatı tanıdım, o güzeldi; tüm kaygılarıyla, kederleriyle o hala bir keyiftir. yanlızca nefes almak yeterli bir mutluluktur. yaşadım, sevdim, canım ne isterse yaptım, içimden ne geldiyse söyledim. artık ölümü tatmak istiyorum. ne kadar çabuk olursa o kadar iyi". iki olasılık var, ya doğulu mistiklerin söylediği gibi ruhum başka şekillerde yaşamaya devam edecek. bedenin yükünden özgür bir şekilde ruhun yolculuğunu sürdürmesi çok büyük bir heyecandır. beden bir kafestir, onun sınırları vardır. ya da belki de materyalistler haklıdır. bedenim öldüğünde her şey ölür. geride kimse kalmaz. olmamak da büyük bir heyecandır. olmanın ne olduğunu biliyorum ve olmamanın ne olduğunu bilme anı geldi. artık olmadığımda sorun nedir? niçin onla ilgili endişeleneyim? endişelenmek için burada olmayacağım, o halde ne için vakit kaybedeyim?" bilmek istiyorum.

herkes bu kadar şanslı olmuyor. gördüğüm bir instagram postunda "bir gün hepimiz arkadaşlarımızla son kez saklambaç oynadık ve kimse bunu fark etmedi" yazıyordu. oyunlar yine neyse. öyle ya yarın ikna gücümüze göre insanları toplayıp misket bile oynayabiliriz. ama bazı şeyler... kimimiz son kez olduğunu bilmeden babamıza sarıldık, kimimiz kısa bir mesajda sevdiğimizle son kez yazıştık. birinin eli son kez dokundu, birinin gözüne son kez baktık. birinin son umudunu kırdık belki,ya da biri son inancımızı yıktı. evet inancımızı. ya bilseydik son olduğunu.

ne güzel limandır bilmek. iyisiyle, kötüsüyle bilmek. inanarak bilmekten öteye geçip bilerek inanmak. yanlışına yanılışına kadar bilmek. yazgısına sancısına kadar bilinmek.
slowmotion slowmotion
alıntı (bkz: masumiyet müzesi)

"aslında kimse,onu yaşarken hayatının en mutlu anını yaşadığını bilmez. bazı insanlar kimi coşkulu anlarında hayatlarının o altın anını 'şimdi' yaşadıklarını içtenlikle (ve sık sık) düşünebilir ya da söyleyebilirler belki, ama gene de ruhlarının bir yanıyla bu andan da güzelini, daha da mutlu olanını ileride yaşayacaklarına inanırlar. çünkü özellikle gençliğinde hiç kimse bundan daha kötü olacağını düşünerek hayatını sürdüremeyeceği gibi, insan eğer hayatının en mutlu anını yaşadığını hayal edebilecek kadar mutluysa, geleceğin de güzel olacağını düşünecek kadar iyimser olur."