sone

lithranium lithranium
william shakespeare'in şaheseri.

benzetebilir miyim bir yaz gününe seni?
sen daha sevimlisin, daha sakinsin ondan.
sert rüzgarlar mayısın narin çiçeklerini.
hırpalar; yaz ise pek çabuk geçer...durmadan!
bazan, kızgın olarak, parlar gözü semanın...
bir karartıyla sık sık söner altın bakışı;
her güzel,güzelliğini kaybeder: tabiatın-
sebep olur da bazan bu kararsız akışı!

fakat senin ebedi yazın hiç sönmeyecek,
dönmeyecek sendeki güzellik bir yalana.
ölüm sana yaklaştı diye, öğünmeyecek:

sen eşitken ebedi mısralarla zamana
yaşadıkça insanlar, görebildikçe gözler,
seni yaşatmak için yaşayacak bu sözler.
havana havana
2 dörtlük ve 2 üçlük olmak üzere 14 mısradan oluşur. italyan edebiyatı'na aittir ancak oradan fransız edebiyatı'na geçmiştir. türk edebiyatı'nda kullanılmaya başlanması ise servet-i fünûn edebiyatı dönemi'ne denk gelir. lirik konuları işlemeye elverişli olduğundan tüm edebiyatlarca sevilir.

kafiye şeması:

-abab, abba, ccd, eed
-abab, cdcd, eff, egg
-abba, cdcd, eff, egg şeklindedir.
darth minor darth minor
birden bire olur, beklenmedik zamanda;
içinde belirsiz bir şey sezersin.
yüreğinin yankılanan tınısında.
bir şeydir de ne olduğunu bilmezsin.
ne hüzündür, ne kederdir, ne acı;
yalnızca kendisidir, kendine benzer.
şöyle bir yoklamaktır sanki amacı,
kanştınp aklını geldiği gibi gider.
ama ben inatla tetik durup bekledim:
içimde bir taraz gibi sezinlediğim
biraz daha bildim ki her seferinde.
hiçlikti özümün duygusal çeperinde.
işte ben yıllar yılı yan ölü yan diri;
o hiçliğe yazdım bunca ketum şiiri.

metin altıok
corrigenda corrigenda
servet-i fünuncular tarafından edebiyatımıza kazandırılmıştır. ilk örnek cenab şehabeddin'in şi'r-i na-nüvişte'sidir.

ilhâm eder tabîat bir şi'r-i sâf ü garrâ,
bir şi'r-i ber-güzîde her kalb-i gam-sirişte;
tanzîm eder o şi'ri gûyâ ki bir ferişte,
tanzîm eder de sonra bir kalbe eyler ilkâ;

her gün derim: "o şi'ri en sonra yazdım işte!"
her gün beni hakîkat tekzîb eder, dirîgâ!
hâlâ yazılmamıştır, hem de yazılmaz aslâ
kalbimde daim ağlar ol şi'r-i nâ-nüvişte!

işte cihanda mutlak her şâir-i mükedder
bir ruhu çâk edip de ol şi'ri bulmak ister;
ancak türâb olunca kalbi bulur o şi'ri!

her şâirin cihânda bâkî kalır muhakkak
bir nâ-nüvişte şi'ri, bir nâ-şinîde fikri
ol fikre şi'r-i mutlak dense revâdır el-hak!


bir örnek de shakespeare'den gelsin.

aşk vicdanın ne olduğunu anlamak için toy kalır
ama vicdanın aşktan doğduğunu bilmez ki
ah hilebaz, o zaman hatalarımı öne sürme
çünkü hatalarımın tatlı sebebi sen olabilirsin.
sen beni ele vermek istiyorsan ben itiraf ederim
soylu yanımı inkar edip bedenime boyun eğdiğimi
ruhum sevişebilirsin dileğince diyor bedenime
bedenim bir et parçası sonuçta, başka bir nedene gerek var mı?
adını duyunca doğrulup seni gösteriyor seni bana
benim ödülüm bu diyor gururla
sana köle olmaktan hoşnut
sen istediğinde hazır, yoksa usulca düşer yanına
vicdansız deme o yüzden bana, aşığım dediğim zaman ona
çünkü ona olan aşkımdır beni düşüren de, kaldıran da.
(bkz: 151 sone)

ve evet sikine yazmış.