sorunsal

1 /
greeen greeen
çözümü olmayan anlamlı sıfat, sofistike görünmek için kullanan insanların, kelimenin gerçek anlamını bilenler tarafından değersiz ve aciz görünmesini saglar
soulforged soulforged
tam olarak sorun sözcüğünün anlamını karşılamayan, anlamca "ikilem, çelişki" sözcüklerine daha yakın olan, sözlük literatürüne geçmiş kelime.
eksiksizuyum eksiksizuyum
bir sıfat olmasına rağmen sözlüğümüzde ve (gözlemlediğim kadarıyla) diğer bazı interaktif sözlüklerin kimi başlıklarında adeta bir isimmiş gibi kullanılan kelime.

örnek: "sorunsal mı sorun mu sorunsalı".

sözlüğe ilk üye olduğumda, "sorunsal"lı başlık gördüğümde "bu ne len? yine çağın gerisinde mi kaldık?" diye sormuştum kendime (aynı hissi, üniversiteye ilk geldiğimde solcunun biri "ajitasyon", küpeli gencin biri de "atraksiyon" deyince yaşamıştım). sonra anladım ki daha afili bir kelime olduğundan vatandaşın biri ortaya atmış (artık her kim nerede atmışsa), beriki de beğenmiş ve kullanagelmiş.

yanlış da olsa sözlükte kullanan kullanır tabi. ne de olsa "sözlük hiçbir kurum ve kuruluşla ilgisi olmayan, kafasına göre takılan bir komünite olup her yazılanda mutlak doğruya ulaşma amacı gütmediğinden yer yer yalan, dolan, hurafe, kan ve pislik içerebilir" diye yazıyor sözlük sağ çerçevesinin altında.

yine de kullanılmasa daha güzel olacak diye düşünüyorum. onun yerine "sorunu" desek, "meselesi" desek, hatta "eşşeğin siki" desek ama "sorunsalı" demesek daha güzel duracaktır diye düşünüyorum.
kunduz kunduz
çıkmaz, ikilem, kısırdöngü, mesele, problem, sıkıntı, zorluk, zahmet, külfet, kördüğüm, müşkülat gibi anlamlar taşıyan özbeöz türkçe kelimedir.
lenineli lenineli
efendim iş bu sözcük küçümsendiği denli boş bir sıfat değildir. sıfattır yani.

'sorunsal' sözcüğünü kullananları 'entellikle, dantellikle' yaftalayanlar ise bilinçsiz bir edimle ironiye belenmektedirler. bu halde, cahillikle ricaattan bir yaftalama ne hacet.

sözcüğün morfolojik yorumuna fransız usulü çatal bıçak ile girişildiğinde; öncel olarak -l ekinin moğolca bir ek olduğu ve her ne kadar cengiz türklerin canına okumuş olsa da orta asya türkçesi'nin moğolca ile hatrı sayılır bir münasabeti olduğu bilinmektedir. böyledir yani.

fakat dil işte bu; ekiyle, hecesiyle durduğu yerde durmuyor paşam. dilsel (çok mu entel oluyorum acep 'dilsel' deyince) gelişmelerin seyri içinde bu -l eki türkçede -al, -el biçimleri ile kullanılmaya başlanıyor. yanal yanal geliyor böyle türkçeye. öte yandan, akabinde türkçenin anadolu'daki sergüzeşti daha ziyade arapça ve farsçaya devrilmeye başlamasından kelli bugün hâlâ az çok dil'le ilgilenen herkesin bildiği nispet i siyle pek bir sevişmeye başlıyoruz. bu nokta milat olmak üzere ise o sevimli moğol ek unutuluyor gidiyor. bilindiği üzere, yapıştığı sözcüğe 'sözcüğün anlamıyla ilgili şey', 'benzeri' anlamlarını katan bu 'î'; hukuk-hukukî (hukukla ilgili), ferd-ferdî, kısm-kısmî, zikr-zikrî gibi farz-ı misal olabilir.

fakat tarih tekerrürden ibarettir paşam!

gün oluyor, devran dönüyor; bugün heyhat hâlâ dünyaya egemen olan bir toplumsal sınıf fransa'da ilerici bir devrim yapıyor. etkileri ve sonuçları muazzam oluyor, bir çağ biterken yeni bir çağ daha başlıyor. hey gözünü sevdiğimin diyalektiği paşam! bu devrim, osmanlı'da kendini 1839'da tanzimat fermanı ile de hissettiriyor. ve akabinde yaşanan tanzimat dönemi'nde türkçe'ye ateşli fransız öpücüğü konmaya başlıyor. işte bu dönem daha çok fransızca'dan aldığımız radikal, rasyonel, sosyal sözcükleriyle birlikte unutulan -al, -el eki yeniden hatırlanıp türkçede kullanılmaya başlanmış ve uzun yıllar kullanılan nispet î'sinin yerini almıştır. fakat ek arapça ile münasabet cihetinden -sel -sal şekline bürünmüştür. bu da türkçedeki heceleme mantığının getirdiği bir zorunluluk olmuştur: cins arapça sözcüğünü sıfat olarak biz artık 'cinsi' değil de cinsel şeklinde kullanmak istiyoruz. gelgelelim 'cinsel'i hecelediğimizde cin-sel oluyor; türkçe dil mantığına yabancı olmayan bu -sel -sal eki gayrı dile yerleşip kalıyor: dilsel, şiirsel, kırsal, sayısal, evrensel gibi... kumsal gibi maşallah kumsal!

daha ne diyeyim paşam? 'sorun' sözcüğüne getirilen -sal eki mübahtır. niye bu denli her yerde artistlik olsun diye bu sözcüğe saldırılıyor anlamış bir durumdayım elbet. kaldı ki, 'sorun' ve 'sorunsal'ın benzer anlamda olduğunu söyler ama aynı anlamda olduğunu söyleyemeyiz. bu sözcüğün kullanım mecralarına bakmak hacet sanıyorum. felsefe gibi şeytana pabucunu ters giydiren bir mecrada misal, bu ayrım kendini daha ziyade hasıl olduracaktır. problem-problematik gibi...

yoruldum.
thedewil thedewil
başlık yaptırgacı. şimdi yazar düşünüyor: "uganda-faroe adaları maçını kim alır acaba ülen?" sadece yemek, içmek ve sıçmak için yeterli iq'ya sahip olduğundan bu kelime yetişiyor imdadına: "uganda-faroe adaları maçını kim alır acaba ülen sorunsalı"

sonra ne oldu? "başlık açtım" iyi bok yedin, "uganda-faroe adaları maçı" başlığına yazsan çok atp harcardın zaten.
1 /