sosyal bilimler

lullyby lullyby
doğa bilimler anlaşılması daha zor ve komplekstir ama üzerinde çok da tartışılacak bir şey yoktur.çünkü doğru tektir.ama sosyal bilimler öyle değil.işin içine insan girdi mi kesin ve tek bir doğru bulmak pek de mümkün olamıyor.sosyal bilimler sanat ve felsefe, edebiyat gibi insan bilimleriyle de içiçe olduğundan, geçerliliği daha da açık bir tartışma konusu haline geliyor.bu yüzden sosyal bilimlerin doğa bilimleri kadar pozitif olduğunu düşünmüyorum.hatta doğruluğu, geçerliliği tartışmaya sonuna kadar açık disiplinler barındırıyor içinde.
anarşistkedi anarşistkedi
türkiye'de devletin ne denli kör, plansız ve başarısız olduğunun kanıtıdır. cumhuriyet döneminde sosyal bilimlere biraz yatırım yapılmış ki onun nedeni de almanya'dan gelen akademisyenler. ondan sonra tamamen unutulmuş. hukuk ve siyaset bilimi resmen sosyal bilimlerden sıyrılmış.

sosyal bilimler bir ülkenin kalkınması için temel yapı taşlarından biridir. bu yüzdendir ki avrupa'nın kültürel bağlamda yeni sayfa açtığı dönemlerde sosyal bilimler inanılmaz bir ivme yakalamıştır. ha o dönemdeki yanlış ise sosyal bilimlerde bir kesinlik aramak. sosyal bilimler bu düzlemde ele alınmış ve sosyal bilimlerin esas sorunlarına kesin ve net cevaplar verilmeye çalışılmıştır.

soğuk savaş dönemlerinde de birleşik devletler sosyal bilimlere insanüstü bir önem vermiş ve meyvelerini de toplamıştır. sosyal bilimler bir ulus üzerinde egemenlik kurmanın veyahut bir ulusu, bir topluluğu, bir grubu speküle etmenin en kolay yoludur, toplumların anahtarıdır.

sosyolojisi, siyaset bilimi, felsefesi, filolojisi, tarihi, edebiyatı akademik kürsülere aktarılamayan ve tamamen soyut ortamlarda tartışılamayan uluslar doğrudan sömürge olurlar. ne daha fazlası ne de daha azı. ayrıca sosyal bilimler sınır kabul etmez, etik kurulu kabul etmez. sosyal bilimler sonsuz bir özgürlük alanıdır ve bunu kısıtlamaya çalışmak da doğrudan bir cinayettir.

neyse efenim, gelecekte türkiye devletinin ve halklarının bir yerlerinde dinamitler patlamaya başlamışsa biliniz ki bu yatırım sıkıntısı ve akademilerin çöküşü nedeniyledir.

ek: bugün hükümetler teknoparklar ve nano teknoloji enstitüleri kurmaya gayret gösteriyor; çünkü nakit para akışı sağlanıyor. fakat siz o nakit parayı aldıktan sonra, o parayı değerlendiremeyecek bir coğrafya gördüğünüz zaman iş işten geçmiş olacak.
mezhebi olmayan mukallid mezhebi olmayan mukallid
sözel olarak bilinen bilimlerin alanına giren konuların tümüdür. sözel algımız sadece lisedeki bölüm seçmekten ibaret, nitekim diğer ülkelerde sosyal bilimler deyince dünya tarihin sosyolojisi, toplumlar psikolojisi, dinler tarihi alanlarında ciddi çalışmalar, belgeseller olmasına rağmen ülkemizde bunların akademik düzeyi gayet düşüktür. bunun sebebi her alanda olduğu gibi memur zihniyetli sözüm ona bilim adamlarımızdır.
ziyadesiyle seksliyim ziyadesiyle seksliyim
bölüp parçalamaya, ayrıştırmaya tutkun olan pozitivist yaklaşım üzerinden kategorize edilmiş bilimlerdir. bilim katerogisinde sayılmaları belirli metod ve kurallar üzerinden işliyor oluşları; elde edilen bulguların sınanabilirliği ile alakalıdır onlar için. sosyal kategorisi ise matematik dile sahip olmamalarına dayandırılır. (sanki matematik bir dil değilmiş gibi. te allam.) bunun üzerine kafa patlamış mantıkçı pozitivistlere de şahit olmuştur düşünce tarihi. sonuç nedir? hüsran.

beşer değişir, kuramlar değişir, bu bilimlerin de yöntemleri ve sonuçları değişir. sürekli bir yenilenme halindedirler yani.

fiziğin dili matematik olduğundan beri üvey evlat muamelesi görür yani. pozitivist egosu bir başka...
skipper skipper
bol bol ansiklopedik bilgi ezberlemek demektir. genelde hep sayısal arkadaşları zeki olarak görüp, sözelci arkadaşları dışlarlar... fakat hakkıyla gördüğünü adeta beynine kazıyan bir sözelci bir sayısalcı gibi değer görmeli.
1
zincirlemegunahtamlaması zincirlemegunahtamlaması
sosyal bilimlere gerekli hassasiyeti göstermeyen hiç bir eğitim sistemi başarı elde edemez. sosyal bilimlere değer vermeyip sadece sayısala değer veren ülkelerin geleceği noktaysa türkiye örneğinden bir tık ileri olamaz. çünkü burada amaç sadece oğlum okusun bir iş bulsun mantığıdır. sosyal bilimlerin hiçleştiği bir sistemde sayısala verilen önemden anlanılan şey bu denli sığ olarak kalmaya mahkumdur.

sosyal bilimlere önem verilmezse nasıl bir eğitim sistemi ortaya çıkarın en güzel örneği türk eğitim sistemidir. çünkü sosyal bilimler olmazsa sayısalın kolu kanadı da kırık olacaktır. almanya'da parlak öğrenciler sayısaldan ziyade sosyal bilimlere yönlendirilmekteydi. çünkü sosyal bilimleri daha kapsayıcı ve düzenleyici bulurlar ve bu konuda dikkat edilmesi gerektiğini belirtirlerdi. sayısalıysa daha basite alırlardı. bakın almanya'dan bahsediyorum.

günümüzdeyse sosyal bilimler hemen hemen her ülkede değerini hızla kaybetmiştir. bunun sonucunda da rönesans kırıntısı bile kalmayarak bitmiştir. artık sadece bizde değil dünya genelinde adamakıllı fikir insanları çıkmaz oldu. bizi sarsacak, tüylerimizi diken diken edecek felsefeciler, sosyologlar tarihe gömüldü.

alın işte geriye slavoj zizek gibi adamlar kaldı. zizek bize koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi denir sözünün en güzel örneğidir. dünya genelinde sosyal bilimlerin ne hale geldiğini sadece bu adama bakarak anlayabiliriz.
vlade vlade
bir bütün olarak değerlendirilmesi, öğrenilmesi gereken alan. daraltılmış uzmanlıklar ile iş görülmesi imkansızdır.
bedava sirke bedava sirke
lisans düzeyinde * edebiyat fakültelerinde, lisansüstü düzeyde * sosyal bilimler enstitülerinde yer almakta olan bilim dallarıdır, başlıcaları alfabetik sıra ile;

(bkz: antropoloji)
(bkz: arkeoloji)
(bkz: coğrafya)
(bkz: edebiyat)
(bkz: felsefe)
(bkz: psikoloji )
(bkz: sanat tarihi)
(bkz: sosyoloji)
(bkz: tarih)

listelenebilir elbette sosyal bilimler bunlarla sınırlı değildir. ancak 21. yy türkiye'sinde sosyal bilimlere "kendini fasulye gibi nimetten mi sayıyorsun?" muamelesi çekilmektedir. adeta aç kalma garantili bölümler olarak olarak görülmektedir ki çoğu bölüm mezunu için durum tam olarak da budur. bölümlerin mevcut öğrencileri bile ya askerden kaçmak ya da okulu bitirince polis olmak derdindedir. en başta öğrencileri kendilerini "bilim insanı" olarak görmez, böyle olunca "sayısal bilimler" mensubu kişiler iyice rencide eder sosyal bilimcileri. "sözelci" diye bir aşağılama tabiri bile oluşmuştur bu yüzden.

hayat işte, herkes tarih hakkında ahkam keser, sosyolojik tespit kasar "mühendis kafası" ile sosyal bilimciler hataları yanlışları dile getirince ciddiye de alınmaz ama bir "sayısal bilimci" burnunda kıl aldırmaz! çok doluyum ulan sözlük. kendi branşımızda bile konuşunca ciddiye alınmıyoruz. orada burada tarih hakkında yazılan saçma sapan yazıları, girileri gördükçe deliye dönüyorum ama yazan kişiye; hatasını, eksiğini ya da gözden kaçırdığı noktayı söylemek gafletinde bulununca anamıza avradımıza kadar düz giydiriyorlar. "sosyal bilimci gibi düşünme" özelliği gösteremediklerini söyleyince andıkları şu oluyor "senin beynin yok sen düşünemiyorsun, öl geber, pis beyinsiz adi sayısalcı" adeta bunu söylemiş gibi tepkiler alıyor insan halbuki tek söylediği "tarihsel bir olaya bu şekilde yaklaşılmaz.", "tarihsel olgular bu şekilde ele alınamaz." ya da "akıl yürütmenizde şu noktada bir hata var bu şekilde bir tarih yaklaşımı olmaz." . olmuyor azizim, olmuyor. neden olmuyor ben de anlamıyorum ancak olmuyor hiç bir şekilde sosyal bilimler hak ettiği değeri almıyor, alamıyor. hasılı çok yazık oluyor.