sosyal mesafelendirme

altıpatlar altıpatlar
1 metre kuralının, 2 metreye çıkarıldığını gördüğümüz tedbirdir. bankamatik ve market sıralarından da anlaşılacağı üzere, ülkemizde hiçbir işlevselliği yoktur. pazarlar da ise bu kural neredeyse yok hükmündedir. kimse kendi "ohal"ini falan uygulamıyor, kısıtlamalara rağmen çalışmayan 65 yaş üzeri vatandaşlarımızı sokaklarda görmek ise hala mümkündür. çalışanlar, hala bir işleri varsa eğer, mesafe kuralına ne kadar uyuyor bilinmez.

bildiğiniz üzere, içişleri bakanlığ'ınca koronavirüs tedbirleri kapsamında bir genelge yayımlandı. bu genelgeye göre, toplu taşıma araçlarında yolcu sayısının yarıya indirilmesi ve araçlarda yolcuların güvenli mesafede oturması kararlaştırıldı. peki uygulandı mı ? tabii ki hayır. dolayısıyla istanbul il jandarma ekipleri de denetimlerine başladı. ekipler, şehirler arası yolcu taşıyan otobüslerde denetimde bulundu. otobüs şoförleri yolcu sayısının yüzde 50'nin üzerinde olmaması konusunda, yolcular da sosyal mesafeye uygun oturmaları konusunda uyarıldı. yolcular "uygulamadan memnunuz." dedi ve herkes yoluna gitti. demem o ki, insanımıza yasa koyucunun bir kısıtlama getirmesi işe yaramıyor. bunun yanında denetimi ve yaptırımı olması lazım. bu şekilde bile, yetkililer temennilerle insanları avutuyor, yine işe yaramıyor.
it was just a rite it was just a rite
biz malesef ki kapalıçarşı esnafı halkıyız. envai çeşit tokalaşmalarımız, el öpmelerimiz, türlü el şakalarımız, buluşunca ayrı, ayrılırken ayrı üç tur sarılma faslımız, göte şaplak enseye patlak samimiyetimiz, kandil/mevlut selamlaşmalarımız var.

epey detaylı aile, akraba, maraba ilişkilerimiz, komşu/esnaf sohbetimiz, berber-müşteri sadakatimiz var. yabancı için misafirperverliğimiz, komşuda pişer bize de düşer yemeklerimiz var.

kısır ve altın günlerimiz, dua-kuran-cemaat toplaşma gruplarımız var. doğan bebeğin 40 mevludu, ölenin 7si, 40ı, 52si var. akın akın gidilen ibadethanelerimiz, girişinde çıkışında muhakkak kafa tokalaşmamız var. aynı bardaktan çay içen kıraathanelerimiz, aynı ağdayı paylaşan mahalle kuaförü kültürümüz var.

3 gün göbek atmalı düğünlerimiz, düğünde birbiri üstüne bayılmalı oyun havalarımız var. evlenince kaynana-kayınpeder ile aynı evde yaşama kültürümüz, eşin annesine-babasına anne-baba deme samimiyetine erişmeli geleneklerimiz var.

dokunmalı iletişim biçimlerimiz - "annadın nı" (omuz dokunması)- "helall be" (sırt vurması)- "ver bi makas" (yanak kıstırması)- "aa kirpiğin düşmüş bi dilek tut" (alt parmakta kalan kirpik yamışması), pazardaki tüm domatesleri ellemeye karşı bir merakımız var.

ve konuyla ilgisi olmasa da yeri gelmişken: her hayat hakkında söz söyleyebilme hakkı ve sıfır personal space algımız var.

biz bu dünyanın samimiyet nazisiyiz. sosyal mesafe bizim için bir yeni dünya kavramı olacak. bu yüzden sosyal mesafelendirmeyi çok zor öğrenecek, çok zor uygulatabileceğiz.