sound of metal

venom venom
metal müzikle alakalı diye izlemeye başladığım film, keza metal davulcusu olan bir adamın kalıcı sağırlık yaşayıp başından geçenleri anlatıyor.
sound of metal'den de kasıt heralde, işitme cihazları kullananların sesleri metalik bir cızırtı olarak duymasından ötürü
mgun mgun
"ruben ( riz ahmed ) ve louise ( olivia cooke ) bir karavanda birlikte yaşayan ve gittikleri yerlerde konserler veren müzisyen bir çifttir. yine gittikleri bir konser sonrasında ruben ani bir şekilde etrafındaki tüm sesleri boğuk duymaya başlar. bunun geçici bir sağırlık olduğunu düşünmesine rağmen bu durumun bir türlü düzelmemesi sonrası bir doktora görünür ve duyma yetisini %75 oranında kaybettiğini öğrenir.

etrafından duyabildiği kadarıyla bateri çalmaya devam eden ruben bir süre sonra bunu daha da fazla sürdüremeyeceğini kabullenir ve durumu lou'ya anlatır. bunun sonrasında da yol ayrımına düşerler. ruben bir yandan içine düştüğü durumu kabullenmeye çalışırken bir yandan da yine eski hayatına dönmenin yollarını aramaya başlar."


film doğal olarak sessiz bir modda ilerlemesine rağmen oyunculuk bazında gayet de kendini izleten bir yapım olmuş... genel anlamda baktığımızda da elimizde ortalama üstü bir riz ahmed performansı var ama oscar'larda majör ödüllerde filmin aldığı adaylıklarda şansı diğer adaylara oranla biraz az; en iyi ses dalında bir ihtimal zorlayabilir... en iyi film dalında aday gösterilmesi de herhalde yokluktan olsa gerek...

neyse sözün özü izlendiğine pişman etmeyecek bir yapım sound of metal...
www.imdb.com
bizi bozguna uğratan yargılarımız bizi bozguna uğratan yargılarımız
not; bir kısım spoiler içerebilir...

yaşamımız boyunca bir noktadan diğerine giderken yanımızda sürekli farklı insanlar olur. insanlarla ortak paylaştıklarımız o süreçte bizleri yan yana getirir ve paylaşılan o duygu/durum bittiğinde artık eskisi gibi olmazsınız ve bir daha öyle hissedemezsiniz. sound of metal, ruben ve lou'nun yaşamlarındaki acıdan kaçarak paylaştıkları serkeş yaşam ve metal noktasında bir araya getiriyor. birbirlerine söz verip uyuşturucudan kurtuluyorlar, birlikte müzik yapıyorlar ve birlikte yaşıyorlar. ruben işitme yetisini kaybedene kadar bu devam ediyor...

ruben ile lou aslında birbirlerine veda ederken, bu vedanın temelli bir veda olduğunun farkında değiller. ruben sesini kaybettikten sonra artık farklı bir dünyanın insanı ve hayatını farklı bir frekansta yaşıyor. joe bunu onu anlatabilmek için çok uzun bir zaman harcıyor fakat ruben ikna olmayarak bir şekilde ameliyat oluyor fakat ameliyat başarılı geçmesine rağmen işitme duyusu çok zayıf bir şekilde sanki metalik şekilde geriye geliyor. joe inandıkları uğruna ruben'e veda ederken, ruben umutlarıyla lou'nun yanına doğru gittiğinde, lou'nun da farklı bir dünyaya geçiş yaptığının farkında değil. baştan aşağı giyimi değişmiş, artık şarkı söylemekten rahatsız olan birine dönüşmüş. ruben yaşadığı her anda bu rahatsızlığı hissediyor ve o dünyayı artık paylaşmadıklarını fark ederek sessizce uzaklaşıyor.

joe'nun ruben'le ilgili en merak ettiği şey şuydu; sabahları kalktığında tamamen sessizlik içindeki o huzuru hissedebiliyor muydu? ruben kabullenemediği gerçekliğinde bunu hiçbir zaman hissedemedi. ta ki parkta tek başına kulağına gelen metal seslerinden rahatsız olduğunda, gözlerindeki hayal kırıklığı ile birlikte ruhunun derinliklerine sızan kabullenmişlik işitme cihazlarını kulaklarından attırana dek. bununla birlikte geride bıraktığı dünyaya ait son parçayı da kendinden atmış oldu. rüzgarı, güneşi, yaprakları hissetti ve kendini kabul etti.

mutlaka izlenmesi gereken, en iyi ses dalında oscar'ı hak ederek kazanmış muazzam bir film.