sözlük yazarlarından eften püften hikayeler

kinda busy kinda busy
bir patronumuz vardı yani patronun kızı. 25 30 yaşlarında, güler yüzlü, hayata pozitif bakan, cana yakın, işten güçten anlamayan, kendine göre mantıklı işler yapmaya çalışıp babasından da pek taktir görmeyen biriydi.
bir gün doğum günü olduğunu söylediler, pasta alınmış kutlama yapılacakmış, neyse çıktık büyük toplantı salonuna bizimki geldi. genelde mini etek giyerdi, oldukça mini olanlardan. neyse pastaya üflendi, şak şak safhası iki sözden sonra; önce kadınların olduğu tarafa doğru gitti öptü falan. ben de rotası üzerinde kadın grubunun sonunda bulunuyorum. kadının boyu da kısa, bayağı kısa... elimi uzattım el sıkışmak için, ama o yüzüme doğru uzandı biraz parmaklarının ucuna basarak yükseldi öptü. tabi beklemediğim bir hareket bir an eror verdim. öpmek için de çaba sarf etti yani, uzandı sonunda, ayak parmaklarının ucuyla. sonra gitti istisnasız herkesi öptü. eror anım geçtikten sonra şey düşündüm. sanırım beni öpen en zengin kadın bu idi. hatta bununla da kalmayıp, dudakları yanağıma değen en zengin ve genç kadın sıfatını kazanmıştı.
neyse olaydan sonra toplantı için benim de dahil olduğum birkaç kişiyi çağırmıştı. herneyse gittik, yine bayağı mini olan eteğini giymiş masanın baş köşesine oturmuş. masa da şefaf cam yani, kendisi de bayağı rahat oturuyor. masanın uygun açılı bir yerinden bakıldığında bile frikik görünebilir. o durumda yani. masanın üzerinde belgeler var bakmamız gereken, ama pek bakamıyorum. falan... değişik bir durumdu yani.
hayaletin garip huyları hayaletin garip huyları
çocukken, yolumun üzerinde uzak mahallelerden birinde, hafif nanemolla kıvamıyla seyrek uzun sakallı, biraz çocuksu, gülen yüzlü cübbeli falan, muhtemelen tarikatçı, gençten biri dikkatimi çekiyordu.

peşine mahallenin çocukları takılmış, bir tane bmx bisiklete binmiş düşe kalka sürmeye çalışıyordu. bir yandan çocuklar bununla dalga geçiyor, bu da kendi kendine gülüyor ama azimle sürmeye çalışıyordu. o kadar komikti ki babamın dükkanından her akşam çıkışta ben de biraz uzakta oturup seyretmeye başladım. günden güne işi kıvırmaya başlıyordu. altındaki küçücük bmxle acayip bir tezat teşkil ediyordu. o yaz öyle geçti.

bir sonraki yaz terfi etmiş, artık vitesli bianchi bisiklete geçmişti. çocuklar için eğlence devam ediyordu. benim için de.yine düşe kalka sürmeye çalışıyor, ama ilk öğrendiği kadar acrmi değildi artık. o önde çocuklar arkada karnaval havasında gidiyordu.

sonraki yaz mobilet motorsiklete geçmişti. ikinci el pot pot bağıran bir beldesan vitessiz motorsikletle acayip atraksiyonlara giriyor, kâh düşüyor, kâh bir duvara çarpıyor mahallenin çocukları zevkten kendilerinden geçiyordu. eğlence tam gazdı. o ise aldırmıyor, azimle sürmeye çalışıyordu.

mevsimler değişti. artik vitesli, hayvan gibi bir java motora biniyordu. yüzünde muzaffer bir komutan edası, mahallenin çocuklarının tavrı da değişmişti. azmini takdir etmiştim.

muhtemelen artık bir şahin kullanmaya başlayacakken babam dükkanı kapattı. benim yolum da değişti. bir daha görmedim. bazen doğan görünümlü şahinle camları açık, püfür püfür kocaman sırıtarak dolaştığını hayal ediyorum.
kinda busy kinda busy
üniversitede bir kız vardı, saçları ipek gibi tel tel, gözleri büyük ve güzel bakan, vücudu cnc tezgahtan çıkmış gibi güzel bir görünüme sahip, yüzünde ise tek bir iz kırışık olmayan hoş bir kızdı. o zamanlar bir kadına nasıl yaklaşılması gerektiğini pek bilmediğim için uzak dururdum. neyse bu kız sonlara doğru biri ile nişanlandı, iyice evlilik havalarına girdi ve radarımdan uzaklaşmaya başladı. mezun olduktan sonra duydum ki evlenmemiş, nikahtan dönmüş.
gel zaman git zaman, dünyanın küçük olmasından mütevellit bu kızla karşılaştım. önceleri düzenli intizamlı bir yapıya sahip olan bu kız resmen paspallaşmış, kilo almış yüzü burnu bir tuhaf olmuştu. oysa onun yüzü kalçaları, baldırı bel eğrisi idi onu mükemmel kılan. bir anda o halini görünce kafamda kalan ilgi kırıntıları da bir anda yok oluverdi söndü gitti. bir anlık kendimi de hafiflemiş gibi hissettim.
kinda busy kinda busy
netten tanıştığım biri vardı, sabah mesajlaşmaya başladık akşama kadar sürdü. bir kış günüydü saat 18 civarları falan. trafik var yalnızım gidecek arkadaşım da yok dedi.. ben de dedim ki geleyim ben dolaşırız. tabi ben o an beylikdüzündeyim o da beşiktaş'ta arabası da var o sırada yakıt alıyor arabasına. ya ama seni yormak istemem. benim için gelmeni istemem falan dedi ben de sorun değil gelirim dedim. neyse jet hızı ile atladım metrobüse, mecidiyeköy'de buluşacağız. neyse o da gelmiş, trampın yan taraflarına arabasını park etmiş gel dedi. ben gitmesen önce aracın plakasını bir arkadaşa attım. sana gece saat 12 ye kadar aramazsam bu numarayı ara söyle dedim. arabanın konunu da attım. bir bokluk olabilir diye temkinli de davranıyorum. önce arabayı uzaktan izledim. içinde kimse var mı yok mu diye emin olduktan sonra bindim arabaya. güler yüzlü neşeli bir kızdı ama bakışları bir tuhaf.. neyse ilk başta her şey iyiydi. trampın arkasına doğru daldı yola. ya dedim sen buraları biliyor musun, istanbul'un göbeği olduğuna aldanma buralar tekin değildir dedim. o önemsemedi ve bir anda tam bir şopar mahallesinde bulduk kendimizi. çıkmaz dar sokaklar, çingeneler.... neyse yön duygumu kullanarak çıktık oradan. yakınlarda bir yerlerde oturduk bir şeyler yedik, o ana kadar iyiydi bu. gülüyordu sonra değişti. bakışı falan bunalım bir hal aldı, önce gülerken bir anda değişti. eve gitmem lazım dedi, ağlamaklı bir hal aldı... bende bipolar bozukluk var dedi.. sonra çıktık yola. bu deli gibi kullanıyor arabayı. sol şeritte deli gibi gidiyor, bir de şarkı açtı ağlıyor. ben ne yapacağımı bilmedim. konuşmaya çalıştıysam da oralı olmadı. sonra özür diledi, ben de seni sahile götüreceğim ama eve gitmem lazım falan diye. yol üstünde bir yerde indim ve arkadaşı aradım. güvendeyim dedim. durumu anlattım. o da biliyormuş bipolar bozukluğu boşver onu dedi başına bela alırsın. dedim haklı 2 saatte yaşamadığı ruh hali kalmadı. sonra yazdım buna teşekkür ettim. o da rica etti. bir daha yazmadım o da yazmadı işte...
ambarda darı yok evde karı yok ambarda darı yok evde karı yok
sanayide çay ocağında çalışmıştım. diyafonla çay söyleyenleri diyafona basışlarından tanırdık desem heralde inanmazsınız.

bi gün dükkandayken yarım saniye arayla üç kez diyafona basıldı hemen anladık hangi dükkan olduğunu. arkadaşım diyafona daha yakındı ve muzip biriydi. basan kişinin de akıllı geçinen bi salak olduğunu biliyorduk.

-piiy piiy piiy
-odalar ve borsalar birliği buyrun ?
-ya ben çay ocağını aramıştım ama ???
-yanlış çağrı beyfendi
-kusura bakmayın

kahkaha tufanı ve bir dakika sonra

-piiy piiy piiy
-söyleeeeeee
-hah ya demin aradım odalar birliği çıktı bereket'e 3 çay bi nescafe
-taaam

kahkaha tufanı v2 hahahahhaha.