sözlük yazarlarının anlam veremedikleri

29 /
bob kelso bob kelso
milletçe, bir şeyin olmadığını, olamayacağını kabullenmekte zorlanmak.

anahtar kalıp da "hiç mi kalmadı ya da hiç mi olmaz" ve türevleri.

dün çalışmam gereken arazinin önünden koca dere geçiyor ve o dere hat boyunca birkaç km kesiyor. karşıya arabayla geçecek nokta bulamıyorum bir türlü. yakınlarda yok yani.

patron telefonda diyor ki "arazi tam o bulunduğun yerin karşısı".
"dere var, geçemiyorum ki." diyorum.

patrondan, 1 saat boyunca aklıma gelmeyen, zihnimi pırıl pırıl açmış ve dahiliğe adım attıran o soru geliyor.

- hiç mi geçemiyorsun?

hayır % 43'üm geçiyor anasını satayım.
prynzm prynzm
şu sıralar anlam veremediğim şeyler bir hayli arttı, birikenleri boşaltmak için soluğu burada aldım; yine, yeniden.

bu ara burnuma kötü kokular geliyor; bunu hem gerçek hem mecazi anlamıyla kullanıyorum şu an.

gerçek anlamıyla kullanıyorum çünkü burnuma durduk yere sigara kokusu geliyor. ömrü hayatı boyunca sigara kullanmamış, içilen yerlerde bulunmamaya çalışmış (elimden geldiğince içilen ortama girmemeye özen gösteririm, gözlerimi ve genzimi yakıyor kokusu) biri olarak son zamanlarda burnuma sıkça sigara kokusu geliyor. durduk yere odamda otururken ya da sınıfta dersteyken buram buram duman kokusu doluyor burnuma, pencere açık değil dışarıdan gelemez, havalandırmaları da defalarca kontrol ettim cidden yok. hayır neden mesela çikolata, parfüm kokusu değil de sigara kokusu geliyor anlam veremiyorum, bunun sürekli olması da garip bir şekilde geriyor. google amcaya sorayım dedim ancak ona kalırsam tümörden ölürmüşüm, her neyse unutunca geçiyor zaten.

gerçek anlamı dışında da kullanıyorum; çünkü burnuma son zamanlarda mecazi anlamda gelen kötü kokular gerçeğinden fazla rahatsız etmeye başladı. anlam veremediğim insan davranışlarını gözlemlemek, üzerine kafa yormak burnumu kırıştırarak "yok yahu, bunu da mı gördük! eh hadi bakalım sıradaki de gelsin" dedirtiyor.

mesela hep şeyi düşünüyorum; gerek günlük hayatta gerekse sosyal mecralarda birbirinin arkasından atıp tutan insanlar, tekrar birbirleriyle hiçbir şey olmamış, sanki hiçbir şey söylenmemiş gibi konuştuklarında ne hissediyorlar? atıp tuttukları kişiler bunları bilmiyor mu mesela? bilerek mi konuşmaya devam ediyorlar yoksa bilmeden mi ? ben olsam bildiklerini düşünerek konuşamazdım, bilmediklerini düşünerek hiç konuşamazdım yani sonuç olarak hiç ama hiç konuşamazdım. belki de sorun konuşamayan insanlardadır kim bilir.

ha bir de şey var mesela. her şeye atarlanıp, hiçbir şey beğenmeyen insanlar, sırf bunun için bulundukları ortamı terk ettiği halde nasıl bu kadar kolay kürkçü dükkanına dönüyorlar, hemen yeni bir çevre kuruyorlar ve buna adapte oluyorlar? üstelik bunun fark edilmeyeceğini düşünüyorlar? gerek gerçek hayatta gerek burada artık avuç içi kadar kaldık, çevremiz belli insan bir şekilde anlıyor yahu! bazı insanlar saf görünebilirler ancak bu salaklıkla karıştırılmasa keşke. insanların sessiz kalmayı tercih etmesi gözlem yapmalarını engellemiyor.

bu kadar anlam veremediğim şeyin arasından anlam verdiğim nadir şeylerden biri şu: "ne kadar az bilirsen o kadar çok mutlu olursun." hayat mottosu olunası bir söz gerçekten.

buraya nereden gelmişti? ha evet doğru; burnuma kötü kokular geliyor, size de geliyor mu?


ambarda darı yok evde karı yok ambarda darı yok evde karı yok
insan nasıl bencil olabilir aklım almıyor.

tamam kendi çıkarını düşünürsün, herkes kendi çıkarını düşünür ama başkasının zararı pahasına kendi çıkarını düşünmek kadar aşağılık, kibirli bi davranışı nasıl bu kadar rahatça sergiler, nasıl sanki dünyanın en normal davranışıymış gibi dile getirip bununla övünür, gece yastığa başını koyup rahatça uyur anlamıyorum.

empati denen şeyden bu kadar mı yoksun olur insan ?

lan bu nasıl bir orospu çocukluğudur ya ?

nasıl gözümün içine baka baka, "sen sikimde bile değilsin ben çıkarıma bakarım" dercesine konuşur ?

ya yemin ediyorum suratını dağıtsam, kan revan içinde bırakıp hastanelik etsem gram vicdanım sızlamaz bu tipe. kendinden başkasını düşünmeyen insanın benim gözümde bok kadar değeri yoktur zira bok bile bi işe yarar, gübredir sonuçta ama bunlar hiçbir halta yaramazlar.

anlamıyorum ya gerçekten anlamıyorum nasıl rahatça yaşabiliyorlar !
beni bırak göğe bakalım beni bırak göğe bakalım
ben hemcinslerimin yaptığı şeylere anlam veremiyorum.şimdi kıskançsın veya güzel değilsin gibi birşeyler söyleyebilirsiniz .hayır canım ben oldukça özgüvenli ,güzel ve zarif ve de gözü tok biriyim.maddi manevi hiçbir sorunum yok.
bu faslı geçtikten sonra anlam veremediğim şeye gelelim.misal ;evlenen hanım kızımızın sosyalmedya hesaplarında aniden soyadı değişikliğine gitmesine anlam veremiyorum.bu arada evlendikleri için de kıskanmıyorum nitekim şahsım da evli.
niçin değiştirirler anlamış degilim.sanki bütün hayatını kütük değiştirmek için beklemiş gibi.belki bu kadar da derin değil bu mevzu, nitekim her şeye aç bir cografyadayiz.artik ilişkiler de yap boza dönüştüğü için senelerce aynı soyadıyla gezmek yormustur onu.her türlü saç modelini rengini denemek de siradanlaşmistir artık.bir de soyadı değişikliği ile sertap erener şarkısındaki gibi kendine yeni bir ben lazım demiş ve yeni bir ben yaratmak istemiştir kimbilir.
hemcinslerimin yaptığı o kadar çok salaklık saçma sapanlik var ki yazsam bir manifesto çıkar belki de.
beni bırak göğe bakalım beni bırak göğe bakalım
evlenecek olan hanımkızlarımızın başına takacakları taç seçme seansına anlam veremiyorum.kendilerini prenses zannetmek için ucuz plastik ve zımbırtılarla süslenmiş parçaya en az 300 liralardan başlayan para harcamaları ekstra inanılmaz.ama doğru bı kere evleniyosunuz dimi sefanız olsun,her türlü savurganlığı saçmalığı yapın hakkınızdır.sonra o tacı da çerçevelettirir yatak odasında dönen camekanda sergilersiniz.mis gibi müze olur valla.
29 /