sözlük yazarlarının hissettikleri

41 /
bendesanabayılmıyorumyalnızlık bendesanabayılmıyorumyalnızlık
yıl 2019 ilk burada yazdığım tarih 2011.
her şey değişti.
dünya değişti.
çok insan gitti, birazı yeni geldi/
burukluk taze. ilk yazdığım gün gibi.
bazı şeyler hiçbir zaman değişmeyebilir. ben kendimle olduğum sürece olmak istediğim kişi olabilirim. en çok kendimden özürdilerim.
lora blood lora blood
ne olursa olsun yalnız olmadığını bilmek ister insan.
üzerinde durduğu ayakları ne kadar güçlü olursa olsun, birinin elinden tutmasını ister.
prometheus maximus prometheus maximus
rahatlama.

söylenmemiş sözlerin rahatsız ediciliği ve kapanmamış hesapların bir çıban gibi insanın canını acıtması bir insanın kendine yaptığı, yapacağı en büyük eziyet olmalı. kısa bir süredir bunu kendime kural edindim. eski dostlarla buluştum, rakı içtik, eskileri ve geleceği konuştuk. insanların geldikleri ve gitmek istedikleri nokta çok hoş. anladım ki zamanında edindiğim dostlar iyi insanlarmış. hayatıma aldığım ve zaman geçirdiğim, bir dönem kitaplardan filmlere, konser biletlerinden otobüs akbiline kadar paylaştığım ve fikirsel olarak yan yana durduğum insanları tanımış olmaktan ötürü memnun olduğumu bir kere daha hissettim. o gün masamıza hüzün ve pişmanlıklar uğramadı. masamızda 13 yıl önce ilk tanıştığımız dönemlerdeki çocukluğumuz ve heyecanımız vardı. sıkıca sarıldım her birine hepimiz kilo almışız lan!

insanın hiç aklına gelmeyecek bir durumun, kapanmamış meseleleri ve zamanla yarışırcasına kapatması yorucu elbette ama sonunda yaşadığı o rahatlama... işte bu gerçekten huzur verici bir duygu.
lipelda lipelda
kişiler her zaman eşit sevemez.
zayıf olan her zaman daha çok sever ve daha çok acı çeker.
sevgi hiç bir zaman eşit olmaz çünkü her zaman daha zayıf biri vardır.

- offret 1986.
prometheus maximus prometheus maximus
"karanlık. burada ağaçların yeşili yoktur... orman mıdır burası yoksa ağaçların bir mezarlığı mı? rüzgar yok, hava yok, ağaçlar ölü. inlemeler geliyor her köşeden ve ayağımın bastığı, çıplak ve kanayan, parçalanmış ayaklarımda hissettiğim toprak değildir. ayağımın altında kımıldıyor ruhumu emiyor ağaçların tutunduğu yer. ağaçlar ölmüş, ağaçlar ağlıyor. yoktur ağaçların ardından ağıtlar yakan! yoktur ağaçların yapraklarını düşünen. dünya değil burası, burası cehennem. kaç kat indim aşağıya? yeryüzünün laneti ve yer altının korkunç yalnızlığını hissediyorum yarım yamalak atan kalbimde. bu ormanda sevgililer yapmaz kaçamak, kuşlar ötmez, ağaçlar yapraklarını rüzgarda savurmaz. çöküyorum kurumuş ve ağlayan ağacın dibine. yeter diyorum, haykırıyorum kalbimi yırtıp beni bu sonsuz ve bitmek tükenmek bilmeyen çilenin kucağına atan şeytana. şeytan kahkaha atıyor sağımda ve solumda ve ağaçlar çığlık atıyor... köklerim bu ormana tutunmaya başlıyor, tenim kuruyor ve kollarım ve ayaklarım şekilden şekle giriyor. ağlayamıyorum. soluduğum şey oksijen değil. kuruyorum içeriden dışarıya. geçmişte kim olduğum önemsiz... kurumuş ağaçlar toplanıyor etrafımda... meyve vermiyor, yapraksız ağaçlar. ağaçlar kupkuru ve kırılgan. kıvılcım değse parlayıp yanacak ağaçlar! ağaçların yoktur kaybedecekleri yapraklarından başka ve ağaçlar yapraklarını kaybetti. ağaçlar ağlamıyor artık kaybettiği yapraklara... bir damla su yok bu ormanda ve bu ormanda ağaçların nefreti... geçmişimin yeşil ormanları geliyor aklıma... özlem ve pişmanlık kırıntıları varsa hala içimde, insanlığın kırıntıları ruhumun umudu olabilir mi? bırakma beni kurumuş ağaçların arasında. ruhumdan geriye kalanları da süpür tarihin çöplüğüne, unutayım."

bir süre önce yazmıştım bunu garip bir ruh haliyle. geçmişin yemyeşil ağaçlarının yerini kurumuş ve meyvesiz ağaçlar alıyorsa hayatımızın ormanında, ölüm o zaman korkutucu bir hal alır. oysa ki meyve vermeye devam ediyoruz doğamızın katillerine inat.
4
kronik rahatsız kronik rahatsız
...tetris oyununa benzetiyorum hayatımı. hani böyle güzel bir blok oluşturur ve uzun taşı beklersin ama onun yerine saçma sapan bir taş gelir ve altta bir boşluk oluşur, toparlamaya çalışırken yine saçma bir taş gelir bir boşluk daha oluşur, derken derken o boşluklar başa çıkılamaz derecede artar ve bir de bakmışsın o seni rahatlatacak, mutlu edecek uzun çubuk gelemeden oyun bitmiş.

büyük bir boşluk var hayatımda ve o uzun çubuk bir türlü gelmiyor. ismarlama da olmuyor bu işler yazık. boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koyuyorum almıyor derler ya tam olarak öyle. anlık mutlu edecek bir uğraş buluyorum ya da küçük bir tatil kaçamağı ama daha yapmadan ya da gitmeden "e ne olacak ki, nasıl olsa bu da bitecek" deyip hiçbir şeyden keyif alamıyorum.

kendimi toparlamam, iyi hissetmem çok güç olurken dibe vurmam da bir o kadar kolay oluyor son zamanlarda. bu sıra en çok kullandığım kelime "bilmiyorum" ve işin kötü yanı hakikaten nereye gittiğimi bilmiyorum...
mor fularlı kuğu mor fularlı kuğu
kendi gibi değil..dönüşüm içinde sanki yaptıklarında kendini bulamıyor.kim bilir belkide artık bu.!bilmiyor ne çok cevaba ihtiyacı olan soru?! ama aramayı bıraktı cevapları anda kalmaya çabalıyor sadece.
müsait bir yerde lütfen müsait bir yerde lütfen
çok çok sevdiğim bir öğrencimin doğum günü yarın ama ben sadece ona mahsus olarak kutlama işini bugüne ayarladım. şimdi de pastayı alacağım, kalbim küt küt. bildiğimi de bilmiyor , güzel bir gün olacak^^

mutlu cumartesiler, çalışanlara bol sabırlar.
seniburdakimseduyamazbebek seniburdakimseduyamazbebek
kaç zamandır hissettiğim hiç bişey yoktu. bir gece biriyle konuşana kadar... bazen sebepsiz yere huzursuzluk çıkardığımız kendi kendimizi durduk yere mutsuz ettiğimiz anlar olur ya, öyle bi his oluştu içimde. bunun belki de son zamanlarda karşılaştığım çoğu insanın yalancı ve karşıdakini aptal yerine koyan gerizekalı tavırlarından olduğunu düşünüp çok üstünde durmadım ama değilmiş. bazen hissettiği şeye inşallah doğru değildir diye dua ediyor insan. sonrasında zaten aynı boşluk geldi oturdu yine içime.
zaten aidiyet duygusunu yitirmiş, kimseye inancı kalmamış biri olarak uzunca zamandır his anlamında içimde en ufak bir kıpırdama bile olmadı. olmasına izin vermedim. iş dolayısıyla sürekli orda burda geçen hayatım zaten yeterince dağınık ve düzensiz. bir de kalkıp bir başkası yüzünden hayatımı dağıtmaya hiç niyetim yok. sürekli değişen kurallardan sıkıldım, bir şeyleri yapmak zorunda olmaktan sıkıldım, kimseyi kırmamak için ince düşünmekten sıkıldım.. tam anlamıyla bir fanusun içinde gibiyim. yalnızlığa çok alıştım ve açıkcası birinin gelip rahatımı bozmasından korkmuyor değilim. ama bunun yanında biriyle olmanın güzelliğini ve mutluluğuna da çok iyi biliyorum. sadece bazı insanlar gibi hayatımdan bu arayış için zaman ayırmıyorum, enerjim de yok zaten. artık çok uzun zamandır on yıl sonraki fotoğraflarımda yanımda birini hayal edemiyorum. hayali bile uzak bu şeylerin.
yine de düşünuyorum bunca şeye rağmen ruh sağlığım hala yerinde ve hayatımda her şeyin en güzeli olsun diye hala ama hala elimden geleni yapıyorum. ve karşılığını da alıyorum fazlasıyla. bazen; iyi ki varım diye aynada kendimi öpmek istemiyor değilim hani. arada instagram hesabıma da "özendiğiniz hayatı yaşamakla meşgulum" yazıp fotoğraflar da atmalıymışım gibi geliyor. asla olup biten şeyleri de ciddiye alamıyorum. bunu nasıl becerdim, ben de hiç bilmiyorum.
tuzukuruhahahi tuzukuruhahahi
harika hissediyorum. erkenden kalktım çayımı demledim kahvaltımı yaptım ayaklarımı uzattım televizyonumu izliyorum.
birazdan da alışverişe çıkacağım.
mutluyum. hayatımın en güzel en huzurlu günlerini yaşıyorum.
41 /