sözlük yazarlarının itilafları

sakin len sakin sakin len sakin
1 haftadan beri telefonum bozuk. şarjda yüzde 98'de kendini kapatıyo inanmazsın.

2 akşam önce yatmadan alarmımı kurdum saat 06.20'ye. 4-5 gün önce de telefon bozuk olduğundan gece kapanmış, alarm çalmadığından uyuyakaldım, işe geç kaldım. nolur nolmaz diye masa saatini de kurdum yatarken.

uykusunda bir eli anyaya bir eli konya'ya gidenler olarak ne kadar deli uyuduğumu ben de bilmiyorum. öyle diyorlar.
velhasıl, bir ara eli kolu oynatırken komidin üzerinde duran masa saatini devirmişim haberim yok. nasıl sarhoşum. saat yere düşünce akrep ve yelkovanın içi geçmiş tabi.

11 gibi salaklarken uyku pozisyonuna geçtiğimi hatırlıyorum. masa saatinin alarmı da maaşını alamamış jandarma gibi triplerde. neyse alarm çaldı bir zahmet uyandım zar zor kalktım duşa girdim kurulandım bir güzel. ardından pantolonu giydim ve tv'den sabah haberlerini açtım. ben oyalanırken kulak tıngırdatayım hesabı. bir ara tv ile göz göze geldim saat 02.30. duvar saatine bakıyorum 02.30. masa saatine baktım 06.30. telefona guvenemiyorum bozuk diye ona baktım 02.30.

bir yerde yanlış yaptık aga. uyku sersemi olayı idrak edemiyorum. televizyon yalan söylemez aq.
her neyse, yavaşça pantolonu üstümden geri çıkarttım. yatağın karşısındaki aynaya baktım.

o çirkin sıfatımı gördüm. senin ben yapacağın işi sikeyim.
kızıl kurt kızıl kurt
bu sene radikal bir kararla ''pamfilya ve likya'daki tüm antik şehirleri keşfedeceğim'' dedim ve 2-3 çok bilinmeyen, tamamen doğaya terk edilmiş antik şehir dışında çoğu yeri fethettim.

bu da bu senenin tatlı bir itilafı. seneye artık ege'ye doğru uzanmayı düşünüyorum, ilk saldıracağım yer de afrodisias olacak muhtemelen.
jeremymatheson jeremymatheson
ağustos 2017'de hayatımda köklü değişikliklere gitmeye karar verdim. daha iyi spor yapabilmek için sigarayı bıraktım. sağlıksız yiyecekleri hayatımdan çıkardım. artık eskisi gibi düzensiz de yaşamıyor, fazla uyumayıp kahveye abanmıyordum. 9 ayda sağlıklı bir şekilde ve kolay da uyguladığım bir diyetle 15 kilo verdim, bununla birlikte sporla beraber kas kütlesi olarak da iyi bir seviyeye ulaştım. artık hayatı, yaşamayı seviyordum. daha uzun yaşayabilmek adına mükemmel besleniyor, öğünlerimi geçiştirmek yerine mümkün olan en sağlıklı şekilde besleniyordum. yeri geldiğinde aşırıya kaçmadan alkol de alıyor, canım çok isterse az miktarda tatlı veya hamurişi de götürüyordum. çok sağlıklı bir şekilde, planlı-programlı sporumu yapıyor, sonrasında iyi bir dinlenmeyle beraber dayanıklılığımı daha da artırıyordum.

yapılabilecek en iyi şekilde spor yaptım. aldığım nispeten yüksek proteinin böbrekler ve karaciğer üzerindeki etkisini görmek için düzenli aralıklarla kan verdim, duruma göre protein ve su miktarlarında ayarlamalar yaptım. çok bilinçli bir şekilde beslendim. öyle ki, önüme konan herhangi bir yiyeceğin glisemik endeksini, makro mikrolarını tak tak sayabilecek seviyeye geldim. kaç kez çok geç olmadan sağlam bir şeyler yemek, kaliteli protein almak için sosyal hayatta programlarımı değiştirdim. gereksiz her şeyi hayatımdan çıkararak her gün en az 7.5-8 saat uyudum. hayatımdan siniri, stresi çıkardım. iş değiştirdim. çok kez yanımda yiyecek taşıdım. spor yaparken herhangi bir steroide veya ilaca bulaşmadım, toksik etkisinden çekindiğim için balık yağı hariç supplement kullanmadım. hayatımın mental anlamda en iyi ve en mutlu, fiziksel anlamda en enerjik halini yaşadım. bu süreçte vücudunuzdaki toparlanmayı ve inanılmaz değişimi görmek size müthiş ilham veriyor; hormonlarınız düzene giriyor, kendinizi harika hissediyorsunuz. özellikle hayatınızın düzene girmesi, kendinize daha fazla kaliteli zaman ayırmanıza da olanak sağlıyor. bu zamanı ben çoğunlukla dostlarıma, okumaya ve sinemaya ayırdım.

sonra ne mi oldu. peri masalı bitti. bunca dikkate, doğal yollardan mükemmel beslenmeye rağmen basit bir ilaç, voltaren; bende karaciğer iltihabı yaptı ve bir süre hastanede yatmam gerekti. evet voltaren. karaciğer değerlerim normalin 10 katına fırlamıştı. işin ilginci aslan gibiydim. hiçbir şikayetim yoktu. çok ilerleyene kadar hiçbir belirti vermiyormuş. hastane berbat bir ortam, sağlıklı giren insanı bir süre sonra hasta ediyor. o ben sapasağlamım psikolojisi yerini, buraya kadar mı acaba sorusuna bırakıyor. önemli şeyler bir bir önemini yitiriyor, sosyal dünyadan soyutlanmış bir halde buluyorsunuz kendinizi.

iltihabın neden kaynaklandığını bulamadılar. ellerinde voltaren ve balık yağı supplement'i var. voltaren kullanmadan önce rutin bir şekilde kontrol amaçlı kan vermiştim. değerler tertemiz çıkmıştı. bel ağrım olduğu için doktor voltaren ve majezik yazdı. beş gün sonra bel ağrım geçmediği için doktordan d vitamini testi istedim ve bu vesileyle tesadüf eseri karaciğer değerlerimin fırladığını öğrendim. beni üzen çok zor olsa da en pahalı, en doğal ve en sağlıklı şekilde beslenirken böyle bir olay yaşamam. leblebi gibi protein tozu kullansam, gelişigüzel supplement alsam, yağ yakmak için l-carnitine falan kullansam hadi dicem jeremy suç sende, bu iltihabı kullandığın kimyasal yaptı. voltaren. çıldırmamak elde değil.

belirli aralıklarla karaciğerimi kontrol ettirmek durumundayım; çünkü voltaren harici başka bir ilaca alerjim var mı, bilemiyorlar. her yeni ilaç kullanmam gerektiğinde kan veriyorum. değerler yükselirse o ilacı da kara listeye ekliyorum.

sıkıldım. bu şekilde yaşamaktan sıkıldım. hayata dair güzel hayaller kurarken sürekli saçma sapan şeylerle uğraşmaktan sıkıldım. evet rahatsızlığı atlatarak geri döndüm, ama döndüğümde geride kalan bir şey bulamadım pek. iyi bildiğim şeylere yönelmek, tekrar mental anlamda toparlanmak istiyorum; ama bundan sonra kendimi yormamam, sporu illa ki yapmak istiyorsam hafif şiddette yapmam gerekiyor. bunun ne kadar zor olduğunu ancak bir sporcu anlayabilir. neden mi böyle diyorum? iki aylık dinlenme ve toparlanma sürecinin ardından tekrar form tutmaya karar verdim. sadece yağ yakma amacıyla bir ay ketojenik diyet yaptım. iyice ölçüp tartarak, her gün makro mikro hesaplayarak, hafif şiddette interval kardiyolar yaparak, kendimi fazla yormadan ağırlık kaldırarak ve her hafta kan değerlerinini kontrol altında tutarak istediğim miktarda yağ yaktım. nisan sonu gibi de tekrar spora, kas yapmaya geri döndüm. bir iki hafta de güzel bir şekilde çalıştım. bu kısa süreç bile beni toparlamaya yetmişti aslında. kendimi eskisi gibi hissediyordum. ancak vücudun ihtiyaç duyduğunu bildiğim halde fazla tedbirli davranmaktan glutamin takviyesi almadım. o berbat ağrıları günler boyunca çektim.

ikinci haftanın ortaları, kabus gibiydi. vücuttaki tüm glutamin rezervini tükettim sanıyorum. daha önce böyle bir enfeksiyon yaşamamıştım. korkunç bir diş ağrısıyla acile başvurdum. doktor yirmi yaş dişimin iltihapladığını söyledi ve durumumu da göz önünde bulundurarak tedaviye maksimum dozda antibiyotikle başlamamayı tercih etti. ertesi gün ters taraftaki diğer dişim de iltihapladı. yeme olayı eziyet, sadece bir şeyler içebiliyorum. sonraki gün boğaz ağrısı şikayetiyle acile gittiğimde bademciklerimin de dişten bağımsız olarak iltihap kaptığını öğrendim. bir şeyler içmek de işkence oldu. ağzım, boğazım iltihap doluydu, yutkunamıyor ve konuşamıyordum ancak hala aklımda çok ilaç kullanırsam bi aksilik olur da hastanede yatar mıyım endişesi vardı, hastanede ne kadar sıkıntılı bir süreç geçirdiğimi siz düşünün. bu beş altı günde acayip bir şekilde 4 kilo kaybettim. ama nasıl 4 kilo. işe döndüğümde gören jeremy yüzün gözün sapsarı sana noldu diyor. ağrıdan konuşamıyorum ama ulan nasıl iyi olayım yemek yiyemiyorum ki. yağ yakarken bile 2000 kalori alan adamım ben. günlük ortalama 700 kalori alınca bu kadar oluyor. yüzüm gözüm gitti. pantolonlar dört günde büyük gelmeye başladı. çekim sonrası komplikasyonları göze alarak dişçiye gittim. iltihabın kesilmesi için antibiyotiğin dozajını yükseltti ve beş gün sonraya çekim için randevu verdi.

dozun artmasından sonra iltihap yavaş yavaş azalmaya başladı, ben de kendimi toparladım. doktor sağolsun açık konuştu. beni sancılı bir çekimin beklediğini ve çekim sonrası kullanmam gereken enfeksiyon önleyici ilaçların karaciğeri zorlayabilecek güçlü ilaçlar olacağını belirtti. malesef ki aralarında bana dokunan nsaid grubu ilaçlar da var. durum böyle olunca çekimden önceki gün üç haftadır da antibiyotik kullandığım için karaciğere baktırayım dedim, yarın çekim olursa ilaçlara devam edicez bi sıkıntı çıkmasın. yine kan verdim. tahmin ettiğim gibi uyarı niteliğinde ama acil bir durum taşımayan bir yükselme var; yani diyor ki ilaçlara biraz ara ver, antibiyotiğe devam etme.

durumu doktorla paylaştım. çekimi ertelemeye karar verdik. görünen o ki en az bir iki hafta daha bu ağrıyı çekeceğim. bu sıkıntılı sürecin etkileri malesef hastaneden çıkmakla bitmiyor. geçmişime dönüp baktım da, her tarafımda bir aksaklık var artık. ayağımda bunyon olduğu için yaklaşık bir senedir çok sevdiğim birçok ayakkabımı giyemiyorum. şık giyinmek benim için her zaman çok önemliydi, şimdi ayakkkabı bulmakta güçlük çekiyorum. neyse sağlık olsun dedim bunu bir kenara çektim. tipsiz ama rahat ve geniş yeni ayakkabılar aldım. ondan önceki sene beni yine çok uğraştıran panik bozukluk vardı, bir önceki sene bir türlü geçmek bilmeyen akciğer rahatsızlıkları. birkaç yıldır da bu sinir stresten dolayı çarpıntı ve sinirsel nefes darlığı. halbuki hepsi geçmişti, hepsini geride bırakmıştım. geleceğe umutla bakıyordum. işimde mutluydum, maddi olarak sıkıntım yoktu, küçük tatlı dertlerim ve yorgunluklarım vardı sadece. yarın işimde ve sporda daha iyisini nasıl ortaya koyabilirim diye düşünüyordum, şimdiyse yarına nasıl çıkarım diye düşünüyorum. kimyasal bir madde, özellikle daha önce kullanmadığım bir ilaç kullanmam gerektiğinde acaba voltaren gibi bu ilaca da alerjim var mı diye ister istemez geriliyorum. bazen sigara içme isteği geliyor, bi tane yakıp gevşemek istiyorum. yıllar önceki alkolik jeremy'yi düşünüyorum. hepsini vücut geliştirmeyle, crossfit'le geride bırakmıştım. ilacımı bulmuştum.

mutlu değilim. daha fazla mutluymuş gibi rol yapamıyorum. çevremdeki insanları bir bir uzaklaştırıyorum kendimden. hiç kimseyle konuşmak istemiyorum. içimde tarifi imkansız bir acı var. idare edebilirim sandım ama bardak artık taştı. kendimi işime veremiyorum. istifa etmenin zamanı geldi.

bakıyorum da sanırım bir tek kulağımın arkası kaldı, ama gelsin. gelsin ve orayı da siksin. sonuna kadar savaştım; ama daha fazla gücüm kalmadı.
driving einstein driving einstein
ileride hayatta kalabileceğimi düşünmüyorum.

keşke sadece kötümser olsaydım ama gerçek. sorunlar karşısında yıkılıyorum ben direkt, boşverme eşiğim yükselse de ne yapacağımı bilmiyorum ve kendi halimde iyiyim sadece. başka etkenler girince kafayı yiyip ne yapacağımı bilmiyorum. bilip de düzeltemediğim çok şey var, başta sağlık ama sağlıktan gitmezsem psikolojik olarak çöküp gideceğim sanırım. hayatı her gün son günümmüş gibi yaşamak da kar etmiyor. umudum bitti sanırım gelecekte yaşayacağıma dair. yaşayabildiğim kadar yaşayıp beni sevenlerden(gerçekten varsa üç beş kişi) uzak onları üzmeden giderim umarım.
1
polia polia
maalesef ki en son geçen hafta yaptığımdır.
on gün önce kadar evi hem de 4. kata kadar çıkarak karıncalar basmıştı. başta balkondaydılar bunlar. 3-4 sene evvel de böyle balkondaydılar bi iki hafta takıldırlar sürü halinde pek bir şey yapmadım kıyamadım. hatta burda duyuruda da napsam diye sormuştum sanırım. bir süre sonra kendi kendilerine çekip gittiler. ama bu senekiler eve mutfağa daldılar bir yolunu bulup.
mutfakta tezgahın altından ordan burdan çıkmaya ayak altında fıtı fıtı dolaşmaya başladılar.
ne yapacağımızı şaşırdık. ilk defa rastladım böyle bir şeye. başta öldürmeyeyim diyordum tek tek toplayıp balkondan atıyordum mal gibi uğraşıp. ama olmadı en son dayanamadım süpürge makinesini açıp süpürdüm öyle topladım. çok üzgündüm. haftasonu bir gün pazar günü evde süpürge makinesinin hortumu bir uzvum gibi yaşadım durdum. mutfağa girdikçe kafayı yiyordum hayvancağızları süpürdükçe daha da çok yiyordum. sonra merak ettim dedim bunlar bu kata çıktılarsa alt kattan da geçmişlerdir kesin dedim aradım alt komşuyu. evet dedi biz de sabah evi ilaçlayıp çıktık her yerde vardı bizde yatak odasında bile. ya dedim siz ilaçlayınca bize fırlamış köftehorlar sabahtan beri uğraşıyorum napsam, ilaçlamadan giderler mi ki? sanmam dedi kadın. bizde ilaç çok toptan aldık akşam size de getirelim ilaçla dedi. ev alma komşu al diye boşa dememişler işte her neyse. akşamına getirip nasıl ilaçlayacağımı anlattı sağolsun. ertesi gün sabahtan ilaçladım, evden çıktık tüm evi kapayıp oniki saat sonra döndük . geldiğimizde karıncalar yoktu.
hayatımdaki ilk karınca itlafımdı. mecbur kalmasam yapmayacaktım. ama bu sene normal bir sene değil ki. sinek böcek karınca vs cirit atıyor her yerde. şu 2020 bitse de gitsek.