sözlük yazarlarının karalama defteri

12 /
caracal34 caracal34
yorgun bir hiçbir şey bilmeme hali, en saf yetenektir. bilme isteğine karışınca bu hal, ortaya unutmamak için verilen boş bir huzursuzluk, gereksiz bir çaba çıkıyor. ve en sonunda zaten her şey unutulmaya, terk ediliyor.
caracal34 caracal34
neyiz, nereye gidiyoruz, nereye gidiliyor. nereden geldik, kimdik ve kim olacağız. bunca soru içerisinde nasıl oluyor, bu denli bilinmezde yok olup olmadığın belli bile değilken, nefret ya da kin tutmayı sevmek!
seanvictorydawn seanvictorydawn
telepati - zamanda yolculuk - ve aynı anda iki yerde birden olmak
meleklerin hünerleridir.
insanlar bunlari yapabilmek için insan deĝillerdir.
insan olmanin baska amaçlari vardir.

telepati kurmadan da , zamanda yolculuĝu icat etmeden de ve dualprezans teknolojisi ni kullanmadan da insan olabilmelisin.
neyçırsever neyçırsever
dunyada benzeri olmamaliydi. olamazdi. nasil olur da bu kadar ucari, hayalperest olup da bir tek kotuluk dusuncesi barindirmayan bir hayata sahip olurdu? hicbir davranisinda kabalik yoktu. canini yakmadiginiz surece ya da heyecanlanmadigi surece sesindeki huzuru hissedebiliyordunuz. hayatinin her anini keyif almak icin var ediyordu boylece; oylece oturdugu taburesinin uzerinde genisleyen diyaframina cektigi her nefes agir agir akan kanina oksijen degil de sanki gercek yasamin tadini tasiyordu. gozleri o tatla gulumsuyor, yeni yeni kirismaya baslayan goz kenarlarini bastirarak genc kalan ruhunu canlandiriyordu. ister istemez beni de hayalperestlige surukledi onun bu goruntusu. gozlerimi kapatip ruzgarin ilikligini hissettim ondan bir tane daha oldugunu dusunurken. biri sag yanimda, oteki de sol. ortalarinda ben, ister istemez on yil genclestim.
neyçırsever neyçırsever
kulaginda hafif bir cinlamayla beraber duyuyordu gecen zamanin tik taklarini. gozleri acik olsa da sanki gordukleri gozunun onundekiler degildi, hayalindekilerdi ve ikisinin birbirine karismasinda ilginc bir yasam sevinci buluyordu. nefes alisverisini de isin icine katinca ortaya leziz bir an cikiyordu. yasiyordu, tadinda sevincle karisik heyecan vardi. merakla sayarken lokmalarini bazen disine takilanlar oluyordu ama her bir goz kirpma hareketiyle yeniden hirslaniyor, acliginin azalmasini beklerken daha da uzerine yumuluyordu onundekinin. boyle cilginca bir cikmazdan tanrinin mucizesi degilse eger, hangi gercek kurtarabilirdi onu, hickimse bilmiyordu. yardim istemiyordu o yuzden. yalnizca bir seyler, bir olus, firtina, sarki soyleyen bir kadin ya da bir kursun belki de degistirebilir bu deli dolu sokaklari.
neyçırsever neyçırsever
yıl olmuş iki binlerin kaçıncısı, başlığı zaptetmek işte böyle bir şey. yirmi birinci ikibini bitirmeye göz koyduk.
kulağım çınladı yine, bir kaç saat evvel yine olmuştu, küfrü hak ettiğim pek sayılmaz ama düşününce insan sövmeyi seviyor diyorum, sevdiğine de sövüyor malum.
kovitin bu kadar uzun süre devam edeceğini sanmazdım. iki veya üç yıl olur demiştim herhalde. eğer ölmezsem daha uzun sürdüğünü görmeme az kaldı. heyecanı azalmış şekilde izliyoruz...
bir şeyler olsun demiştik, sıradan yaşamlarımız değişsin dilemiştik ama durumun avantajını değerlendirmeyi bilemedik, sıkıldık. bitse de gitsek diye beklerken belki hala yanlış yapıyoruz ama, cidden sıkıldık gailba.
bitmeden gidiyorum. yarın hayatımın iplerini tekrar elime alacağım. nasıl olacağını planlamıyorum, bildiğim gibisini yapıp keyfime bakacağım. yaşlanmanın, orta yaşın güzelliğine odaklanarak şarap içeceğim güneşlenirken. eyvallah gökyüzü, eyvallah yeşil doğa. siz olmasanız karanlık insanoğlu topraklarında sömürge altında eriyip giderdim. saygıyla, sevgiyle, minnetle kucaklıyorum.
nils holgersson nils holgersson
eskiden aklıma geldikçe bir şeyler çiziktirirdim boş bulduğum bir yerlere. öğrenciyken defterlerimin sürekli bir yerlerine karikatür çizerdim. lisede resim öğretmenimin karikatürünü çizmiştim o da bunu çok beğendiğini söylemişti. o zaman için bile çok yaşlı bir adamdı. şimdi aklıma getirmeye çalıştım ama olmadı ismini hatırlayamadım.

ne kadar değişmişim o geçen zamanla. o kadar güldüğüm şeylere bugün güler miydim sanmıyorum.

nasıl üzüm suyu bozulup sirke oluyorsa ben de o halimin sirkeye dönüşmüş haliyim şimdi.
eski çaçalardan mehtap eski çaçalardan mehtap
üç yıllık "bu ne lan dünün aynısı" sürecimin sonuna geldim. atanayım, düzenli bir gelirim, güvenceli bir işim olsun diye uğraşıyorum mezun olduğumdan beri, some iibfli problems belki biliyorsunuzdur. özel sektör eziyet, kamuya girmek ölüm falan.
memur olamamayı nedense yediremedim kendime, yani atla deve değil ne uzar ne kısalır b'oluum bildiğimiz memur işte dersiniz ama öyle değildi benim için. annem hemşire benim, küçüklükten içime bağkur'lu olma korkusu yerleşmiş, duyardım hep bağkur ve emekli sandığı farkını, içime yer etmiş, o yüzden takıntı yaptım galiba. yedim böyle üç yılımı.

ne hayal kurdum ne bir şey. sevda kuşun kanadında ürkütürsen tutamazsın diyor ya cem karaca, hayallerim de kuşun kanadında diye düşündüm. hayal etmeye başladığımda sonunu getiremedim korkumdan, şşş devam etme başka konuya geç dedim hep bozulur korkusuyla. yazmadım, konuşamadım patladı içimde. hastalıklı bir düşünce tabi ama anlaşılır da bence.
bu hafta atandım işte, öğrendiğim an anneme söyledim, onun sevincini görmek beni atanmaktan daha mutlu etti, nasıl böyle anlatamam. zıplıyor, şükrediyor, ağlıyor. ben inanın hiçbir şey hissedemedim önce. şovculuk falan da değil yeminle boşluğa düştüm, sonra da sinirlendim :d madem olacaktı neden bu kadar gecikti diye sitem ettim.
i̇nsanlar da diyor ki her şeyin bir zamanı var, bak ne güzel oldu. böyle geçen zamanın aq. teşekkürler.

maaşımı biriktirip harbiye'de tarkan izlicem. aha da yazdım bir hayal. kuşun neresinde bakıcam.

edit: kesme işaretleri bozulmuş :/
6
antik acılar pasajı antik acılar pasajı
oysa, insanın en azından kimi seveceğine, hangi renk menekşeyi camının önüne koyacağına ve dahası gözlerini kapattığında hangi hayalin damağında hoş bir rahiya bırakacağına en azından kendisi karar verebilmeliydi.

bazan kendimi kocaman bir şölen salonunda,
alabildiğine cılga kalabalık içinde bir maskeli baloda gibi hissederim. o seslerin içinde sanki kaybolur gibi olurum. hoyrat kalabalığın içinde sek bir yalnızlık içimi kaplar. sanki ben dururum da zaman beni orada bırakıp akar gider. öyle anlarda çimenlere uzanıp gökyüzünü seyretmek isterim işte. en zoru - mış gibi yapmaktır çünkü. öyleymiş gibi, mutluymuş gibi, paran vardır diye rahatmıs gibi, her şey sorunsuzmuş gibi. göğe bakar bütün o mış, miş, muşların olmadığı bir evren çizerim ve içinde sadece ben oluverir. sade, düz, hesapsız, tasasız, belki bir basma entarisi olsa dünyalar onun olacak kadar mutlu bir ben. olmayacağını, olamayacağını bilirim ama yine de masumane bir hayaldir, kimseyi incitmez, kimseyi kırmaz bile. zaten gerçek de olamaz.

bu aralar sera yapıyorum, bana iyi geliyor galiba. bir tek o zaman ben gibi olabiliyorum. iyi geliyor. portakal ağacı yetiştiriyorum bir tane. limon ağacı bile diktim. vişneyi aşılayacağız orak ayı gelen de. küçük bir kısma da asma asacağız, çok uzun boylu kalamam biliyorum, olsun varsın.
12 /