sözlük yazarlarının özledikleri

14 /
siz beni nereden tanımıyorsunuz siz beni nereden tanımıyorsunuz
ps 1'de nba live 2002 ve pes 3-4'ü çılgınlar gibi oynadığım günleri özledim.

nba live 2002'de shaq'ı olan kazanır kuralı vardı. boyalı alana yakın yerde topu shaq'a verirsen savunmayı ezip geçiyor üstüne bir de faul alıyordu. basketbola daha da sevdirmişti.

pes'te ya da winning eleven'da liglerin karma takımları oluyordu. i̇talya ligi karması dehşetli mi dehşetli. önde shevchenko, ronaldo, batistuta… daha del piero'lar, totti'ler… nedved'ler, pirlo'lar, recoba'lar düşündükçe zevke geliyorum. şu oyunu şimdinin son teknoloji, yüksek grafikli fifa'larına, pes'lerine değişmem.
tıhmınlı tıhmınlı
ciddi ciddi çocukluğumu özlüyorum...
o günlerin havasını bile özlüyorum... anasını satayım zaman ne çabuk, insanlar ne kadar bozulurmuş, hayat ne kadar zorlaşabilirmiş bunu öğrendim sadece...
vay amk çocukluğum karanfil papatya bahçelerinin arasında belki de çiçeklerin üstünde gezerken şimdi ayağıma batan dikenlerin ağrılarıyla uğraşıyorum...
nereye baksam çaresizlik...sikecem böyle işi ...alıp başımı gitsem peşimi bırakmaz, hayat vazgeçse tutkularım engel oluyor... ne lanettayn bir durum...

sonuçta çocuk olmak var...ya da hep çocuk kalabilmek.. gerisinin amk...
dudu hatın dudu hatın
eski iş arkadaşımı özlüyorum. 10 yıl oldu görüşmeyeli ve bu tamamen benim vefasızlığım yüzünden.

neslihan'cım duy sesimi. karşılaşalım bir yerlerde.
antikavazo antikavazo
yurtdışına çıkabilmek için her şeyi sadece 2 - 2.5 bandıyla çarpabilmek. yemin ediyorum dünyayı gezmek için gaza geldiğim anda suratıma bir tokat yiyorum. bekle beni makedonya bu kurlarla tekrar ve tekrar sadece sana gelebileceğim.
1
finrod felagund finrod felagund
işten henüz çıkmış, kravatımı gevşetmiş, günün yorgunluğunu umursamamaya çalışıp, ağır adımlarla, ağzımda sigarayla, dumandan yaşarmış tek gözümü kısarak kulaklığımı başıma geçiriyorum. creedence clearwater revival'ı daha henüz doğru düzgün dinlemeye başladığımdan, rastgele bir albümünü sonuna değin dinlemek üzere ilk şarkısından açıp ağır aksak istasyona yürüyorum. telefon ediyor; "müşteri geldi, biraz gecikirim ama çok çok 45 dakikaya oradayım." "sürekli geç kalıyorsun ama seni yerim ulan" diyorum içimden, dışımdan da "olsun yavrum, sorun yok. benim de geçmem yarım saati bulur zaten" diyorum. genellikle aynı saatte işten çıkıp aynı trenin sondan üçüncü vagonuna bindiğimden, en az 12 13 sima tanıdık geliyor. temizlik işi yaptıkları kulağıma çalınan üç dört teyze, yol boyu sürekli uyuklayan ve kışın bile güneş gözlüğünü çıkarmayan deri montlu genç bir kadın ve bir de elleri nasır tutmuş birkaç tersane işçisi. teyzelerden bir iki tanesi yine örgü örüyor, vagonda yer olmadığı için diğer bir ikisiyle dönüşümlü olarak koltuklarını paylaşıyorlar. ben de yine aynı kapı ağzında sırtımı kenara dayamış boş boş camdan dışarıyı izliyorum. tam 28 dakikaya söğütlüçeşme'de inip grunge isimli pasaklı ve rahat bara doğru yolu adımlıyorum. aynı güzergah, aynı dükkanlar, belirli köşelerde aynı sokak hayvanları ve madde bağımlıları. aynı güzergahta hiçbir şeye şaşıramadan yoluma devam ediyorum. camel 9 tl'den 6.5 tl'ye düşmüş. kaliteden ödün var elbette ancak fiyatının bu kadar düşmesi yine de sevindiriyor. devam ediyorum. antikacılar sokağının başından daldıktan bir iki dakika sonra grunge'a varıyorum. içeri girip tanıdık simalara selam veriyorum. aynı köşeye geçiyorum. benden 15 20 dakika sonra da o geliyor. nefret ettiğim mentollü sigarasını masaya bırakıp apar topar saçını çözüp yeniden topluyor. o saçıyla uğraşadursun, ben de biraları söylüyorum. fıçı bira henüz altı lira olmuş, buna küfrediyoruz, sonra da kasedeki fıstıkları gelişigüzel avuçlayıp ağzıma dolduruyorum. gününün nasıl geçtiğini anlatıyor. ben de "aynı. hiçbir fark yok" demekle yetiniyorum. günümün nasıl geçtiğinden daha ilgi uyandırıcı şeylere yöneliyorum. düşük, enerjisiz, bitkin gittiğim o yerde, onunla konuştukça kendime geliyorum. gözümün içi gülüyor. "konuşurken sürekli gözümün içine bakıyorsun, yüzüm kızarıyor. aylar oldu, halen alışamadım beni bu kadar dikkatle dinlemene" diyor. bense ağzından çıkacak her lafı istemsizce ilgiyle ve mutlulukla izliyorum, dinliyorum. rutinin huzuru vardır, sade ve mutluluk vericiyse. içimden sürekli "camel hep 6.5 olsun, fıçı bira hiç yoktan 6 olmaya devam etsin. biz de birbirimizden keyif almaktan sıkılmayalım" diyorum. ancak vakit geçiyor. her şeyi, herkesi, her değeri ve her fiyatı ayrı ayrı değiştiriyor ve değiştirecek de.
1 yıldan fazladır camel içmiyorum, fiyatını dahi bilmiyorum. birayı artık kendim üretiyorum ve biz birbirimizden keyif almaktan 5 yıl önce vazgeçtik.
dale nunes dale nunes
- inşaat seslerinin, kamyonların, dozerlerin, matkap ve balyoz seslerinin olmadığı, popüler yaz şarkılarının caldığı ve geceleri okey taşı seslerinin duyulduğu yazlık yerler.

- her şeyin bırakıldığı gibi bulunması. ''icraat yapıyos, calıyos biz bahın ehehehe'' diyerek sürekli bir parkın, bir mekanın, bir oturulacak yerin değiştirilmesinden artık gına geldi. kimse birileri para kazanacak diye yaşadığı yerin sürekli cirkinleştirilmesine katlanmak zorunda değil.

- kasaba hayatı ve kasaba hayatının dinginliği.

- deniz kenarlarında acılan ve kumsalına plastik masa sandalye koyan işletmeler.

- şehir hatları vapurları.
kaktus ve papatya kaktus ve papatya
90 lardan bir sene. lise yıllarının, yaz tatilinin en güzel zamanları. sabah akşam denize girdiğimiz günler. kardeşlerim yanımda, babam bizi uzaktan izliyor ağzında sigarası. berrak bir hava ve pırıl pırıl bir güneş, suya batıp çıkmalı oyunlar ve o an…suya kendini bırakıp dipte olduğunu hissettiğin o basınçla denizin yüzeyine çıkarken gözlerini açarken tuzlu tuzlu kirpiklerinle aydınlığa o bakış o ışıltı o mutluluk hissi…
sierra leone sierra leone
90'lı yıllar tabikisi. 90'lar..lise yılları, ilk aşk ilk sevgili, üniversite sınavına hazırlık, aşk acısı..çok özlenen çok mutlu olunan yıllar..hayatımın hiç bir döneminde o yıllar kadar mutlu olamadım.
dale nunes dale nunes
-sokaklarda suriyeli, ıraklı, filistinli, lübnanlı, ürdünlü, libyalı, cezayirli, faslı, tunuslu, pakistanlı, afganistanlı, iranlı, türkmenistanlı, kırgızistanlı, kazakistanlı, tacik, bangladeşli, nijeryalı, sudanlı, etiyopyalı, kamerunlu, senegalli, fildişi sahilli, nijerli, somalili ve gambiyalı görmediğim günler.

-her yere dev apartman ve kuleler kondurup, memleketin uygarlık yolunda ilerlediğini iddia edenlerin olmadığı günler.

-tvde gösterilen dizi ve filmlerde reklamların, ickilerin ve sigaraların buzlanmadığı günler.

-gece yarısı ortaya cıkan erotik filmlerin olduğu günler.

-gece yarısı ortaya cıkan talk show ve sohbet programlarının olduğu günler.

-şampiyonlar liginin star tvde yayınlandığı günler.

-plastik kulübede hizmet veren bayilerden gazete ve dergi satın aldığım ve uzun uzun dergileri karıştırdığım günler.

-hayatımda sadece huzur ve mutluluğun hakim olduğu günler.
14 /