sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

267 /
bilmem hatırlar mısın bilmem hatırlar mısın
yurtdisina yerlesecegimi kiz arkadasim da epeydir biliyordu ve her defasinda "olur ya, bence de iyi fikir" diyordu fakat is ciddiye binince sorun cikarmaya basladi. planimiz temmuz gibi evlenmek, kasim gibi de yurtdisina yerlesmekti. bugun dedim ki "is sozlesmesini bir kere okudum, bu hafta bir kere daha okuyup sonra imza surecini baslatacagim", oyle deyince bir anda yuzu asildi. bana, "cok mu acele ediyoruz acaba", "evliligin ilk yillarini turkiye'de gecirsek daha iyi olmaz mi", "oraya gidince sanki her sey dort dortluk mu olacak" falan gibi seyler soyledi. can sikici bir durum.
sodalimon sodalimon
ben bir heykeltıraşım. yıllardır bir şey yapmamıştım. bir gün alkollü şekilde bir mermer buldum. taş kesilmiş, yıpranmış. inceledim biraz. ince ince işledim. ondan bir afrodit yaratacaktım. gece gündüz uğraştım. işe gittim her an onu düşündüm. ondan muhteşem bir şey yaratacaktım. yapardım da biliyorum. zaman, sadece zaman gerekliydi. güzel gidiyordu bir pürüz geldi elime, kurcalayım derken kırıldı, çatladı. şimdi ne kadar uğraşsam o kadar kırılıyor. ne yapacağım bilmiyorum. ah bu ben kendimi...
dudu peri dudu peri
gece bilmem kaç. odamın penceresinden dolunayı izliyorum. ruhumun penceresinden seni, ela gözlerini ve kıvırcık saçlarını. geriye atıyorsun anlına düşen saçlarını ama inatla öne düşüyorlar. çünkü senin kadar inatçı ama bir o kadar da parlaklar. toplamıyorsun saçlarını inatla yüzünü gizliyorsun. saçların isyan edemiyorlar kafanı okşarcasına geriye doğru giden nasrlı ama yüzümü okşarken yumuşacık olan ellerine. tırnaklarını yiyorsun çünkü bir şeylerden korkuyorsun. ya da sıkılıyorsun ama kimseye de söyleyemiyorsun. kiraz rengi dudakların sımsıkı kapalı tek bir dert çıkmıyor ağzından. mutlu görünüyorsun ama şarkılarda saklıyorsun mutsuzluğunu. ama şiir yazmıyorsun. yazamıyorsun çünkü kelimelere anlamlar giydiremiyorsun. bu yüzden ruhumun penceresinden izliyorum seni. kelimelerin çıplaklığını, tırnaklarını yiyişini, gözlerinin elalığını...
yahudicowboy yahudicowboy
sabah kahvaltı yaparken ekranda aksın, bir iki espri duyup eğlenelim diye yahşi batı'yı açtık. buraya kadar her şey olağan ve ayarında gidiyordu. hatta filmi olaysız bitirip dağıldık diyebilirim. ancak ne olduysa sonrasında oldu. biliyorsunuz ya da hatırlıyorsunuz ki bir sahnede aziz ile lemi tavuk satarken kentucky amca gelip çıkan kavgayı sonlandırıyor. sonrasında karakterler bir şekilde yolunu buluyor. işte efendim bu sahne beni ziyadesiyle etkiledi. dışarı çıkıp eminönü iskelesinden deniz otobüsüne bineceğim, vakit akşamüstü. kahvaltıdan sonra midem kıyıldı dedim ve bir şeyler atıştırmaya karar verdim. gezerken balık ekmekçi, kebapçı ve envai çeşit geleneksel yemeklerinizi yapan yerleri es geçip kfc'yi görüp içeri girdim. aldığım menünün gereksiz pahalılığı mı dersiniz, kullanılan malzemenin kalitesizliği mi... üstüne üstlük düşününce bir de yemek sonrası çay içme isteği geldi. sonuç olarak es geçtiğim yerlerden birinde hem daha az ücretli hem de daha kaliteli bir şey yiyip belki de ikram kabilinden beleş çayımı da içecektim. kapitalizme ve onun aracılığını yapanlara selamımı çaktıktan sonra tıpış tıpış starbucks'ın yolunu tuttum. ama kahvesi çok güzel, ne yapayım!
yok yahuu yok yahuu
bir kişi ile muhabbete başlamak için sürekli ne yapıyorsun yazılmaz arkadaşlar.
sahsen bütün hevesim kaçıyor benim konuşmak adına.
ne bileyim farklı bir şey yaşarsınız, okursunuz, görürsünüz, bir karikatür atarsınız ne bileyim. muhabbete başlamanın daha güzel yolları varken her seferinde ne yapiyorsun demek nedir alla sen ya.
267 /