sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

292 /
siyahbeyaz aşkı paylaşamadık siyahbeyaz aşkı paylaşamadık
"çok çarpıcı, nefes kesici, rahatsız edici filmler" kategorisindeki filmlerde bile gram etkilenmiyorum. etkilenemiyorum daha doğrusu. misal, "srpski filmi"ni çok rahat izleyebilmiş biriyim. 
bunun niye böyle olduğunu sorgulayınca beni tanıyan ve değer verdiğim biri bana şunları söylemişti:

"hayatın kötü bir yer olduğunu peşinen kabul etmişsin zaten. sana hiç bir şey çarpıcı ve enteresan gelmiyor, hepsi normal ve sıradan geliyor. 'hayat zaten böyle bir şey' diyorsun. kendi içinde bunun tersini kabul etmiyorsun zaten ve bütün bunları kendini diri tutmak için yapıyorsun. 'acı var, gelecek, her zaman var olacak, geldiğinde de hazır olacağım, beni acıtmayacak' diye sürekli tetikte bekliyorsun."

bu tetikte bekleme olayı zamanla gelişti de ne diyeceğim bak... 
beni o toz pembe, pembe panterli dünyamdan çekip realitenin ta ortasına atan herkesin ve bütün güçlerin amina koyim. tamam mı?
missingdata missingdata
kendimizi öylesine hayat koşturmasına kaptırıyoruz ki sanki yarın ölmeyecekmişiz gibi. o zaman yarının bize ne getireceğini bilmediğimiz hayatı fazla ciddiye almış olmuyor muyuz? öğrencilik hayatımızda iyi lise olsun, iyi üniversite olsun, güzel bir kariyer yolu çizelim kendimize diye çırpınıp dururken iş sahibi olduğumuzda gençliğimizin bir kısmının geçip gittiğini farkına varamıyoruz bile. iş sahibi olduğumuzda ise yapmak istediklerimiz için maddi imkanımız varken zamanımız olmuyor ve yine yapmak istediklerimizi tam anlamıyla yapamıyoruz. taa ki bir yakınımızın hastalandığını veya yakınımızı kaybettiğimizi duyduğumuzda ise o an anlamsız geliyor mücadelelerimiz. ancak o süreç bittiğinde yine farkında olmadan aynı mücadele halinde buluyoruz kendimizi. en acısı da bu hayat bize bir kere veriliyor ve aslında hep boşa harcıyoruz zamanımızı.
damdan akan damdan akan
tamam ağzımızdan çıktı bi kere "mantık evliliği yapicam" dedim de lan arkadaş insan tanistirmadan önce bi boyuna da bakar, der ki bizimkinin yanında nasil durur. mantık evliliği kriterlerimde boy da var evet. valla üzgünüm de 170 lik insanla da olmaz.
modernköle modernköle
söylemek istediklerimi bu kadar güzel yazamayacağım için sözü üstatlara bırakıyorum;

vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen' e
vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

-william shakespeare-
çeviren : can yücel
yastık altı hayaller yastık altı hayaller
havalar da iyiden iyiye güzelleşti. sonbaharı yaşayamadan kışa atlayan mevsim baharı unutup yaza atlamış gibi. şimdi her yerlerde metrekareye düşen sevdiceklerin sayısı artacaktır. yalnız hisseden insanların mevsimi değil gibi geliyor yaz. aslında yalnızlık kabullenmemiz gereken bir durum da değil. neden yalnız olalım ki? ölçütü sadece aşk mı? eğer öyleyse olmamalı, yalnız hissetmemek hatta hissetmeyi geçtim yalnız olmamak için bile binlerce nedenimiz var. olmaya da devam edecek.
kolaylokma kolaylokma
kafamın içinde müthiş bir konuşmacı var. bana öğütler veren ve doğru olanı görmemi sağlayan mantık timsali bir bilge.

her zaman o sese kulak veriyor olsam sanki yaşadığım hayatı daha az basitleştirecekmişim gibi geliyor. duygularıma o kadar çok kapılıyorum, düşüncelerimin içinde öyle çok kayboluyorum ki, o sesi uzaklaştırdıkça uzaklaştırıyorum.

bugün diğer her şeyin sesini kıstım ve sadace ona kulak verdim. bana öyle güzel öyle mantıklı şeyler söyledi ki.

"hayat çok basit bir olguyken neden kendin için bu kadar karmaşık hale getiriyorsun? .... bir çiçeğin açması, bir bebeğin doğması, bir kuşun uçması... tüm bunlar basit bir makinenin çalışma prensibiyken, neden dünyayı, hayatı olduğundan daha değerli daha manalı daha derin bir hale getirmeye çalışıyorsun? üzüldüğünde, düşündüğünde, bazen çıldıracak gibi olduğunda, ağladığında, kendimi kahrettiğinde tüm bunların o kuşların uçabilitesi üzerinde bir etkisi olacağını mı düşünüyorsun? sen üzülmeye devam etsen de insanlar ölmeye devam edecekler. sen tüm bu normallik ve basitliğe bir anlam katmaya çalıştığında birileri korkunç bir hastalığa yakalanmış olacak... sen ağlarken bir yerde yeni bir bebek doğuyor olacak. tüm bunlar üzerinde hiç bir etkin yokken neden yaşadığın hayatta başına gelebilecek şeyleri kontrol etme güdüsünü bu kadar fazla ve hatta abartılı hissediyorsun? ... tam bir gerizekalısın. ama aynı zamanda da fazla akıllı.

hayatı yanlış yaşıyor ve manasız korkuların çevresinde şekilleniyorsun. tehlikeden ve zarar görmekten neden bu kadar korkuyorsun?..."
292 /