sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

3 /
hakiki tosun paşa benim hakiki tosun paşa benim
birini arıyorum..

uğrunda hayatımı tüketecek,gözlerinin ışığında umutlarımı yıkayacağım birini..

biliyorum..hayalden öteye geçmez bu,çünkü insanlar öyle bir hale gelmiş ki çıkar uğruna yapmayacakları şey yok.

beni sırf ben olduğum için seven,makamımın veya paramın peşinde olmayan birini bulmak istiyorum..

yemin olsun, kana kana seveceğim seni güzel insan..
ciginburak ciginburak
garip milletiz vesselam, değişen takvim yapraklarıyla, her gün farklı bir kimliğe bürünebiliyoruz. dün herkes azeriydi, bugün herkes deniz... yarın erbakan, özal, menderes ondan sonraki gün çatlı, türkeş...
o yüzdendir ki, kimin bir damla emeği varsa ülke üzerinde hepsine selam olsun.
virgo mujer virgo mujer
tam bir yıl önce bu saatlerde yeni uyanmıştım muhtemelen. kahvaltımı yapmak için hazırlanıyodum belki de şu dakikalarda. akşamında olacaklardan bihaber bi şekilde kendi halimde takıldığım bir cumartesi günüydü. o zamanlar saçlarım çok kısaydı. ne bileyim aklım fikrim bütün olan bitenin ne kadar anlamsız olduğuyla etrafımdakilerin garipliğiyle doluydu.hem o zamanlar sıkıldığımda varlığına arkasına saklandığım hiç terketmeyecek dost sevgili dediğim sigaram vardı. canım sıkıldığında mutsuz olduğumda sevinçli olduğumda her türlü ruh halimdeyken tek yoldaşım oydu. sesini duyduğumda ayaklarımın yerden kesildiği gözlerine saatlerce bakıp huzurla dolmak istediğim birileri yoktu o zaman daha. daha bir sekiz dokuz saat daha beklemek gerekiyormuş meğersem. beklediğimden bile haberim olmadan beklemişim. gülmüşüm konuşmuşum şakalaşmışım giyinmişim hazırlanmışım ve cidden yaşadığımı hissettirecek aşkımın yanına gitmişim o gün kendi ellerimle. o gündür bu gündür de leylayım işte ne diyeyim. 3 mart kimisi için kötü kimisi için iyi kimisi için sıradan kendi halinde bir gün. ama benim için anlamını önemini şuraya 10 sayfa yazsam da anlatmaya yetmez.
şöyle bir şey düşünün. bir yolda gidiyorsunuz. yokuşlu inişli çukur tümsek dar geniş garip bir yol. ama hava sisli ve karanlık. attığınız her adımda elinizden tutacak kimseniz yok. tek başınıza bir kaç adım sonrasının ne olacağını kestiremeden savunmasız yapayalnız yürüyorsunuz. sonra bir gün birisi geliyor. bütün sisi dağıtıveriyor bir anda. her yer netleşiyor önce. sonra karanlık da gidiyor. yerini apaydınlık bir "güneş" alıyor. yollar güzelleşiyor. elinizden tutan "güneş" daha önce farkedemediğiniz bir sürü güzel şeyi gösteriyor size her geçen gün. siz de bu "güneş"in gelişi için her gün allaha şükretmez miydiniz? ya da bu güneş tam da 3 martta ısıtmaya başladıysa sizi, sizin için de ikinci doğumgünüymüş gibi olmaz mıydı 3 mart.
söyleceklerim mi? daha bitmedi. bitmez de. anlatmaya bir başlasam sonu gelmez çünkü. son bir yılda bana yaşattığı her şey ama her şey için milyonlarca kez teşekkür etsem az gelecek bir sevgilim var ve şu an uyuyor. daha uyanmadı. birazdan uyanır. odanın içi de aydınlanır.

söylemek istediğim tek bir şey var. seviyorum... ama bunu çok sevdiğim bir şiir çok daha güzel demiş:

desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
sende tattım yemişlerin cümlesini.
desem ki sen benim için,
hava kadar lazım,
ekmek kadar mübarek,
su gibi aziz bir şeysin;
nimettensin, nimettensin!
desem ki...
inan bana sevgilim inan,
evimde şenliksin, bahçemde bahar;
ve soframda en eski şarap.
ben sende yaşıyorum,
sen bende hüküm sürmektesin.
bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
günlerden sonra bir gün,
şayet sesimi farkedemezsen,
rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
bil ki ölmüşüm.
fakat yine üzülme, müsterih ol;
kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
ve neden sonra
tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
hatırla ki mahşer günüdür
ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
apis mellifera apis mellifera
bazen hakkaten ''yarak afadersin''dir. lakin karşınızdaki patronunuzsa kilit vuruyorsunuz ağzınıza.

yumuşak kapsül üreten bir firmada çalışıyorum. kalite kontrol sorumlusuyum. makina çok hassas. ortamın sıcaklığı, nemi, hava sirkülasyonu ve içerideki insan sayısına bağlı makina sapıtıyor. 2 tane kocaman rulo var, jelatin film şeklinde ona sarılıyor ve kurutucu tamburdan dolanarak hafif kuruduktan sonra içine balık yağı basıyor.

lakin, jelatini basan 2 tane pirinç tank var. pirinç tankların sağında solunda ve ortasında vanalar var. bu film kalınlığını belirliyor. 0lması gereken 0,70 mm. daha ince olursa yağ içine basıldığında o taraf daha ince olduğu için orda toplanıyor ve şişkinlik yapıyor. bazen orta daha kalın sürülüyor ve yanlar daha ince kalıyor. dolayısıyla, sağ ve sol tarafı şişkin, üst tarafı incelerek giden, taşaklı kapsüllerimiz oluyor. tabiki bunları fireye ayırıyoruz. tam yine bu işlemi yaparken patronum geldi içeri. baktı, bunları neden ayırıyorsunuz dedi. şekilleri bozuk dedim, imalı gözlerle bakarak. neyi var dedi. ne diyeceğimi bilemedim. bildiğin taşaklı lan bunlar dicektim. yuttum. atmayın bunları da koyun dedi. müşteriyi bi düşünsenize, adam alıyor eline yumuşak kapsülü bildiğin erkek cinsel organı. ne var lan bunun içinde demez mi adam. inanır mı balık yağı olduğuna. neyse, sustum tabi bişey demedim. koyamam bunları olmaz dedim. aldı eline evirdi, çevirdi, bunları bana verin dedi.

şimdi kendisi için biriktiriyoruz minik pipileri.

hey allahım.
akçabardak akçabardak
fiziksel olarak mesafe sorun değil olsa olsa bahanedir; iş ki rahmetli üstad neşet ertaş'ın söylediği gönülden gönüle giden görünmez yolun mesafesi uzun olmasın
hakiki tosun paşa benim hakiki tosun paşa benim
merhaba teyzemin oğlu..

bugün senin doğumgünün.. hatırlıyormusun? aramızda 1 yaş olmasına rağmen her doğum gününde aynı sayıda mum diktirirdik pastamıza küçükken..

sonra birden bire senin ağrıların olmaya başladı.. bana hep denildi ki " biraz üşütmüş, ondan doktora götürüyoruz."

yürüyememeye başladın sonraları.. toprakta oyunlar oynarken teyzem seni ordan oraya götürüyordu. o zaman öğrenmiştim kas erimesinin ne demek olduğunu. sana söylemedim o zamanlar ama ben o vakit senden 1 yaş daha büyüdüm çünkü artık senin de elin,kolun,ayağındım.. artık kendime aldığım ne varsa senin için de 1 fazlasını alıp "baban yolladı" bunu diyordum.

sonraları tekerlikli sandalye girdi aramıza. maçlara beraber gitmeye başladık. mahalle takımlarını yenerken ben hepsenin dediğin yerde oynar senin dediğin şekil top sürürdüm. çünkü bana söylenmişti artık büyük olduğum için.. " ihsan'ın istediği her şeyi yap,çok yaşamayacak.." işte ben bundan ötürü her gol sonrası sana koşar ve sarılıp çığlık çığlığa bağırırdım.

geceleri gizli gizli yastığa döktüğüm göz yaşlarını saymazsak...

yıllar su gibi geçti, sen gözümün önünde erimeye başladın, yatağa düştün. ben yine yılmadım. seni kaldırabiliyordum artık, kucağıma aldığım vakit seni, bize engel falan kalmıyordu nasılsa.. senin yön,benim ise fonksiyon tuşlarını kullanarak oynadığımız maçların tadını şimdilerde hiçbir şeyden almıyorum biliyormusun?
hele ki beşiktaş ile turnuvalarda kısıtlı kadromuzla şampiyon olduğumuzda döktüğümüz gözyaşının tarifi yok.. bilgin olsun,finalde bize kök söktüren maldini futblu bıraktı..

bugün senin doğum günün.. şimdi burda olsan, yine mumları eşitler kutlardık bu güzel günü.. ama yoksun.. biliyormusun? hastanede son nefesini vermeden önce nefes nefese okuldan çıkıp koşarak yanına gelip sana " okulda golü attım,turnuvanın şampiyonu biziz" dedim ya, aslında ne maça çıktım,ne de gol attım. hayatın bize atacağı son golü göğüslemek için gözyaşlarımı tüketmiştim sıralarda..

kulağıma son söylediğin şey " beni unutma " oldu. bak unutmadım seni.. ben sözümü tuttum. umarım sen de sözünü tutup cennette o topun peşinden özgürce koşuyorsundur...
konuyu bilmiyosun konuyu bilmiyosun
ahların ahı, kahr-ı zaman.
yürek sükut eder dile, dil derman arar.
taşlar sükun olmuş, kalbe derman sorar.
ey şah-ı figan, verdiğin bu lütuf yüreğe hançer olur
hakka olur mu sorgu sual, sorgu sual.

kısacası, çok konuşmayın diyorum burada. bir konuşmayın amk!
3 /