sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

373 /
seniburdakimseduyamazbebek seniburdakimseduyamazbebek
öyle bıkkın bir dönemindeyim ki hayatın, ne kimseyi tanıyasam var ne flört evrelerine tahammülüm. istiyorum ki her şey hazır olsun, koca da dahil, beni düğüne çağırsınlar ve her şey sabah uyandığımda düzene girmiş olsun. hayatıma birini almak yapayalnız bir hayat sürmekten daha zor hale geldi.
orka orka
her yazdığım platformda takip ediliyorum facebook üzerinden yaptığım siyasi paylaşımlar canlarını sıkıyor biz ergenokon süreçlerinden biliyoruz yapılan kara propagandaları derin devlet baskısını yazdığım şeyler yine çıkacak satmışsın ülkeyi
rose whisper rose whisper
her zamanki gibi ders çalışmam gerekiyor. her zamanki gibi çalışamıyorum. ve bu yüzden içim çok sıkılıyor. ömrüm iradesizliğime karşı savaş vermekle geçiyor. ruhum çok yorgun. sanki hayatın geri kalanı için harcamam gereken tüm sabrı ve enerjiyi bu evrede tükettim gibi. yakmak istiyorum okulu, her şeyi.
hoayda hoayda
aklıma estikçe bir kıraathane önüne gider tabureye usulca oturup çayımı söyledikten sonra avımı beklerim. aradan çok zaman geçmeden yanıma illaki hangi kurumdan olduğu fark etmeksizin bir emekli oturur. yanıma bir emekli oturması ile çayın gelmesi aynı ana denk gelir nedense bunu hiç sorgulamadım ama serçe ve baş parmaklarım ile geleneksel tasarım çay tabağından tutarken; işaret ve orta parmağımdaki sigara ile beraber yüzük parmağımı da birleştirir bardağın altlığa tam ortalanmasını sağlarım. bunu kimse fark etmez zaten.

velhasıl gömlek cebine odaklanırım yanımdaki dedenin. onun da çayı gelmiş olur. samsun 216 ya da tabakadan çıkaracağı sarmayı görür görmez oflayıp poflamaya başlarım gittikçe artan bir yakarış ile. sonunda dayanamaz ve sorar o yüce bilge: "n'oldu yeğen yauv? neyin var?". ben de: "beni bırak dayı sen benden daha dertli gibi görünüyorsun" ya da ailemden dem vuran bir şekilde iki üç cümle girizgah yaptıktan sonra topu ona bırakırım. çünkü bilirim ki; her emeklinin çocukları ile anlaşamadığı, yakınacağı bir durum vardır illaki. günümün bir demlik diye adlandırdığım o zamanı hiç tanımadığım birinin derdine ortak olup, en nihayetinde de çayların ısmarlanması ile biter.

sadece çay ısmarlamaya programlanmış dertli ve emekli cenahtan henüz uludağ sarı gazoz içemedim ama olsun. aslında çoğunun aradaki samimiyet bağları ve güven duygusu, söz konusu dertler üzerine kurulduğunda, tuşlu telefonlarındaki rehberlerini bir şekilde düzenletmeleri hiç değilse bir sade sodayı hak ettirir ama olsun.

siyasi görüşleri, tuttukları takım ya da muhafazakarlık seviyeleri bir yana; insan bunları bilmediği zaman herkesi ve her şeyi sevebilecek konuma geliyor. insanları, onları yargılayabileceğimiz olgularını bilmediğimiz zaman daha bir iyi anlıyor, empati kurabiliyoruz vesselam.

anneeğ bittieağ
prometheus maximus prometheus maximus
yalnızlık, kalabalık, kapkaranlık bir evde göz alan bir parlaklıkla beynine işleyen ışığıyla dijital saat... duvar saati... tik tak, tik tak, tik tak... zamanın akışını her an hatırlatan her şey. modern yaşamın en ciddi sorunu zamanın gerisinde kalmamak için atılan her adım. zamanı kovalıyoruz ve bu kovalamaca içerisinde hızla akıp giden zaman hep bir adım önde.

kocaman bir saatin içerisine hapsolmuş şekilde akrep, yelkovan ve her geçen saniye yapılacaklar planlanmak zorunda olması ama 24 saatin yapılması gerekenleri düşündükçe çok az gelmesi. sevgilisine deli gibi aşık birine yeter mi sınırlı saatler ya da kanser yatağında yatan birinin ömrünü bir saniye daha uzatmak için elinden geleni yapmaya çalışanlar için... zaman hepimizin peşinde. anne karnındaki bebeğin düşmanı zaman. 65 yaşında bütün kaslarının ağrısından bezmiş bir çobanın da düşmanı. zamanı durdurmak gerek. tam o an!

yeni doğum yapmış bir annenin bebesini ilk emzirdiği an mesela. sevgilinin nemli dudaklarını hissettiğin an. hastalıklardan öncesini mesela...
4
simone cecile simone cecile
hayatım boyunca karmaya inandım.o yüzden kimseye ilişmeden yaşamayı tercih ettim.çalma kapını çalarlar kapını.
hatta o kadar kodladım ki kendimi mutlu olma çok kaptırma nasılsa biter herşey diye.bu çok kodlayışımdan mı yoksa kendini gerçeklestiren kehanetleri mi yaşadım bilmiyorum ama hep öyle oldu.bitmiycek gibi olunca da ben bitirdim ki nasılsa bitecek diye.
neden ve nicin bunu yapıyorum bilmiyorum.
kimseye bulasmadan sakın huzurlu yaşamak isterken hep kaosun ortasında nasıl kalmayı beceriyorum onu da bilmiyorum.
bitti.
quid ad aeternum quid ad aeternum
birisiyle konuşurken ona herhangi bir konu hakkında bilgisiz olduğunu hissettirmekten sapıkça bir zevk alıyorum. örneğin bir kelimenin etimolojik kökeninden ya da küresel ısınmada kullanılan iklim modellemelerinden bahsederken karşımdakinin yüzünde beliren ifade için konuşuyorum sanırım insanlarla.
insanın içinde yeterince yaşama isteği yoksa dünya ve içindeki her şey vakit geçirmek için birer oyuna/oyuncağa dönüşüyor. söz gelimi seks, sosyalleşmek, inanç, aşk, para hepsi abesle iştigal şeyler aslında. ve hayat karşısında yeterince hırslı değilseniz çok dikkat çekmiyorsunuz toplum içinde.
bon iver bence dünyadaki en güzel şarkıcıdır. bir pazar günü ikindi üzeri evde bira içip hayat üzerine düşünürken dinlenilecek şarkı yapan kaç tane daha grup vardır ki? varsa eğer önerilerinize açığım. gerçi burayı kimsenin okuduğunu zannetmiyorum ama, neyse.
düzenli olarak izlediğim bir porno var. o kadar fazla izledim ki her sahnesini ezbere biliyorum. o porno hayata ve geleceğe dair bazı beklentilerimden izler taşıyor diye bu kadar özel belki de benim için. filmdeki kadın hemşire rolü oynuyor ama öyle fantezi gibi değil. hemşire formasını giyip işe gitmek üzere hazırlanıyor sadece. erkek arkadaşı 'ben de hastayım benimle ilgilen' minvalinde bir şeyler söylüyor ve derken sevişmeye başlıyorlar. hemşire bir sevgilim vardı 3 yıl kadar önce, bu sahneler çok tanıdık geliyor. düzenli bir hayata özlem duyuyorum sanırım. anlarsınız ya; düzenli seks, müşterek ev işleri ve genel olarak can sıkıntısı.
gelecek için plan yapmayı 2 yıl kadar önce bıraktım. kendime kısa vadeli hedefler koyuyorum artık. en fazla 1 yıl sonrası için hedefler. atanmak şu an bunların ilki. atanamazsam ne yapacağım bilmiyorum. eskiden sık sık intiharı düşünür ve hemen vazgeçerdim. şimdi de düşünüyorum ve rahatlatıcı bir düşünce aslında. belki de intihar ederim.
bazen param olunca, yani ihtiyaçlarımı karşılayacak kadarından fazla param olunca mesela maaş alınca bu parayla ne yapacağımı bilmiyorum. bir ay boyunca o günü beklersiniz ve o gün gelince ne kadar da önemsiz olduğunu anlarsınız ya işte hep öyle hissediyorum. kendimi yeterince iyi ifade edemiyorum sanırım. aşk da böyle bir şey. para ve aşk üzerine çok düşündüm. para meselesini marksist ekonomi politik teorisi ile çözdüm gerçi de aşk hala bilinmez bir saçmalık benim için.
inancım gittikçe zayıflıyor. son iki yıldır ramazanda içki içiyorum. bundan 10 yıl önce böyle bir insan olacağımı hiç düşünmezdim. şu anki halimden şikayetçi değilim ama. bunları okuyan biri olursa bana bir ses eder mi acaba?
373 /