sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

383 /
home is where the heart is home is where the heart is
dün gece yine rüyamda gördüm. yine "ben ölmedim" diyor. "öyleyse neden yanımda yoksun baba" diyemiyorum. acı bir tebessümle yanıt veriyorum. sanki onun hayatta olmadığını ondan saklıyorum.
gittiğin gün doğan çocuklar yarın 17 yaşına giriyorlar ama sen hep aynı yaştasın ve ben çok özledim.
lucifer morningstar lucifer morningstar
aile kavramını çok sorguluyorum bu aralar. aile nedir? kafamda hep bu soru var. ailemin yanında kendimi huzurlu ve güvende hissetmeliyim değil mi? peki neden ben kafese kapatılmış gibi hissediyorum? yahu kan bağımın olmadığı kişilerin yanında daha güvende hissediyorum. bu işte bir tuhaflık varmış gibime geliyor. kafamdaki aile kavramı ile sahip olduğum aile sürekli çatışma halinde. en üzücü kısım beni olduğum gibi kabullenmek yerine eleştiri yağmuruna tutmaları ve aileden olmalarına güvenerek ağızlarına geleni söylemeleri. farkında değiller ama benim de bir kalbim var ve kırılıyor. hahaha. hayat çok re re rö.
şahsına münhasır şahsına münhasır
bir keresinde çok aceleci davranıp her şeyi berbat ettim. aslında ben hep aceleci davranırım. mesela bugün geçmişe dönük bir sabırsızlığın bedelini ödüyorum. keşke başka türlü davransaydım demekten alıkoyamıyorum kendimi. geç kalmışlık hissi mi beni buna itti yoksa doymak için mi bu kadar sabırsızdım? şu an hem açlık duyuyorum hem iştahsızlıkla uğraşıyorum. akıllandım tabii, sabırlı davranmayı öğreniyorum. öğrenmiyorum aslında, iştahsız olduğumu söylemek daha doğru. hiçbir şey için acele etmiyorum, kaygılarım eskisi gibi fakat öyle uzun yaslar tutmadan boş veriyorum. içerliyorum yine insanlara; bir müddet kendimi pislik gibi hissediyorum. çok geçmeden toparlanıyorum, bu toparlanma beni bir müddet sıhhatli kılıyor. kendime yettiğim zamanlar, kendimle vakit geçiremez oluyorum. bunu da alçakça buluyor, insanlardan olabildiğince uzaklaşıyorum. hayır fiziki bir uzaklaşma değil bu, ruhani, manen.
eskiye göre çok iyiyim, yani insanlar öyle söylüyor; insani yanlarım gelişiyormuş. yabaniliği atmışım üzerimden, şimdi biraz daha insan içine çıkılabilecek kıvama gelmişim. hala eğreti yanlarım var, acemilik çekiyorum. acemiliği içkiyle savuşturmaya çok alıştım bu aralar. masada yabancı biri mi var? hemen fondip. gelsin kelebekler. hayır hep söylerim, benim içimde kelebekler var diye de mizaha alışık değil bizim millet. esasen sert mizaçla yapılan espriyi anlamada güçlük çekiyorlar. halbuki en kıymetlisini yapıyorum, yine de gülmüyorlar, aslında gülüyorlar ama biraz geç geliyor gülmeleri. "her şakanın altında bir gerçek yatar." sözünü benimsemiş bir milletten beklenmeyen bir ciddiyet bu.
neyse, sizin alınız al, morunuz mor.
veremem sana acımı veremem sana acımı
etrafınıza iyi bakın. maskelerin altındaki yüzleri yer çekimine yenik insanlar görürsünüz. neden bu memnuniyetsizlik hali? neden sahip olduklarımızla yetinemiyoruz? hep daha fazlası, hep bir sonrası, hep bilinmeyene olan merak ve ilgi. süreç için yaşıyoruz. sonuca ulaştık mı gelsin bir yenisi. tamahkâr, sıkılgan ve şükürsüzüz. her yeni günde eksilen o kadar çok şey var ki insanlığımızdan, farkedemiyoruz. sorular bitmiyor. neden doğru yolu seçemedim, nerede yanlış yaptım, kaçmakla kendime en büyük kötülüğü mü ettim, ardımda bıraktıklarımla kim bilir neleri kaçırdım ve tekrar o eski günlere dönebilsem diye hayıflanmasak, ayılabilsek keşke.
383 /