sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

383 /
yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz
trafikte araba kullanmaya ilk başladığında, yolda ilerlerken ya da kırmızı ışıktan yola devam edeceğin zaman araba birden stop eder acemilikten. o zaman insanların eli ayağı dolaşır, anı kurtarmak bu sefer biraz daha zorlaşır. benim hiç dolaşmadı hemen soğukkanlılıkla toparlamaya çalışıp yola devam ettim her seferinde. hayatım da böyle.. ben seyir halindeyken birden stop ediyor. ve ben yine aynı soğukkanlılıkla ve alelacele yola atılmaya çalışıyorum. belki bir nefes alsam daha iyi olacak ama yolda olmayı şiar edinmişim. gelmişim bu yaşa hala niye stop ediyor bu hayat diye soruyorum bazen. ama cevap çok net bende. söz konusu kişi sensen 30 unda da 50 inde de hatta 70 inde bile hayat sana oyun oynayabilir.
home is where the heart is home is where the heart is
dün gece yine rüyamda gördüm. yine "ben ölmedim" diyor. "öyleyse neden yanımda yoksun baba" diyemiyorum. acı bir tebessümle yanıt veriyorum. sanki onun hayatta olmadığını ondan saklıyorum.
gittiğin gün doğan çocuklar yarın 17 yaşına giriyorlar ama sen hep aynı yaştasın ve ben çok özledim.
lucifer morningstar lucifer morningstar
aile kavramını çok sorguluyorum bu aralar. aile nedir? kafamda hep bu soru var. ailemin yanında kendimi huzurlu ve güvende hissetmeliyim değil mi? peki neden ben kafese kapatılmış gibi hissediyorum? yahu kan bağımın olmadığı kişilerin yanında daha güvende hissediyorum. bu işte bir tuhaflık varmış gibime geliyor. kafamdaki aile kavramı ile sahip olduğum aile sürekli çatışma halinde. en üzücü kısım beni olduğum gibi kabullenmek yerine eleştiri yağmuruna tutmaları ve aileden olmalarına güvenerek ağızlarına geleni söylemeleri. farkında değiller ama benim de bir kalbim var ve kırılıyor. hahaha. hayat çok re re rö.
şahsına münhasır şahsına münhasır
bir keresinde çok aceleci davranıp her şeyi berbat ettim. aslında ben hep aceleci davranırım. mesela bugün geçmişe dönük bir sabırsızlığın bedelini ödüyorum. keşke başka türlü davransaydım demekten alıkoyamıyorum kendimi. geç kalmışlık hissi mi beni buna itti yoksa doymak için mi bu kadar sabırsızdım? şu an hem açlık duyuyorum hem iştahsızlıkla uğraşıyorum. akıllandım tabii, sabırlı davranmayı öğreniyorum. öğrenmiyorum aslında, iştahsız olduğumu söylemek daha doğru. hiçbir şey için acele etmiyorum, kaygılarım eskisi gibi fakat öyle uzun yaslar tutmadan boş veriyorum. içerliyorum yine insanlara; bir müddet kendimi pislik gibi hissediyorum. çok geçmeden toparlanıyorum, bu toparlanma beni bir müddet sıhhatli kılıyor. kendime yettiğim zamanlar, kendimle vakit geçiremez oluyorum. bunu da alçakça buluyor, insanlardan olabildiğince uzaklaşıyorum. hayır fiziki bir uzaklaşma değil bu, ruhani, manen.
eskiye göre çok iyiyim, yani insanlar öyle söylüyor; insani yanlarım gelişiyormuş. yabaniliği atmışım üzerimden, şimdi biraz daha insan içine çıkılabilecek kıvama gelmişim. hala eğreti yanlarım var, acemilik çekiyorum. acemiliği içkiyle savuşturmaya çok alıştım bu aralar. masada yabancı biri mi var? hemen fondip. gelsin kelebekler. hayır hep söylerim, benim içimde kelebekler var diye de mizaha alışık değil bizim millet. esasen sert mizaçla yapılan espriyi anlamada güçlük çekiyorlar. halbuki en kıymetlisini yapıyorum, yine de gülmüyorlar, aslında gülüyorlar ama biraz geç geliyor gülmeleri. "her şakanın altında bir gerçek yatar." sözünü benimsemiş bir milletten beklenmeyen bir ciddiyet bu.
neyse, sizin alınız al, morunuz mor.
veremem sana acımı veremem sana acımı
etrafınıza iyi bakın. maskelerin altındaki yüzleri yer çekimine yenik insanlar görürsünüz. neden bu memnuniyetsizlik hali? neden sahip olduklarımızla yetinemiyoruz? hep daha fazlası, hep bir sonrası, hep bilinmeyene olan merak ve ilgi. süreç için yaşıyoruz. sonuca ulaştık mı gelsin bir yenisi. tamahkâr, sıkılgan ve şükürsüzüz. her yeni günde eksilen o kadar çok şey var ki insanlığımızdan, farkedemiyoruz. sorular bitmiyor. neden doğru yolu seçemedim, nerede yanlış yaptım, kaçmakla kendime en büyük kötülüğü mü ettim, ardımda bıraktıklarımla kim bilir neleri kaçırdım ve tekrar o eski günlere dönebilsem diye hayıflanmasak, ayılabilsek keşke.
veremem sana acımı veremem sana acımı
özcan alper'in şahane filmi sonbahar'da serkan keskin'in oynadığı karakter bir sahnede öyle tatlı bir şekilde tuhaf bir tebessümle "dalağuni sikeyum" diyor ya hani, bazı dangalaklara da aynı küfürü söylemek istiyorum. sonra vazgeçiyorum. insan insanın dalağını siker mi? insan insanın kafasını sikiyor gerçi ama dalağı da es geçmeli. dangalaklık etmemeli. salon beyefendisi çizgimizden şaşmayalım. onlar birbirinin kopyası terli ve leş karelerini paylaşıp iki kelam etmekten aciz montofonlar olmaya devam etsin. biz görmezden gelelim.
kullanıcıcadı kullanıcıcadı
doldum yine baktım annemle konuşmuyoruz sözlüğe yazayım dedim.
en küçük kız kardeşim liseye geçti. lgs ve bursluluk sınavına girdi 1 gün arayla. lgs kötü geçmiş ve 370+ puan almıştı ortalamasına göre yaptık tercihleri, bugün açıklandı. eskiden aöl olan şimdiyse anadolu lisesine çevrilen bir okula yerleşti. izmir kızdı hedefi, moraller bozuk tabi, biz ise bu boktan sistemin içinde iyi bir okul olduğu için seviniyoruz.
bursluluk sınavının iyi geçtiğini 85 net yaptığını söyledi. heyecanla onun sonuçlarını bekliyor, hedef para biriktirip kamera almak, annemler almıyolar çünkü.
geçen yıl da girmişti 430+ puanla kazanamadı.
bu sene o kadar emin ki kendinden kamera bakmaya başladı daha sonuçlar açıklanmadan.
5i geçerken sonuçlar açıklandı elleri titredi bakamadı ben baktım 451 puan almış ama kazanamamış. diğer çocuk kontenjanında taban puan 438.
sinirleri bozuldu ağlamaya başladı ama kamera alamayacağı için değil, haksızlığa uğradığı için.
keşke 350-400 puan alsaydım en azından olmadı der geçerdim ama şuan kazandim ve vermiyolar dedi.
küs olduğum annemle göz göze geldik, boşver seneye girersin hem bak aldığın puana kendini geçen yıla göre geliştirmişsin v.s saçma sapan bahanelerle avutmaya çalıştık.
siyasi bir söylem yapmadık, yapmayız da çünkü. annem kapalı, babam tam bir karadeniz erkeği ama herkesin düşüncesine saygılı insanlardır. kimseyi etkilemezler, baskı kurmazlar. kardeşim bi anda rteye saymaya başladı. bu zamana kadar ağzından kötü birşey duymadığımız için şaşırdık tabi.
kardeşimin ağlaması durdu şimdi odasında, bu giriyi yazmadan önce de ablamla konuştum.
öğretmen çocukları barajını söyledi buraya da ekleyeceğim tüm barajları.
ister istemez sinirlendim, başimdan geçen olayı anlattım

2013te üniye başladım, kykya başvurdum ablamla aynı dönemde üni okuduğumuz için herkes sana geri ödemesiz çıkacak demişti.
sonuçlar açıklandığında sınıftan bir arkadaşimın evinde şarap içiyoduk annem aradı bak da haber ver diye. geri ödemeli çıkmıştı, 5 yıl aldım şuan 28 bin borcum var ve okulum bitmedi, semihe dedim ki sen de bak ona geri ödemesiz burs çıktı.
ilk bursuyla da torbacısından toplu mal almıştı.
şimdi sözlük; adalet nerede?
öğretmen çocuğu diye semihe ot parasını veren devletin adaleti nerede?
baraji geçip sırf öğretmen çocuğu değil diye bursunu alamayan kardeşimin gözyaşinda mı adalet?
zihniyetinizin allah belanızı versin.






rose whisper rose whisper
bi çocuğun başka bi çocuğa bullying uyguladığını görmek ama yapacak bişeyin olmaması üzücü.

bullying yapan da özünde kötü bi çocuk değil ama annesi o kadar rezil ki çocuğun böyle olmaktan başka bi seçeneği yok. öyle bi anneyle büyüyen bi çocuk kendinden naif birine sevecen davranmayı öğrenemez.

iki cilve yapıyor, bakım yapıyor diye evlenmeyin şöyle canavardan evrimleşmiş insanlarla ki çocuk yapamasınlar. erkekler de kadınlar da çok körler, seçim yaparlarken.

bu canavar bozmaları çocuk yaptıkça potansiyeli olan insanlar hayattan soğuyor, elini eteğini çekiyor onların çocukları yüzünden.
383 /