sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

394 /
albia albia
her geçen zamanda bir ben daha çıkıyor karşıma..tam buyum diyemiyorum.
zamanla değişiyorum, keskin köşelerden eser kalmıyor karakterimde..
misal daha yeni bir benle tanıştım bir tartışma sırasında..normalde belki de çok yüksekten sinirlenip, epey tepki vereceğim bir şeyde gram bir şey hissetmedim..ne ara bu ka duyarsızlaştım bilmiyorum ama kendimi taştan bir yürek taşıyormuş gibi hissediyorum..

bu dünyada ölüm diye bir şeye tanık oldum..şimdi yaşadıklarımın hepsi saçmalıkalrdan ibaret..belki de bundandır.
is difficult to say is difficult to say
sanıyorum iki sözlükte de anonimliğimi yitirdim. nicklerimi bilen arkadaşlarım ya da zaman içinde sözlük içinde konuştuğum tanıştığım insanların bilmesi değil konu. erkek arkadaşımın bunu bilip benden habersiz beni anahtar deliğinden gözetliyormuşçasına izlediğini düşünmem. yaklaşık bir-iki aydır bu konuyu düşünüyorum ve o kadar canım sıkılıyor ki kafamdan defetmeye çalışıyorum. iş, eğitim evet her dakika aynı şehirde bir arada değiliz ama bu mu yolu?

üniversite yıllarında bilgisayarda çalışırken altta görev çubuğunda açık olan vakit geçirdiğim bir mecra burası. her şey yok belki içinde ama bir şeyler var işte bana ait. kimsenin derdini dinlemek istemediğim, anlatmak da istemediğim zamanlarda yazdığım. kendi kendime konuştuğum yani.

üniversitede bir arkadaşım vardı okulda her gün gördüğüm adam, samimi arkadaşım. birgün bir konu ile ilgili bir şey danıştı bize. akşamına sözlükteyken duyurular bölümünde tıpatıp aynı şeyi gördüm. o kadar spesifik ki zaten başkası olamazdı. birkaç giri okudum o mu diye yetti zaten anladım. hemen mesaj attım ifşa ettim kendimi. samimi arkadaşım fakat özelimi de bilmez hani, buna rağmen yaptım. birgün merakıma yenilip okuyabilirdim. rahatsız oldum hatta irrite oldum. ondan habersiz yakışmazdı hani.

ne ki yani basit bir hayatı olan basit bir insanın yazdığı basit şeyler. anam, babam okusa da rahatsız olmam sevgilim okusa da fakat gözetlenerek olmaz. çünkü bu bir paranoya. ileride neye dönüşeceğini bilmediğim bir paranoya hem de.

abartıyor muyum diye düşünüyorum bazen ama çok üzülüyorum bu duruma. lanet olasıca kalbim kırılıyor. bugüne kadar kimsenin hiçbir şeyine izni olmadan açıp bakmadım. annemin tuvalet masasının birinci çekmecesinde olduğunu bildiğim günlüğü dahil. kardeşim de okumaz. bilir ! ondan orada apaçık duruyor zaten.

bu konunun güvensizlikle açıklanır hiçbir tarafı yok. ha sorsa söyler miydim? hayır söylemezdim bu benim tercihim onunkini de bilmek istemezdim ama. bir şekilde öğrendim deseydi de hakikaten mutlu olurdum. onunla ilgili hislerimi perçinlemiş olurdu, ki onu zaten çok seviyorum. eğer bana okunduğumu söylemezse bu işe bir çare düşünücem. her şeyden sıkıldım, izmir'den de. defolup gidemiyorum da tezim var. ama nasıl gitmek istiyorum nasıl ! doğduğum büyüdüğüm şehirden gitmek istiyorum. yoğunlaşmam gereken şeyler var benim bunları düşünmemem lazım. neyse yine yarın başka bir insan gibi uyanır hocamın yanına giderim manyaklar gibi çalışırız. başkasını bilmem ama beni bilim kurtaracak.
1
the red queen the red queen
niye herkes bana hasta acaba? bugün yeni kontrat yaptım, ev sahibi kadın beni çok sevdi. yazlığına davet etti, yenilik yapmak istersem çekinmeden söylememi ifade etti filan. hep böyle ama. önceki evlerde de iki kere düşünmeden kiralayıp benzer tavra girmişlerdi. ki bu sadece bu konu. bunları niye söyledim bilmiyorum açıkçası.
toshiro toshiro
müthiş derecede tembel ve ağlak bir milletiz. çözüm üretmeyi değil, ağlamayı, mağdur edebiyatı yapmayı, kınamayı vb. seviyoruz. hani bunları dinci, islamcı kesimi değil, en aydınından en cahiline kadar toplumun çok büyük kısmını baz alarak söylüyorum. gözümüzün önündeki çözümleri elimizin tersiyle itmemizin sebeplerini de ilk cümlemde yazdım; ya işimize gelmiyor, üşengeçliğimize denk geliyor, "amaan şimdi kim uğraşacak onunla" tarafımız ağır basıyor ya da "tam bir kaybedenim yieaa, mutluluk ve huzur bize çok uzak yeiaaa" edebiyatı yapmak daha kolay geliyor.

bunun örnekleri için çok uzağa gitmeye gerek yok he, instela'ya bakın mesela. bundan 2-3 hafta önce (ve hala devam eden) kaz dağları'ndaki ağaç kıyımı için yüzlerce kınama ve utanç dolu mesajlar atıldı, boncuk boncuk terlendi, boşanıldı ve rahatlandı. dün sözlükte instela sözlük fidan challenge diye bir başlık açıldı ama bağış yapan sadece 3-5 kişi. ha ben de bağış yapmadım, bu noktada benim paranoyaklığım devreye giriyor. güven problemim var. bağış yaptığım 10-15 tl gerçekten fidan dikimi için mi harcanacak bundan emin değilim, güvenemiyorum. bunun yerine (tabi bu fikir bugün aklıma gelmedi) oturduğum apartmanın avuç kadar bahçesine kiraz ağacı dikmeyi düşünüyorum 1-2 hafta içerisinde. ha belki herkes öyle yapıyordur nerden biliyorsun diyecem de kendi kendime, eğer öyle olmuş olsaydı instela, fidan fotoğrafından geçilmezdi.

bir de bu kınama mesajlarında unutmadık, unutmayacağız muhabbeti var ya, bunu birisi bana anlatsın rica ediyorum. unutmayınca ne oluyor? yani bugün emine bulut diye bir kadın katledildi. yine benzer mesajlar. siz bunu unutsanız ne, unutmasanız ne amk. kaldı ki unutmayacağız diyenlerin hemen hemen hepsi bu olayı 1 ay sonrasında (1 ay çok da fazla fazla verdim) hatırlamayacak bile ve 3-5 ay sonraki benzer olaylarda yine aynı mesajlar, yine aynı kınamalar. bu kadar kişi içerisinde bir kişi de kadının yanındaki çocuğun durumuyla ilgili ne yapılacağına dair bir şey yazmamış. ha belki de gereken yapılıyordur ya da yapılmıştır ancak sözüm sürekli ve sürekli kınayanlara.

daha yazacaklarım vardı da yoruluyorum be abi...
29
simone cecile simone cecile
emine bulut videosunu izledikten sonra zaten bozuk olan moralim iyice yerle bir oldu.
sevgili kadinlar;
lütfen ama lütfen öfke kontrolü yapamayan erkekleri hayatiniza almayin. piçmiş eğlenceliymiş geçin bunları.
canınız kıymetli.
1
394 /