sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

407 /
clitor eastwood clitor eastwood
bugün daha evvel hiç görmediğim bir şeye tanık oldum.
tramvayda seyahat etmekteyken görme engelli, 35 yaşlarında bir er kişi bindi. tam yanımda durarak demire tutundu, birkaç kişi yer vermek isteyince nazikçe bir sonraki durakta ineceğini söyleyip oturmadı.
cebinden garip bir iphone çıkardı, ön ekranında kamerası bulunmayan ama eski model de olmayan, parmak izi tanıyıcı tuşlu ve ekranı tamamen siyah, tuş kilidi devrededir sandım. ekrana dokunmaya başladı ve birkaç uygulama sesi geldi, sonra kulağının yakınına tuttu ve dinlemeye başladı. ses konuştukça o ekranın çeşitli yerlerine dokunmaya devam etti.
sesi rahatça duyabiliyordum ama sanki bir kaydın x1.75 veya x2 hızda, hatta daha da hızlı oynatılışı gibi çok hızlı bir ses kaydıydı, hiçbir şey anlamadım.
ama o dinledi, gülümsedi, başını salladı, tamamen anlamış da epeyce sevdiği bir şey dinlemiş gibiydi. duyma yeteneğinin gelişmişliğine mi, yoksa bugüne kadar var olduğunu dahi bilmediğim bir teknolojiye şahit oluşuma mı şaşırsam bilemedim.

pek tuhaf bir 4 dakikaydı.
othmankhan othmankhan
artık söylemek istediğim pek bir şey kalmadı. son katreleri de buraya dökeyim.

uzun zamandır yazmıyorum ama kürkçü dükkanı misali yine içimi dökebileceğim pek bir kişi, yer yok sözlük. yine sana döndüm.

son 1 yıl içerisinde o kadar çok şey oldu ki, ben bile ucunu kaçırdım artık. önceden aldatıldığımı anlatmıştım ya hani. sonrasında bir ahmaklık ettim. beni aldatan kişiyle arkadaş olabileceğimi sandım. çünkü sevgili olmadan önce de arkadaştık. o beni kazanmak için çaba gösterdikçe, ben ona neden sevgili olamayacağımızı anlattım. nihayetinde de başka birini sevdim, onunla birlikte olmaya başlayınca eskiyle irtibatı kopardım. aleyhime atılmayan iftira kalmadı. takip etmekten, maddi/manevi iğfale kadar aklınıza gelebilecek her şey. neyse ki, ilişkim bundan sağ çıktı. yani o anlık.

zor kısmını atlatıp rahatlayacağım derken olmadık bir olay nedeniyle ilişkim yara aldı. sonunda da "artık mutlu değilim" gerekçesiyle ayrıldık. ayrılması dokunmadı ama bana atılan iftiraları bana tekrar sorması o kadar kalbimi kırdı ki... onun da hataları olmuştu halbuki, ben onun hatalarına affedici büyüklüğü gösterirken, hatam olmayan bir konuda yargılanmak dokundu be.

beni artık sevmemesine alışmak kolay olandı. başkalarıyla birlikte olabileceği gerçeği biraz daha zorladı ama aşılamaz değildi, aştım da... kızgın değilim, ayrılmak istemesini de anlıyorum. ancak, uğradığım iftiraların acı meyvesini yemek zorunda kalmak ağır geldi. bir intikam duygusu dahi besleyemediğim insanların hayal ürünlerine mahkum edilmiş hissediyorum kendimi.

ulan zaten ayrılıyoruz, bunu sormanın hiçbir anlamı yok ki... sadece can yakmak mi istedi? iyi de anlamı yok ki, canını yakmamıştım halbuki. melek değilim, tabii ki hatalarım olmuştur ancak hiç kastetmemiştim. insanlara yıllarca bin bir emekle inşa etmeye çalıştığım -atılan iftiralara, aldatılmama rağmen- güveni yerle yeksan etmenin anlamı var mıydı?

neden umursuyorsun diyeceksin belki, o insanlar umurunda olmamalı. o insanlar değil umurumda olan zaten, insanlık. artık insan özümden bile soğumuş hissediyorum kendimi. daha kötülerinin olduğunu bilmek ise emin ol, daha rahatsız edici.

yazık be. kötülük olsun diye kötülük yapan insanlara alıştım, ancak en yakın olduğunuz kişiye yara bırakmak... işte bunu anlamayacağım. belki de anlamak istesem de anlayamayacağım.
bilemeemm bilemeemm
öyle karmaşık bir dönemdeyim ki, hiç bu kadar karışmamıştım sözlük. bambaşka bir alemdeyim sanki. her şey çok fazla geliyor, her şey çok yoğun. ne yapacağımı bilmiyorum.

neyse, sınavlarımı okuyayım ben.
thomas shelby thomas shelby
evdeyken bir hevesle yaptığım yemekten tek bir lokma bile yiyemiyorum. kokusuyla doyuyorum. hayır açım, ama canım istemiyor. halbuki güzel de olmuş tadı ama tokum da bir taraftan. n95 maskeyle yemek yapacağım bundan sonra. saat olmuş ebesinin nikahı, ben yemek yiyemedim. saçmalığa bak ya.
zilan zilan
sekiz ay önce çıktım gittim dağ başında yeşillerin arasında bir yerde günlük max beş farklı insan yüzü görebileceğim şekilde kaldım. zerre aklıma gelmedi. özledim demedim. ta ki şu ana kadar. canımsın kadıköy özlemişim seni.
kahve ve rengi kahve ve rengi
herkes sizin kafanızda çizdiğiniz gibi olmayabilir. bir kaç kişi böyle diye herkes öyle değildir. genelleme yapmak işin kolayına kaçmaktır. siz öyle düşünüyorsunuz diye öyle olacak diye bir kaide yoktur. hayat çok kısadır. kalp kırmaya gerek yoktur. sizinle hiç bir derdi olmayan insanlarla uğraşmak takıntılı psikolojik rahatsızlıktır. insanlarla uğraşmak yerine kendinize başka hobiler bulmanız evladır
bu da burda dursun.
bae suzy bae suzy
keşke mi daha acıdır yoksa belki mi. neden yaptım diye pişman olmak mı yoksa keşke yapsaydım demek mi. iyi ki olmuş, acaba olmasa mıymış.... içinden çıkamıyorum. keşke dememek için kendimle savaşıyorum. iki ucu boklu değnek.
seniburdakimseduyamazbebek seniburdakimseduyamazbebek
aptal insanlar her yerdeler. keşke olmasalar.
adamı siliyorum engelliyorum, smsle ulaşıyor beni neden sildin diye. sanki her dakika muhabbetimiz vardı da pat diye sildim.
ilgimi çekmiyorsun merak da etmiyorum ve de diyalog kurmak istemiyorum seninle. bunu afişe mi bastırayım anlamadım ki. sildim işte sildim. daha ne kadar net olabilirim ki.
ben yaşarken koptu tufan ben yaşarken koptu tufan
bu akşam eve girerken cebimden anahtar yerine çakmağımı çıkardım. dedimki vardır rabbimin bi bildiği. yaktım çakmağı, tuttum kilit göbeğine; açılmadı. hani sual olunmazdı. olundu işte.
407 /