sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

411 /
tarçınlıhavuç tarçınlıhavuç
evden ve ülkeden ayrılmamın üzerinden neredeyse bir hafta geçti. her şey o kadar yeni ki.. tek başıma bir şeyleri hallediyor olmak, ayaklarımın üzerinde duruyor olmak, kaybolmak ve tekrar yolumu bulmak, kendi hayatım hakkında kimsenin baskısı olmadan söz sahibi olmak.. bunlar çok güzel duygularmış, 26. yaşımda yeni tattım.

resmen 25. yaşımdan sonra yepyeni bir kilit açıldı hayatımda. cesaret edemediğim şeyleri yapmak için güç sahibi olduğumu hissettim. ailemi çok seviyorum ama onlardan ayrı bir birey olduğumu ve artık bağımlı olmak istemediğimi fark ettim. kendimde onlardan ayrılacak gücü bulacağımı hiç sanmazdım ama bunu istediğimi anladım. çok farklı bir aydınlanma oldu bu. neyle nasıl geldi bilmiyorum ama sanırım kazık kadar olduğum için kafama dank etti.

bu zamana kadar şakayla karışık ya da direkt aşağılama olarak "mağarandan çık artık" cümlesini çok duydum. evet, mağaramdan çıktım. küçük tatlı bir şehirde, geleceğim için bir şeyler yapmaya ve çeyrek asırlık ömrüme rağmen biiir sürü şey öğrenmeye başladım. hayatımda ilk kez kendim için, belki biraz bencillik ederek bir adım attım. çok özlerim, yapamam sanıyordum ama kısa bir süre geçmiş olsa da iyi idare ettim ve kendimle gurur duyuyorum. :')
cold hands cold hands
akşamüstü salon gittikçe kalabalıklaşıyordu. gelenler hep yabancı, tanıdık hiçbir yüz yok gibiydi. hepsi cıvıl cıvıl genç kızlardı. onlara baktıkça imrendim. kafamın dağılması, keyfimin yerine gelmesi gerekirken kendimi bir anda daha da yıkık hissettim. zamanın benden çaldıklarını geri istedim. ya da zamana suçu atmamalıydım, benim zamanla ziyan ettiklerimdi onlar. orada gözler önünde olacak biri olmaktansa onlardan biri olup mutlu olmayı istedim. gözlemlediğim insanlar bir şeylerden söz ediyor, ortamın enerjisinden heyecanlı heyecanlı konuşuyorlardı.

derken biri girdi kapıdan. herkes kalabalıkta kaybolurken, o dikkatimi çekti.
yanımdaki arkadaşa tanıyor musun şu geleni diye soruyorken bir anda kendisiyle sohbet eder olduk.

alımlı ve dikkat çekici bir cezayirliydi.
ama bir yabancı değildi asla, sanki kendisini yıllardır tanıyor gibiydim. o kadar ilham vericiydi ki. allahım! kendisi kesinlikle dost olacak potansiyele sahip. henüz kendisinin haberi olmasa da.
yürüdüğüm bu yolda kendimi öyle yalnız hissediyordum ki uzun zamandır. beni çeken hiçbir şey olmadığı için bir türlü ilerleyemiyordum. hevesim kaçmıştı, önemini yitirmişti her şey.

bir şey uyandı belki içimde. devam etmeliyim, belki yine eskisi gibi olabilirim belki eskisinden de iyi. buna ihtiyacım vardı. maneviyatımı da kaybedersem ben bir hiç olurum.

inanmam lazım. inanırsam her şey mümkün. imkansız görünse de mümkün.

atmam gereken sadece bir adım.. kaybetmek istemediğim bir umut.
frenchh chick frenchh chick
kendimi son zamanlarda iyice theon greyjoy gibi hissetmeye başladım. aynanın karşısında muhabbet kuşu gibi kendimle konuşuyorum. aferin bu boku da yedin, bu da başına geldi, bunu da görmeden ölmedin tebrikler şeklinde kendime övgüler yağdırıyorum. insanların sana kendini nasıl hissettirdiğinin bir önemi yok sen ne kadar sikik hatalar yapmış, vasat bir insan olsan da kendine gel sen bir greyjoysun diyorum kendi kendime. sonra insanları sikiyim, onlara hayır diyemeyen beynini sikiyim diyorum. nihayetinde fark ediyorum ki bu hayata bu denli sıkı sıkı tutunmayı, vazgeçmemeyi hasta ruhlu alterime borçluyum. sanırım pırıl pırıl delirdim. seviyorum seni theon.
kendinibulamayankız kendinibulamayankız
cumartesi 5'te uyanıp geri uyuyamamak bok gibi. yağmur da yağıyor. camdan bakıp ağlamak istiyorum ama başım ağrıyor. kedim bile uyuyor. benim için haftasonunun iki hayati önemi var, ilki hayatta kalmak için öküz gibi uyumak, ikincisi hayatta kalmak için nefes almak. bilemiyorum, ölecek gibi hissediyorum.
6
tali kurucu iktidar tali kurucu iktidar
her şeyden çok sevdiğim insan, benim şehirdışında olduğum zamanlarda beni çatır çatır aldatmıştı. üstelik de beni en incitecek şekilde yaptı bunu.. ben sonrasında onu o kadar çok seviyordum ki, aldatılmayı bile sindirmek gibi bir gurursuzlukla ilişkime devam ettim. sonucunda yine olmadı, beni hiçbir bok yerine koymadı. ayrıldık.

dün sevgililer gününde arkadaşlarımla dışarıda hunharca eğlenip bunu da whatsapp durumlarımda paylaşmıştım. durumları görmüş ve hoşuna gitmemiş sanırım pek. kafam yeni yeni yerine geliyor.. ne çok aptallık etmişim ben? kendime ne çok yazık etmişim. ömrümü onun beni aşağılamalarıyla geçirmek istiyormuşum. hep onun yolunu beklemekle geçmesini istemişim hayatımın. o bir gecede bir barda yüzlerce lira para gömerken ben ondan gelecek bir damla ilgiye muhtaç onu bekleyecektim. yoo dostum yooo. mutlu olmak benim de hakkım. eğlenmek benim de hakkım. bundan sonra her gece bir yerdeyim. her gece eğleneceğim. beni mutlu etmeyen hiçbir yerde durmayacağım. keşke bana biraz olsun değer verseydin de beraber mutlu olabilseydik.. hiçbir zaman benim ne hissettiğim umrunda olmadı. şimdi lütfen eğleniyor olmam gözüne batmasın. kırgınlıklar insana hiç yapmayacağı şeyler yaptırabiliyor bu arada. bu yaşlarım bir daha gelmeyecek, geçen zamanın telafisi yok. bundan sonra önce "ben" dediğim bir hayatım olacak.
home is where the heart is home is where the heart is
bir şarkı var.
bu şarkı çalınca ben en sevdiğim yıllardan birine geri dönüyorum, mevsim yine bahar oluyor.
fındıkzade'den aldığım çilekli pasta ile haseki'ye yürüyorum, onun çalıştığı yere geliyorum, bütün kat onun parfümü kokuyor, gözleri sözlerinden daha fazla şey söylüyor. masasına oturuyorum. çayımı kendisi getiriyor.
panosuna bir not bırakıyorum:
"i was here."
la bocca della verita la bocca della verita
sevgili e.a. :

şarkımızı dinliyorum. söyleyecek pek bir şey yok. söylenen her şey biraz eksik, her şey biraz fazla... çünkü sözün bittiği yerde susmak gerekir, susamadigimiz yerde ise içimizdeki zehri dışarı kusmak gerekir.

bugün seni görür gibi oldum. sendin veya değildin bilmiyorum. sen ol veya olma, bugün kalbimin acimamis olması beni çok mutlu etti. önceki gibi sanki şiddetli bir kalp krizi geçiriyorum gibi gelmedi. kalp ritmim olumlu ya da olumsuz yönde değişmedi. arkama doğru dönüp sen olup olmadigini teyit etme ihtiyacı hissetmedim.

muhtemelen sen değildin. çünkü sen olsaydın muhakkak hareketlerini hızlandırır ve bu talihsiz tesaduften ötürü telaş yapar ve benden uzaklaşmaya çalışırdın.

geçmişe nazaran simdiye bakıyorum da, yürüdüğümüz yollardan yürüyor, dinlediğimiz şarkıları dinliyor ve beraber yediğimiz yemekleri yiyorum. zamanında çok acı çekiyor olmak pahasına bunların üzerine gittim. zamanla bunlar öyle bir hal aldı ki, beraber yaptığımız şeyleri tek başıma yapmak bir alışkanlık haline geldi ve kalbimi acıtan ne varsa onların hepsini eskittim.

bu, insanî iliskilerime dair öğrendiğim ilk dersti. "sana acı veren şeylerden kaçmak yerine, daha çok acı verse bile onlarla yüzleş." bu o acının geçmesini sağlar. icinde seni zehirleyip duran şeyin yavaşça tukenmesini sağlar.

seni geçen gün çok saçma bir halde rüyamda gördüm. bir şey bana zarar verecekti ve onu durdurmaya çalıştın. sana zarar geldi. seyrettim. tepkisiz kaldım...

hoşca kal.
ciginburak ciginburak
kalp tabii ki kırılıyor. mesele kırılması değil. asıl mesele kimin tarafından kırıldığı. hayatta en çok sevdiğiniz, en çok değer verdiğiniz insan ya da insanlar tarafından kırılıyorsa asla tamir olmuyor.
411 /