sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

412 /
kendinibulamayankız kendinibulamayankız
değmiyor. yıpranmışlığım kazanacaklarıma değmiyor. değmeyecek. kendimi biliyorum, biliyorum ama insan bir noktaya kadar değişebiliyor. değişim de dünden bugüne olmuyor. sonunda baktığımda başarılı ama mutsuz geçmiş bir hayat görmek istemiyorum. çok daha kendim gibi yaşayabilecek, kendi yağımda kavrulabilecekken ait hissetmediğim bir yerde aylar, yıllar geçiriyorum. dışarıyı, insanları suçlamak gibi bir derdim yok. keskin sınırlarım da yok, kendim dahil herkes biraz tutarsız ve anlaşılmayı bekliyor. benim tek düşüncem, her şey bittiğinde, nihayetinde, değecek mi? bu hayatı böyle mi yaşamalıyım? zorlanmadan gelişim olmaz derler, peki zorlana zorlana kendini bırakanlar? bırakmak çok çekici geliyor. kestirip atmak. kimseye kırılmadan. yoruldum. artık yoruldum. ve biliyorum benim yerimde 99 kişi koysak yorulmazdı. bazılarına hayat daha zor. mary and max'de, max mary'e hayatını anlatırken izmarit çöpleriyle, irili ufaklı taşlarla döşeli engebeli bir yol tarif etmişti. bazılarının daha pürüzsüz. engebelerden yoruldum. ara vermek istiyorum.
nihaven nihaven
dünya üzerinde yaşamış ve yaşamakta olan tüm insan ırkının damarlarında akan kanı sikeyim bende dahil olamak üzere insan ırkı dünyadan tamamen temizlenmesi gereken varlıklardır doğamıza ve çevremize zarar dışında baska bir sey getirmedik 2 büyük dünya savasi yaptık yıllar boyunca birbirimizi öldürduk birebirlerimizin topraklarını işgal edip yine milyonlarca insani katlettik bombaladık tanklarla evlerini darma duman ettik çocuklara zulüm ettik soykarimlar yaptık 100 lerce insanın gözlerini bağlayıp duvarlara yaslayarak kursuna dizdik teknolojiyi dünyayı mahvedecek şekilde kullandık enerji elde etmek icin büyük santraller kurup çevreyi kirlettik doğayı katlettik ağaçları yok ettik suları kirlettik toprağı kirlettik doğada yaşayan canlıların birçoğu bundan etkilendi bazılarının türünü tamamen yok ettik kendi egomuzu tatmin etmek ve şık görünmek için paramiz kürklere deri ayakkabılara deri çantalara yatırdık hayvanların derilerini yüzdük bunları elde etmek için... cinayetler işledik hırsızlıklar yaptık bebekleri öldürduk rüşvet aldık başkalarının hakkını yedik kadınlara kucuk cocuklara taciz tecavüz ettik ideolojilerimiz uğruna.kafa kestik sokak ortasında.birbirimizi vurduk hırsımıza yenik düştük baskalarını çekemedik insanların arkalarından planlar yapıp kuyularını kazdık onları yerlebir etmeye çalıştık dedikodular gıybetler yaptık birbirimizi kin öfke ve nefret dolu gözlerle baktık ırkçılık yaptık kendimizi başka milletlerden üstün görüp o millete mensup insanları aşağıladık rencide ettik yeri geldi onlardan üstün olduğumuzu kanıtlamak için bissürü masum saf ve kendi halinde yaşayıp gitmekte olan insanları öldürduk guce
taptik yuksek mertebelere.ulasinca altimizdaki insanlari hor gorduk onlari ezdik ve daha niceleri... insanoglu bu dunyaya aci zulüm yikim gozyasi olum zarar disinda hic bir şey getirmedi
zerenyigit zerenyigit
saatlerdir konuşuyoruz, özlemişim böyle konuşmalarımızı. sorunun üstüne gittikçe çözüyoruz. son birkaç aydır yaşanılanları garip buldum hala da öyle buluyorum alışkın değilim ama çözüldüğüne sevindim. bu hayatta senden çok sevdiğim kimse yok. annemi nasıl seviyorsam seni de öyle seviyorum güzelim.
içimden attığıma sevindim sözlük, bu cümleleri ona da yazdım. sadece bu denli sevdiğim ve sevildiğim biri olduğu için çok minnettarım.
cekubalim cekubalim
aynaya döndüm sonra, en büyük hastama selam verdim.

"yeni bir gün, yeni bir macera; her gün daha fazla yaşamak ve yaşlanmaya. hareketsiz kalanları paslanmaya, uğraşanların içini doldurmaya devam eden bir düzen." usulca bırakıp kalktı deri sandalyesinden. her sabah başlarken karalar, yanına yerleştirirdi ufak kararlar. yaşadığını hissetmeye ihtiyacı vardı, bağlanacak bir şeyi yoktu çünkü, arayıştı bu. soruysa açıktı, nasıl kandırabilirdi kendini?

çünkü bazen ağrılı, bazen istekli şekilde bir şeylerin peşinden koşarken hep yara aldım. yaralarımı iyileştirmek yerine ise her daim kanattım.

alt tarafı bir nefeslik ömür derim, alt tarafı yaşamak işte. misafir olarak geldiğim bu dünyadan göçerken -kim bilir neler uğruna- döktüğüm gözyaşlarının hesabını kendime sorabilecek miyim diye düşünürüm. kendime dahi hesabını veremediğim seçimlerimin sonuçlarını hazmetmeye çalışırken hatalarımın üstüne yeni hatalar eklediğimi fark ettiğimde ise kendime soğudum. kendimden soğuyup kendimden gittim ve vardığım tek yer yine kendim oldum. bu saçma döngü içinde nefessiz kaldım. bir nefese ihtiyacım vardı, olduramadım. "kendime güvenimi kaybettim." dediğim zaman aklımda şu cümle şimşek gibi çaktı: "acı çekmişsin. sevgilere sırt çevirmişsin. güvenini kaybetmişsin. peh. "güven" sihirli bir dolma kalem lekesi miydi de, kaybolması öyle kolay olsundu?"

bir bebeğin doğuşunda gizliydi umut. ilk çığlığımızla beraber, içimizde yeşeren "hayata tutunma" umuduyla başladık bu yolculuğa. gözümüzü ilk açtığımız o günden kapadığımız son güne değin bazen yitirdik umudumuzu, bazense birilerine inat yaşatmaya devam ettik. peki neydi umut? ne kadar kıymetliydi? birkaç darbeyle dağılan ömrümüzü yeniden düzeltmeye yeter miydi? yoksa o darbelere karşı koymayıp tüm umudumuzu yitirerek kötülüğe zafer mi kazandıracaktık?

kolay değildi elbet. üstelik şair de destekliyordu bunu: "yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak..." umutlarımı yitirmedim ama esen rüzgar beni çok savurdu sevgili şair. bilesin.
412 /