sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

420 /
la bocca della verita la bocca della verita
psikoloji kitabı okumayı çok seviyorum. geceyi gündüze nazaran daha çok seviyorum.

gceleri gunduzlere oranla daha fazla kullanırsam ciddi, gündüzleri geceye oranla daha fazla kullanırsam normalden biraz daha eğlenceli bir insan oluyorum. ilki çok iyi tanıdığım ve benimsedigim bir kişilik. ikincisini yavaş yavaş keşfediyorum ve git gide daha çok seviyorum.

anladım ki ben birçok şeye ayak uydurabilen bir insanim ve bu da beni birçok insana hitap edebilen bir insan yapıyor.

vakit olarak geceleri aktifsem bir şeyler karaliyorum, kitap okuyorum, güneşi selamlıyorum ve sabaha doğru müzik dinliyorum. en sevdiğim şey sessizlik. sessizliğe adeta bir açlık çekiyorum ve geceleri bu sessizliği dinleyebiliyorum. en ufak bir çıt yok. sessizlik, ekmek gibi su gibi, hatta hava kadar ihtiyaç duyduğum bir şey ve gece benim bu ihtiyacımı gideriyor. ruhum huzurla doluyor.

sessizce, her yer sessizliğe ve karanlığa büründüğünde yazmakla başlayıp kitap okumakla, en son da güneşi seyredip kuşların gelişine kulak verdikten sonra müzikle biten bu serüven bana huzur veriyor. sakinlik, psikolojik bir arınma, terapi gibi... ama bu insan dünyadan kopuk, ciddi ve insanlara karşı çatık kaşli. insanlar bu dunyadan kopuk halimi sevmiyorlar, oysa ben ona her seyimle sarilabilirim. çünkü o kendi kendine yetiyor ve huzurlu olmak için yukarda saydıklarımdan başka hicbir seye ihtiyaç duymuyor. insanlar ona karşı mesafeli bir saygı icindeler. biraksaniz tuvalet ihtiyacı olmasa elinde defteri ve kalemi ile bir ömür çalışma masasından kalkmaz ve bundan da rahatsızlık duymaz. tembel olduğu için değil, huzurlu olduğu için... bu insan diplomatik. bu insan çok dikkatli, eleştirel ve mukemmelliyetci, katı kuralları da var üstelik. prensiplerinin dışına çıkmıyor ve mantığı cok fazla ağır basıyor.


bir de gündüzleri degerlendirdigim zamanlar var. o da sorumluluk sahibi, ama daha çok dünyada, daha cok insanlarla ve daha çok tebessüm ediyor. insanlar da onun bu güleç halini seviyorlar aslinda.

o daha çok sinemaya, müzelere ve gezilebilecek envai çeşit yere gidiyor. muhakkak kendine kulturel bir aktivite buluyor. ama en çok tiyatroya gitmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi seviyor. onun dunyayi dolaşmak gibi bir hayali var. çok hareketli, pozitif ve neseli. insanlar onun bu haline bayılıyorlar. gerçi biraz entel buluyorlar onu, sürekli parasını yukarda saydiklarima yatirmaktan ötürü suçluyorlar, ama onları besleyen bir tarafı da olduğu için, kaldırıp atamiyorlar da onu, ona ihtiyaç duyuyorlar. sevgiyle ve hayranlıkla karışık bir saygı besliyorlar.

istiyorlar ki kalabalık bir ortamda o da bulunsun, belki bir hikaye anlatsın, olmadı fikrini söylesin. çünkü onun muhakakak söyleyecek bir şeyleri vardır. onun zihni hep dolu, ilki gibi sakin bir kafası yok. sürekli bir düşünce trafiği var zihninde.

bu yüzden de ilki gibi suskun değil onun aksine oldukça konuskan ve insanlar onun bu konuşabilen hallerini seviyorlar. çocuksu şaşkınlıklarını, dalginliktan doğan sakarlıklarını seviyorlar. hem o ilki gibi ulaşılmaz da değil. onunla iletişim kurmak çok daha kolay. kimsenin ilgisini çekmeye çalışmıyor ama doğal bir çekicilik alanı var. güzel bir çiçek gibi değil de, güzel kokulu bir çiçek gibi. yaydığı enerji ile herkesi etrafına doğru çekiyor. kokusunu alan bir kez daha içine çekmek istiyor.

bu insan ilkinin aksine hayalperest. bu yüzden de idealist, ona göre biraz daha esnek. bu yüzden de zaman zaman kendini affedebiliyor. köklerinden kopabiliyor, alıp başını gidebiliyor uzaklara.
kendine hata yapma şansı veriyor. ilki kibar bir insan, bu ise nazik, nahif ve zarif.
3:29
ist.
9 nisan 2020
ev...
mad men mad men
bütün bu sıkıntılı günler bittiğinde bisikleti alıp akdeniz ve eğe boyunca tura çıkmak istiyorum. güneşin toprağın ve denizin kıymetini bilerek ve hissederek. dışarıya kapandığımız bu günlerde içeriye açılmaya çok vakit buldum. bazı şeylerin kıymeti gerçekten yokluğunda anlaşılıyor.
steinhammer steinhammer
ya o değil de geçenlerde çok fazla "iyi misin? nasıl oralar?" nasıl tarzı mesaj aldığımdan dolayı sosyal mecralardan birinde, "arkadaşlar iyiyim mesajlarınız için teşekkürler yazdım" yazı aslında türkçe değildi de bunu ingilizceye çevirin işte, tam olarak onu yazdım. he bu arada abd'deyim ama ölmedik yani meraklanmayın.

neyse sonra bir zaman (yaklaşık 1 dakika) geçti ve mesajlar gelmeye başladı. öncesinde dil kursu zamanlarımdan venezuelalı bi arkadaş yazdı. iyi olduğuna sevindim biz de ispanyada tıkılı kaldık falan dedi. bir de yine bi yabancı arkadaş thumbs up yollamış. sonra türk arkadaşlar yazmaya başladı.

türkiyeden "abi hasta mısın?", "bir şeyin mi var?", "virüs mü oldun?", "korona mısın pezevenk" ve varyasyonları şeklinde mesaj bombardımanı başlayınca paylaşımı sildim hemen. farkettim ki iyiyim demek için hasta olmak gerekiyormuş bizim coğrafyada. aslında çok da mantıksız değil ama bizim insan iyi misin yerine hasta mısın sormayı daha kolay buluyormuş. neyse kafamı karıştırdı biraz bu. bi arkadaş da "ulan öküz! biz seni önemsediğimizden böyle yazıyoruz. hıyar! elin yabancısı ne anlar bundan" yorumu yaptı. valla çok arada kaldım sayın yazarlar.

inşallah öyledir. ey korona sen nelere kadirsin. gereksiz aydınlandık. kafama sokayım.
belbereth belbereth
garip bir şekilde kendimi dinlenmiş hissediyorum, sanırım son on yıldır bunu hiç hissetmemiştim ve biraz ara vermeye ihtiyacım varmış.
evden de çalışsam gün içindeki yol ve trafik mücadelesini vermediğim için kendimi daha iyi hissediyorum.
bengeneldebelgesel bengeneldebelgesel
3 haftadır evden çalışıyorum ve "ofisteki gibi olmuyor" diye şikayet ediyorum.
plan değişmezse bu pazartesi ofise döneceğim ve tüm ofis maske ile çalışacak.

yoksa haftaya da "ev gibi olmuyor" diye mi söyleneceğim?
yoksa ben çalışmamak için sebep mi arıyorum?
yoksa maske falan bahane mi?
yoksa?
yok?
y?
?
420 /