sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

443 /
ila ila
bazen çok basit ve sade bir hayat düşlüyorum, sonra ibrahimin ateşine ağzıyla su taşıyan karınca geliyor aklıma. basit ve rahat hayat düşümden utanıyorum.
harmonai harmonai
sosyal medya hesaplarım senelerdir yok. bu yüzden de çoğu akıma maruz kalmadan hayatımı devam ettiriyordum. geçmiş zaman eki kullanıyorum çünkü hoparlör sesi arşa çıkmış arkadaş telefonları sağ olsun beni de es geçmez oldu. şu sözde tam kapanmayla tüm tanıdıklar yanımda sosyal medya açıyor veee her yerden "kardeşim helikopter" diye sesler geliyor. len bu nasıl saçma bir şarkı, bunu cidden seven var ve hatta bildiğin her yerden cıyak cıyak bu sözleri işitiyorum. birisi allah rızası için şu meşhur helikopterle, kardeşini bulup yok etsin hepimiz rahata erelim.
ms psilosibin ms psilosibin
ya sen niye böylesin yaa...

tek istediğim doğumgunumu hatırlayıp kutlamandı, senden hediye bile beklemiyordum ki hatırlattığımda karşıma geçip "sen de bana bir organizasyon yapmadın, kıyrıtık bir pasta alıp geldin" dedin ki ben sana kutlama istiyor musun yapayım mı bir şeyler diye sormuştum ve sen istememiştin.

şimdi sana aldığım pastanın kıytırıklığından dem vurup gittikçe küçülüyorsun.
bu nankörlüğün kaçıncı seviyesi ??
nasıl bir olmamışlık?
hiç bir özelliğin seni özel kılan hiç bir haltın daha da onemlisi bana iyi hissterdiğin hiç bir güzel an yokken nasıl padişah torunu gibi davranılmasını bekliyorsun?

kimsin lan sen? kimsin amk?
ne zannediyorsun kendini?
dısarda senin gibi 1000 tane adam var. hepsi de kendini adam zannediyor senin gibi.
ama değilsiniz.
8
somnia somnia
her şey, herkes gırtlağıma yapışmış gibi. ki boynumda beni sıkan hiçbir şeye tahammül edemem (boğazlı kazak, tasma şeklinde kolyeler,...) nefesim kesiliyor, boğuluyorum sanki.
ya bugün koştur koştur deodorant alırken buldum kendimi. 7 mayıs'tan sonra alamam diye.
o kadar saçma sapan şeyler yapıyorum ki, üzerinden kısacık zaman geçince "n'aptın la allahın manyağı" diyorum kendime.
tek kelam etmek içimden gelmiyor. sohbetinden çok keyif aldığım insanlar elbette var. o kadar kısıtlı zamanlarımız var ki yetmiyor. yoldan geçerken çok aç bir sokak kedisine enfes bir mama verip uzaklaşmak gibi. o ziyafeti ne zaman yaşayacağı meçhul. yetmiyor.

hitabeti kuvvetli biriydim. neler yazmak istiyorum onu da beceremiyorum. muazzam şarkı sözü yazan birinin günlerce odaklanmaya çalışıp, "aşk bu kızıl ötesi, yaralı müzesi" gibi saçma sapan sözler çıkarması kadar sıkkın hissediyorum.

yani o sıkılınca kendimizi kollarına attığımız ne varsa yok artık ve geçici bir durum gibi de gelmiyor artık işin kötü yanı.
en inandığım aşklarda bile o kadar gerzekçe hatalar yapıp tehlikeye atılıyor ki ilişkiler, ben kendi üzüntümü unuttum en sevdiklerimin ilişkilerine üzülmekten.
yalnızlık öyle övüle övüle edebiyat parçalanacak bir halt değil. yakında anlar herkes.
insan sevilmek ister, beğenilmek ister, sevmek , sevişmek ister. bunları yaşamak artık hayal. herkes aç-bitir ilişkiler peşinde. herkes gerçekten sahte artık.
anlık sıkkınlığını gidermek için hatır soranlar mı ararsınız, 5dk sonra boşalacağı seks için fare gibi önüne gelen her deliğe girmeye çalışan, görünürde dünyanın en romantiği rolü yapan adamların kadınlar için atıp tutmalarına maruz kalmayı mı!..

ne yaparsam yetmiyor. kendimi sanata verdim, yok. kitap okuyorum, olmuyor. bir samimiyete tutunmaya çalışıyorum, öyle bir hareket görüyorum ki "bu da mı ya!" diyorum. ve bu cümleyi söylemekten bıktım.
ulan neşeli, esprili, pozitifi görmeye çabalayan ve gözlerinde ışık olan bir kadındım ben. ne ara böyle bir çamur havuzunda debelenmeye itildim gerçekten çözemiyorum.

after life'daki tony gibiyim. nefes almak eziyet gibi. ölemiyorum da.
katkısı olan herkesin abv...
1
badass badass
kafamda birbirine çarpan düşünceler artık bana zarar vermeye başladı. uykularım kaçıyor, midem bulanıyor, rahatsız hissediyorum ve sürekli bir yerlere yazıp yazıp siliyorum. birazdan bir word dosyası açacağım ve aklımdan geçen her şeyi kesinlikle bir düzene ve bağlama oturtmadan yazacağım. ne kadar süreceği ve ne zaman biteceği hakkında hiçbir fikrim yok. geçmişi, geleceği, günümüzü, hayallerimi, planlarımı, her şeyi yazacağım. her şeyi.
protestan ahlakı protestan ahlakı
5 sene yaşadığım o dairenin banyosundaki mermere uzanıp suyun yüzüme vurmasını hissetmeye ihtiyacım var.

gerçekten sırf sadece plastik koymaları aslında baya yaratıcı olmuş. sanki büyük bir jakuzideymişsin gibi hissettiriyordu. ve suyla ısınmış ıslak mermere uzanmak huzur veriyordu...
la bocca della verita la bocca della verita
bir süredir konusmadigin bir akrabimin annesini aradım. ( kızıyla konuşmuyoruz. ) çünkü kız kardeşlerinin hepsi korona olmuş. geçmiş olsun diyecektim. önce açıp sonra telefonu yuzume kapattı.
altını çiziyorum onunla değil kızıyla konuşmuyoruz. sizin insanlığınıza tüküreyim!
cekubalim cekubalim
şu an bir kadeh şarapla yeni yaşımı kutluyorum. fonda çok sevdiğim bir şarkı eşliğinde, geride bıraktığım yaşımda neler yaptım, neler başardım, neler başaramadım düşünüyorum ve yaptığım her şeyle, iyi-kötü, hatalarıyla sevaplarıyla, hiçbirinden pişman değilim. hepsi bana çok fazla şey kattı yine her yıl olduğu gibi. sadece bu yıl biraz daha sakinlikle karşılıyorum hepsini, biraz daha dingin bir şekilde. "hayatıma giren herkese, yaşanmış her şeye, teşekkürler büyüyorum sizinle."

fonda çalan şarkı:




ne olursa olsun, iyi ki doğdum be!
ay zeytin gece ay zeytin gece
mis gibi , zaten sayılı sefer olan bir uçak kaçırdım. mükemmel bir biçimde yalnız, umarsız ve sanırım mutlu hissediyorum, ıslık çalarak , kabin boy siyah bavulumu çekeleyip, siyah filmli gözluklerim arasından , bir sonraki!? sefere bilet almak yerine sana yazıyorum sözlük reis. kimseyi de uçak kaçırdığıma inandıramam, belki de zaten bilerek kaçmıştır zagten. işte bunnlarr heeep beni kızağa çekin demenin şık asistli hareketleridir. geçsin kayıtlara.

ayrıca hiç içmediğim, büyük ihtimalle de hiç içmeyecegim halde sırf şişesi güzel diye , kırmızı şarap aldım. içini boşaltır ben buna sızma zeytinyağı doldururum diyenn. işte bunlar hep zaaf.
ozzz2110 ozzz2110
hayatta sevdiklerini hep kaybeden biri olarak bugün tek korkum annem. yine kalp yine operasyon. sıkıntı ve stresten ölmek üzereyim. bin tane düşünce bin tane karmaşık duygu geçişleri..
4
beste çalan mahur beste çalan mahur
mu'tezile diye bir mezhep vardır. alimleri öldürülmüş, kitapları yakılmış, sözleri engellenmiş. iman konusunda şunu demişler, wikiden kopyalıyorum.

"mutezile'ye göre iman kalp ile tasdik, dil ile ikrar, ve amelden oluşur. buna göre mutezile inancında kişinin mümin yani "inanan" sayılabilmesi için kalbi ile islâm'a inanması, dili ile bunu beyan etmesi ve hareketleriyle yani amel ile bunu göstermesi gerekir. "

tr.wikipedia.org

yani mu'tezile'ye göre bu üçünden biri eksik olursa, iman olmaz. buradan yola çıkıp islam'a ulaşan olur mu bilmem ama tam buradan yola çıkıp bir yerlere ulaşmak lazım.

ne demiş mu'tezile, kalp ile tasdik demiş. bir şey hakkında önce ona kalbimizle inanacağız. inancımızdan emin olacağız, artık mesele neyse o meseleye inanacağız. sonra korkmayacağız, çekinmeyeceğiz, dil ile ikrar edeceğiz. kalbimizdeki neyse dilimizde o olacak. söz ruhtan gelmeli, söz ruhu yansıtmalı. söz de yetmez, amellerimiz de sözlerimize uygun olacak. amel bu işin örneğidir. kalp, söz ve amel birdir. bunlardan biri eksikse, artık o mesele neyse, o mesele için biz doğru değiliz. doğru değilse ikna edemeyiz, tabi kendimizden bahsediyorum. kendimizi ikna edemezsek zaten kimseyi ikna edemeyiz.

kalp ile tasdik etmediğimiz, amellerimizle gösteremeyeceğimiz o kadar şeyi dil ile ikrar ediyoruz ki, bunu o kadar sık yapıyoruz ki hep bir şey yanlış oluyor. bunu bazen hoş görünmek için yapıyoruz bazen öyle sanıyoruz bazen başka şey. her şeyden önce kendimize ve muhataplarımıza bunu yapmaya hakkımız yok. bir şeyi her zaman, çok büyük cümleler ile söylüyor fakat ona uygun davranmamak için her şeyi bahane olarak sunuyorsan bir düşün, acaba gerçekten söylediğin şeye inanmıyor olabilir misin?
dale nunes dale nunes
seninle edebiyat fakültesinin bahcesinde sabahtan akşama kadar sohbet ettiğimiz o gün, bana sürekli müzik dinletmiştin. arkadaşlarım senle yalnız kalayım diye birden ortadan kaybolmuşlardı. ayağında hep giydiğin kahverengi botların, üstünde acık renk bir kot pantolon, icinde senin en sevdiğim gömleğin olan turuncu gömleğin ve üstünde deri ceketin vardı. her zaman ki gibi renkli bir fuları, o bembeyaz ve mis gibi kokan boynuna dolamıştın. kendine güvenin yine tamdı, mavi gözlerin her zaman ki gibi ürpertici ve hain bakıyordu. zaten senin güzelliğin ve o gözlerin beni ilk andan itibaren tedirgin etmişti.

aslında sohbetinde ve dinlettiklerinde iş yoktu. başka biri dinletse büyük ihtimalle burun büker, kalkar giderdim. ama sen başkaydın. bana hayatımın o ilk dönemindeki şaşaayı hatırlatıyordun ve insana kendini özel hissettirme yeteneğin vardı.

sonra aksam olup, istanbul üniversitesinin ikinci öğretim öğrencileri bahceye doluşmaya başlayınca, aksam karanlığında kalkmaya karar vermiştik ve hamamın önünden beyazıt tarafına yürümeye başlamıştık. tam cemberlitaş'ın önünde, benden hoşlandığını söylemiş ve bana sımsıkı sarılmıştın ve oradan seninle elele sirkeciye inip köfteciye gitmiştik. bir daha o aksam ki kadar keyifli oldugumu hic hatırlamıyorum. ve o hisleri hic hissedemedim.

o akşam bana ''sen cok sakin ve iyi niyetli dursan da, aslında cok inatcısın ve duygusuz yönlerin var'' demiştin. evet ece, senle öğrendim bunu ben. sana, yani putuma karşı kendimi tutmayı öğrenerek başladım duygusuz olmaya. senden sonra da tamamen öyle oldum. cok şeyden nefret ettim. cok şeyi kolayca bıraktım. bir şeyi unutmam sadece birkac günümü alır oldu, hicbir şeyi tam anlamıyla istemez oldum. en önemlisi de daima mutsuz olan bir insana dönüştüm. bakalım nereye kadar ece?
443 /