sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

464 /
ben yaşarken koptu tufan ben yaşarken koptu tufan
sabah 03:00 sularında, sabahın 04:00'ünde gibi cümleler kuranlar birilerinin uşağıdır. üç-dört sabah mabah değildir. gece yarısıdır. sabahın körü olan yedi, sekiz gibi saatlerde işe başlatmak için topluma dayatılan bir fenomendir bu. zorbalıktır.
karadefneagaci karadefneagaci
i̇nsan kendi içinde bir fanusta sanki … birileri seni kontrol edince bunalıyorsun, etmediğinde de etsin istiyorsun. böyle bir girdap gibi… duvarların yok ama çıkamıyorsun…
uganda hukumeti basin sozcusu uganda hukumeti basin sozcusu
içimdeki apaçi sanırım hiç doymayacak.

diplomasi çevresinin en üst kurumlarindan birinde, ust düzey bir çalışan olmam, hic bir şeyi degistirmiyor.

yakindir, bekar evine cikicam. dj set alip, isik, led, disco ball, sis makinasi falan kurucam eve. liseden beri bıkmadım home party sekline.

ha bir de araba alicam, bana kalsa 106 gti, fare kasa. ama izin vermiyor abim falan. napalim, ne alırsam alayim, koltuklara ekranlar, iceri bas tiz ses sistem, in dash sterio falan...

sonra techno, trance, elektronik gezicez yer mekan kasmadan..
driving einstein driving einstein
lüks içinde yaşayan instagramda rastgele gördüğüm orta ölçekte bi influencer kıza baktım. ablası malum partiyle temas etmiş geçmişte. reklam ajansı varmış bir de sanırım. lüksün nereden geldiği belli oldu dedim sonra. asla şaşırtmıyor... artık ne midem ne bünyem kaldırıyor.

bot basıldığına da eminim ama kanıtlayamam. anormal zenginlik ya lotoyla, btc vs ile ya da malum yolla oluyor sanırım. market fiyatlarını dert ettiğimiz için vicdanımız rahat ama fakiriz...

adalet de farklı işliyor bu insanlara, kredisiz "helal" parayla almadıkları ev ve hayat da geçici nasıl olsa. adamlar, yalakalar ve sülaleriyle eşitliğin savunulduğu ülkede zümre oluşturdular resmen
at ı muhterem at ı muhterem
önüme çıktı başlık ve düşündüm: hakikaten ne söylemek isterdim, ne söyleyebilirdim ki? hayatıma, bir filmi izlermiş gibi şahit oluyordum. sanki ruhum başka bir bedenden bu bedene hapsedilmiş, cezalandırılmış gibiydi. sanki müdahale etmemi engelliyor gibi bir kuvvet. epey öncesinde bunu keşfettim ve ötesini tarif edemiyorum, anlatamıyorum.

yalnızlığı somut olarak, sürekli olarak yaşayınca ağırlığını ve acı yanını anladım. sonrası... içime yöneldikçe daha bi görülmemeye başladım sanırım.

"haksızlık duygusuna uğramış" düşüncesini geçtim, "neden ben" sorusunu da geçtim. ya da geçer gibi yaptım, bilmiyorum.

fikret hocanın dediği gibi kendimden çıkıp bir başkası gibi kendimle oturabilseydim, bir şeyler konuşabilseydim, bir şeyler içip yiyebilseydim kendimle... belki onulmaz sandığım yaralara deva bulabilirdim.
siz beni nereden tanımıyorsunuz siz beni nereden tanımıyorsunuz
güneş paneli gibiyim yemin ediyorum. kapalı ve soğuk havalarda enerjim emiliyor. konuşacak, dinleyecek derman bulamıyorum. yemek yerken yoruluyorum. kendimi eve kapatasım geliyor, sabahları uyanamıyorum. yürürken hafiften yalpalıyorum, mesai saatinde gizli gizli piiz yapıyorum sanacaklar diye korkuyorum. ulan ellerim kurudu ellerim, norveçli balıkçılar gibiyim. ebu leheb'e ettiğiniz beddualar beni buldu. sonbahar kış aylarının allah belasını versin. sonuna kadar mayısçıyız, baharcıyız, yazcıyız.
anabacı vokke anabacı vokke
bu ülkede empati duygun yoksa çok iyi yerlere gelirsin. yani her haltı biliceksin ama bazı farkındalıkların olmayacak. bu ancak empati duygusunu komple iptal ederek mümkün. ama biraz vicdani düşündün mü en büyük düşmansın bu ülkede... herkesin çelmeleyeceği, bir açığını bulsak da parçalasak diye sırtlan gibi beklediği adam olacaksın. ama vicdansız dünya malı da bir boka yaramıyor, onu da söyleyeyim.
anabacı vokke anabacı vokke
evet, ben pes ettim. artık gıcıklık evresini de bitirdim. ne derlerse "he he" deme evresine geçtim. çünkü ip puştun elinde... hiçbir şey de düzelmiyor. insanlarda empati duygusunun kurulabilmesi anlamında bile düzelmiyor. bakın empatiyle acımak çok farklı şeylerdir... hatta acımak çoğu zaman kendimizle yüzleşmeyi erteler. empati yüzleşmeyi gerektirir.
464 /