sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

475 /
eneemememibu eneemememibu
bugün yine her zaman ki gibi uyanabildim ve kahvemi içiyorum.. bir umutla..
son dakika haberlerine ve köşe yazılarına biraz göz gezdirdim. karşılaştığım tablo yine aynı.
etrafta kol gezen dertler hakkında kimsenin konuştuğu yok, yine her zaman ki gibi at gözlüklerimizi takmışız ve hayat koşuşturmacasına dahil olmuşuz bir tarafından.
her gün yolda yürürken gördüğümüz/karşılaştığımız insanlar aslında birbirine zulüm etmiyor muydu? bu kadar suskun, kör, dilsiz ve sağır kalarak.. halbuki bunlardan yana bir engelimiz olmamasına rağmen, böylesine uyutulmuş olmak; bir an durup düşününce bir çıkar yol bulamayıp bu sürüncemeye devam etmek..
bunun için mi geldik ki hayata?
değişebilir miydi bir şeyler?
daha iyi olabilir miydik?
etrafındaki insanın hakkına hukukuna tecavüz etmeden, o'cudur, bu'cudur diye ötekileştirmeden..
ya! ben bugün bir şey yapıyorum ama bu çevremi nasıl etkiler acaba diye düşünerek? ha! ne dersin?! böyle düşünmek kötü mü olurdu?
içimizden birini ilah olarak seçmeye gerek duymadan, eşit ve hür..
elimizdeki gücün farkında ve bilinçli olmak..
ne kadar zordu.
gerçekten etrafıma bakıyorum da, inanılmaz bir hayal kırıklığı içindeyim..
hepimiz kötü insanlar mıyız? hayır tabi ki..
kimse kötü değlidir bence; sadece gerektiğinden fazla kör, sağır ve dilsiz olmak kolay geliyor birilerine..
çok iyi yaptığımız şey ise, gerektiğinde mağdur'u gerektiğinde güçlü'yü çok güzel oynuyoruz.
bolahen bolahen
yıllaaaar sonra sözlüğe tekrar dönüşüm ile biraz içimi dökeyim.

çocukluğumdan beri bedenim ve kendim arasında kavga halindeydim. fazla kilolarımdan dolayı sürekli shaming e maruz kalmak hayatımın içine sıçtı. aileden, arkadaşlardan, beğendiğin adamdan..
kendimi sevmemek normalim olmuştu artık, halbuki hiç kimse kendine bunu yapmamalıydı.
küçük bir kız çocuğuydum hayallerim, ideallerim vardı ama bedenimi hep bir engel olarak gördüm çünkü bu toplum bana hissettirdi. i̇nsanlardan nefret etmeye başladım, beni ben olduğum için kabul etmemelerinden dolayı.. (batsın beden üzerinden şakalarınız.)

şimdi 24 yaşımda çok büyük bir değişim yaşıyorum, mide ameliyatı oldum. 2 ay içinde devasa bir kilo kaybı yaşadım ve hızla kaybetmeye devam ediyorum. kendimi yeniden keşfediyorum, kimine göre güzelleşiyorum, kimine göre her halim tatlıymış.. ama ben dönüp baktığımda kendime kızıyorum çünkü kendimi sevmek için 36 beden mi olmam lazım? kendime neden bu kadar haksızlık yapmışım.. ben aynı kadınım. i̇steklerim, arzularım, hayallerim aynı. i̇nsanların beni bedenim ile gördüklerinden çok daha fazlasıyım. kendimden çok özür diliyorum kendimi bu kadar hor kullandığım için, ben de her şeyin üstesinden gelebilirim ve geleceğim.

beni ben yapan her halimle kendimi sevmeyi öğrendim, bedenim duygularımı yönetmiyor artık. i̇nsanların söylediği hiçbir şeye kulak asmamayı öğrendim, önce herkes kendi totosuna baksın, ben kendimi çok seviyorum.
1
ophelias ophelias
ya zaten param yokken çıkan ekstra harcamalar beni deli ediyor. sanki param varmış gibi ona harca buna harca. yine sıfırı tükettim. cidden sinir oluyorum. bıktım ya.
clitor eastwood clitor eastwood
çoraplarımı çok özenli seçmeye hep dikkat ettim. bu tek içgüdüm olabilir, zira anneciğim beni pazara götürür imiş ben 3 yaşında veled iken, çorap tezgahına oturur ve kaldırmaya çalıştıklarında ağlarmışım. 4 oktav sesim varmış çocukken, her tonda ağlarmışım

neyse, çoraplar...
seçerim, sadece incikli deli yeşil renk çorap giyerim. güneşe tutarsınız açık görünür, gölgedeyse mavi balinanın hüzünlü yüreği gibi kapkaradır. her yerde bulunmaz, alıcısı çok nadir çıkar. ben bi' de üzerine çok küçük ejderhalar işletiyorum çorapçıma. sağolsun kırmıyor.
benim çoraplarım çok güzel, çünkü yeşil.
bazı perşembe günleri çubuklu fayans yeşiline çalıyor, mutlu oluyorum.
isviçreli bilim adamı isviçreli bilim adamı
6 yıldan uzun süredir beraber olduğum ve uzun süre beraber yaşadığım sevgilim ile evleneli henüz 1 ay oldu. ama nerdeyse 1 aydır o kadar mutsuz hissediyorum ki. sürekli bir tahammülsüzlük mutsuzluk var evin içinde. nerdeyse birbirimizi öldürecek kadar en az 2 büyük kavga bile sığdırdık bu evin içine daha şimdiden. ben pilotum o ise çalışmıyor, ilgilendiği uğraştığı hiç birşey yok. sabahtan akşama evde yatıp sadece tv izliyor. arada arkadaşlarımızla dışarı çıkmanın haricinde sosyalliğe dair hiç bir ilgisi de yok neredeyse. ne eve ne de kendine doğru düzgün bakıyor nerdeyse 1 haftadır duşa girdiğini bile görmedim. benim de ona karşı yanlışlarım hatalarım oldu bu süreçte ama inanın sözlük bir insanın olabileceği kadar anlayışlı ve sabırlı davranıyorum. aynı evin içinde iki yabancıyız bir süredir ve bu beni gerçekten çok rahatsız ediyor. bu gidişatı düzeltmek de ona kalırsa sadece bana bağlı. ilişkiler hep tek bir tarafın çabasıyla yürümüyor sözlük sanırım yaşayarak göreceğim
4
critical critical
takıntılısın lan işte kabul et thy takintin had safhada senin o görgüsüz karın da hic bir bagim olmadigi halde sırf adımdan ugrasiyo benimle seviyosan git konuş bitsin bu özlem sen de kurtul memlekette kurtulsun
mrsoblomov mrsoblomov
yine burdayım, kaç ay geçti üstünden ama duruyor kalbimdeki yara. kabuk bağlamasına izin mi vermiyorum, yoksa daha da mı yaralanıyorum aynı manzaraları gördükçe. en içimde bi şeyi kırdın benim. en derinime nasıl geldin böyle, nasıl aldım seni oraya, nasıl oldu bilmiyorum.
bu acı beni öldürsün artık diyorum içimden. seni çok özlüyorum. o kadar ki ihtiyacım varmış ki beni sevmene, beni anlamana. sana sarıldığımda hep derdim ya, ben sensiz yaşamayamam diye. her defasında kızardın bana. sonra fark ederdim bu kelimeler öylece dökülüyormuş ağzımdan. kızdığında bana, -yaşarım herhalde ya, ne olacak ki- derdim. yaşıyormuşum evet. her gün seni özleyerek, seni bekleyerek.

kafayı yedim sen beni anlamadıkça, başka bi insana dönüştüm. beni sevdiğine o kadar inandım ki, beni kirmayacagina, incitmeyegine.. sonra sevmediğini, o kadar da önemsemedigini görmek, hissetmek beni mahvetti. beni sevmeyişine, bi başkasını sevişine dayanamıyorum. bunları bilmek istemiyorum, görmek istemiyorum. dayanamıyorum bunları yaşamaya, seni görmeye, içimde seni arayan tarafıma. ne yapsam olmuyor, ilaçlar, psikolog, arkadaşlar.

keşke giderken beni öldürseydin.
driving einstein driving einstein
şu videodaki sondaki çocuğun söyledikleri gerçekse çocuğu bu duruma düşüren ailesi, zorluk yaşatan herkes inandığı allahtan belasını bulsun... ben de benzer dertler çekiyorum ama görünce travmam tetiklendi. bu çocuk ya da benzer durumu yaşayan gençlerin intihara meyilli olmasına dayanamıyorum. inşallah intiharı tekrar denemez...


anlayacak çok şey var anlayacak çok şey var
o kadar çok kadın i̇le birlikte oldum ki, bazılarının adını, bazılarının yüzünü, zevk alışını, kim olduklarını hatırlamıyorum. hatırladıklarım ise ona dair şiir yazdıklarım. onlar i̇le ilgili her detay aklımda ve sanırım beni mutlu eden şey, güzel şeyleri yaşamak ve ben aşık olduğunda şiir yazan ve tutkulu bir koç erkeğiyim.

kaç kişiye şiir yazdım? şiir kitabı yayınlatacak kadar olanlar 3.

ve evet ikisi buradaydı.
kaktus ve papatya kaktus ve papatya
bazen hiç doğmasaydım diyorum.bu anksiyete ile yaşanmaz diyorum. tahlil sonuçlarının ne olduğunu beklerken sanki hayattan kopuyorum, bu tüm sevdiklerim için aynı. bunu yaşarken çevremdeki insanları da endişeye sürüklüyorum. bıktım diyorum susuyorum…
clitor eastwood clitor eastwood
düşünün ki kahverengi bir kova, içinde de saydam beyaz bir tas var.
ne kadar uyumsuz görünüyorlar değil mi?
tahta kaşıkla kuyu kazmakla aynı mantıksızlık, aynı şemalsizlik ve idealize olamamışlık...

kovada biriktirdiğiniz suyu saydam beyaz tasla alaraktan balkon yıkadığınızı düşünün.
balkon yıkamak içün kova ile tas ikilisinin renk uyumuna ihtiyaç yoktur. form olarak uyumlu olmaları yeter.

çok uyumlu ahenkte renklerle nakışlanmış tas ve çatal düşünün...
balkon değil, masa yıkayamazsınız bu ikiliyle.
i̇şte dünya işlerine de böyle bakmak lazım, vesselâm.
a sami bayraklı a sami bayraklı
aile apartmanında büyüdüm ben. ortanca halamda da nedendir bilinmez hep bi hazımsızlık vardı. aynı hasımsızlık büyük kızında da vardı. pek anlaşamazdık. bir gün şişme havuz almışlar, bizim bahçede şişiriyoruz, su doldurup yüzücez gibi bir durum oldu. şişme havuz da büyük olanlardan. bu işler için hazırlık yaparken bi anlaşmazlık oldu aramızda, beni sen giremezsin diye tehdit etti sanırım. sikerim lan havuzunu diyip (küfürsüz haliyle) çıktım, karşı apartmanda ahmet kankamın yanında aldım soluğu. hiç dert etme ortak dedi hallederiz.

mahallenin bütün çocukları bizim bahçede havuzu ve kurulumunu incelerken biz ahmetle plan yaptık. onların bahçede asma vardı önceden fakat kurumuştu ve kesmişlerdi. asmanın tırmanması ve gölge oluşturması için oluşturulmuş yaklaşık 12 m² (3mx4m) alanındaki oturma alanını çevreleyen tahta direkler yerindeydi. pazar günüydü, plan basitti, mahalledeki kooperatif inşaatından kereste, çivi ve muşamba çalıp asma alanının tabanına ve direklerin arasına çakacaktık. içini de muşambayla kapatıp hem kıymık batma riskini ortadan kaldıracaktık hem de su kaçırmayacaktı ve yaklaşık 15 m³lük bi havuzumuz olacaktı.

keresteleri ve muşambayı bekçinin dalgınlığında yürütüp bahçeye getirdik, bu sırada ahmetlerin apartmandan serpil abla naptığımızı sordu, havuz diyince ağzının kenarıyla güldü kolay gelsin dedi içeri girdi. mahallenin çocukları da henüz inanmıyordu ama kararlıydık. taban alanını çaktıktan sonra mahallede ilgi uyandırmaya başlamıştık. daha yeni bizim bahçe duvarının etrafında dolu olan çocuklar artık ahmetlerin duvara dizilmişti. eserimiz baya güzel gözüküyordu ve oldukça büyüktü. çocuklara da herkesi yüzdüreceğimize dair söz verince hepsinde bi neşe hasıl oldu.

kenar yüksekliğimiz yaklaşık 15-20 santimlere geldiğinde serpil abla tekrar camdaydı. seslere gelmiş olmalı. olayın ciddiyetini kavradı. çocuklar dedi yapmayın. evi giriş kattaydı. tüm yaz boyunca çocuk sesinden kafası sikilecekti muhtemelen ve bir sürü dağınıklık, su, çamur da cabası ama bu şimdi mi söylenir amk. bakın dedi barış daha 1,5 yaşında. düşer boğulur bi şey gelir başına. gelin vazgeçin bu işten küçük çocuklara bi şey olsa napacaz allah korusun dedi. bi şey olmaz abla biz koruruz barışı desek de kabul etmedi. delikanlı çocuklardık. zaten ailelerimiz de hırsızlığın işin içinde olduğunu öğrenince sikecekti bizi ama hırs başka bi şey işte. peki dedik. topladık tası tarağı, keresteleri ve muşambayı yerine bıraktık ve havuz rüyası orada bitti. kuzenimgilin havuz da patlak çıktı zaten kuramadılar.

bu hikayeyi niye anlattım? çünkü inanmıştım ve içimde kalmış. yukarda tas, su, kova falan dedince bi 20 sene öncesine gittim nedense.
475 /