sözlük yazarlarının tespitleri

248 /
coldwoman coldwoman
kendini bi bok sananların gerçekten de bok olması.
birisini özlüyor olmamız ona dönmemiz gerektiğini göstermez asla.
hemen hemen bütün yunan şarkılarını adeta aynı erkek/kadın söylüyormuş gibi.
pohpohlandığında poposu kalkmayan insan yok.
benden adam olmaz!
düş doktoru düş doktoru
tesettürlü kızlar daha kolay evleniyor ve ilişkileri daha sorunsuz ilerliyor. cahil toplumumuzda hala giyim kuşama bakarak yargılama son haddinde. az biraz uçuk giyin hemen bu herkesle yatıp kalkmıştır algısı oluşuyor (açık bile demiyorum bakın uçuk farklı yani). pek modern bi çevrede bulunmadığımdan giyim şeklim gittikçe başı açık tesettürlüye evrildi. ancak yine de yolludur bu algısını yıkamıyorum. kapalı arkadaşlarım bmwli yakışıklı nişanlıları tarafından el üstünde tutulurken bana sadece bize gelsene film izleriz tayfa rağbet ediyor. işin kötüsü hemcinslerim de böyle yaşadığım sürece (yaşama şeklim saçımın açık olması) bunun kaderim olduğunu düşünüyorlar. ne varmış bu saçta arkadaş ya kıl yığını alt tarafı. bu çok tahrik edici bir şey de benim saçım açık olduğu için her erkeği yoldan çıkardığım için evlenmeye uygun değil miyim. ya da başını kapattı diye erkek arkadaşına ilk günden sakso çeken kız tam evlenilecek kız mı. ya da tam tersi başın kapalı olması gizemli ve seksi bir hava mı katıyor da eli yüzü eh işte olan kızlar tanrıça muamelesi görüyor. gerçi ne şekil bi değer gördükleri de tartışılır. belki de tesettürlü kızları erkek egemenliğine girmeye daha yatkın görüyorlar ve kolayca yönetmek için tercih ediyorlar. bilemiyorum. neyse ne biçim coğrafyaya düştük aq ya
badass badass
türkiye'de araştırma hep basit sabunlama grafik çizdirme, üretim hep cıvata düzeyinde kalacak. bu teknoloji kaynaklı değil, türk insanı kaynaklı. bu hantallıkla hiçbir yere varamayacağız.

laboratuvara bir malzeme alınacak. türkiye'de 4 farklı yerde üretiliyor. buralarda üretim yapan birkaç tane şirketle görüştüm. telefonda görüştüğüm adamlardan malzemenin istediğim özelliklerini üzerine bastıra bastıra belirttim, hatta mail de attım, aldığım datasheetlerde doğru düzgün veri yok. ki bunlar datasheet'i gönderenler, bir de göndermeyen kesim var. ölçü yok, birim yok, "aabi biz şeker çuvalına koyuyoz onun da fiyatı x lira" diyor. ulan ben nereden bileyim şeker çuvalı ne, mal kaç kilo geliyor. görüştüğüm bir sürü şirket içinden sadece bir tanesi konuyla sonuna kadar ilgilendi. fabrika müdürü direkt araya girdi, o kadar abarttılar ki şirketin bağlı olduğu holdingin ceo'suyla tanıştım, adam yüz yüze tanışmak için ofisine davet etti. 3 gün sonra numune kargoladılar. öyle bir beklentim olmasa bile bu şirketin sipariş verdiğimiz takdirde bu malzemeden para bile almayacağını, araştırmaya hibe edeceklerini düşünüyorum. görüştüğüm şirketlerden bir tanesi bu. cebimizden değil de fondan almaya kalksak 3 yerden teklif almamız lazım, doğru düzgün dönüş yapan 2 şirket daha yok. "lanet olsun bunlara" diyerek cebimizden vereceğiz.

laboratuvara bir makina alacağız. araştırmanın ilerlemesi için de, sonuçların analizi için de bel kemiği olan bir makina bu. piyasaya göre gayet ucuz bir fiyata bulduk, fonlayan -ismini vermek istemediğim- kurum "bu para çok, bunun işlevini şu makina da görür, onu kullanın" dedi. bunu diyen kişinin manav olduğunu düşünüyorum, çünkü onun kullanılamayacağı bilgisine 2. sınıf öğrencisinin vakıf olması gerekir. neyse, biz bir şekilde o fiyatın yarısından biraz fazla bir fon için izin aldık, bu sefer tekrar araştırmaya başladık. türkiye'de arıyorum arıyorum bulamıyorum makinayı. neyse dedim yurt dışına bakacağız. almanya, amerika ve çin'de bu makinayı yapan şirketleri buldum. amerika'daki şirket türk şirketi. yaptıkları işi inceledim, o kadar düzenli ve güzel ki neden türkiye'de olmadıkları belli. onların makina bütçenin üstünde geldi. almanlarda fiyat yoktu, mail attım. türkiye'de bir firmaya temsilcilik vermişler, sonraki gün firmanın elemanı aradı. telefonda konuşma adabını bilmeyen, adını bile söylemeyen dalyarak alacağım makinanın 5 katı fiyatına bir şey itelemeye kalktı. ben de kibarca abartmamasını söylediğimde "bütçenize göre şunlar şunlar var, ben size datasheetleri ve tekliflerimizi mail atayım" dedi, günlerdir mail yok. bütçeyi söylerken zaten hata edip tamamını söyledim ben, herif de tokmaklamaya kalktı.

gelelim çin'e. alibaba'ya kaydoldum, arattım gerekli olan cihazı. sitenin işleyiş şeklini falan da pek bilmediğimden aralık fiyatlar yazıyor, cevap verme oranı da yüksek olan birine mesaj atayım dedim. sonra bana "satın alma teklifi oluştur" gibi bir seçenek sundu, ben de "bu neymiş ya" diye bir tıkladım. iki günde 8 fiyat teklifi, 24 mesaj aldım. sitenin işleyişini az daha araştırıp muhtemelen siparişi çin'den vereceğim. hem de nakliyesi vs. her boku dahil bütçenin yarısına.

bir makinamızın bir işi vardı, makinayı yapan adamlar gelecek. adamlar bir ay kadar erteledi, sonra bir gün çat diye arayıp "yarın geliyoruz" dediler. böyle çat diye aranmaya tilt olduk, bunu da belirttik, neyse gelsinler dedik ayarladık kendimizi ona göre. bi vinç minç muhabbeti döndü, vinç ayarlayamadık falan geyiği yapıp sonra gelelim dediler. iyi dedik hadi öyle yapın. 2-3 gün sonra "vince gerek yokmuş" diye geldiler, sahiden vinçle alakalı hiçbir iş yapmadan gittiler.

türkiye'deki kurum ve kuruluşlar iş yürütme konusundaki umursamazlıkları, usül bilmezlikleri, beceriksizlikleri, tecrübesizlikleri ve hantallıklarıyla hep yerinde sayıyor. resmi bir kurumda çalışan yetkili hemen yan odasında 3 gün önce alınan karardan habersiz, 1 ay gereksiz işlerle oyalıyor. her sektörde maksimum 3-5 firma işini düzgün yapmayı becerebiliyor, onları da ara ki bulasın. ki bunlar araştırma düzeyindeyken ortaya çıkan bazı ufak zorluklar. araştırma düzeyindeki fon bulma, fon kullanma, onaydan geçirme gibi zorlukları hiç saymıyorum bile. ya da hadi bir tanesinden bahsedeyim. bir sarf malzemesi almak için bir şirketten proforma aldık, bütçeyi veren merci tl üzerinden istiyor diye tl üzerinden aldık. mercinin onay vermesi 2 haftayı geçti, malzeme dolarla satıldığı için kurdaki dalgalanmadan etkilendi, bu sefer şirket "kardeşim bu o zamanın fiyatıydı, şimdi kur bu oldu, fiyat da bu" dedi haklı olarak, cevabın geç geleceğini düşünerek bu sefer kurda oynama payı koydu. yeni fiyata da yetkili merci "bu şimdi niye böyle oldu" diyor. allah allah, acaba niye öyle oldu aq?

üretimi fabrika düzeyine taşıyınca orada ortaya çıkan aksilikleri de başka zaman anlatırım. onlar zaten apayrı bir dünya.
kendinibulamayankız kendinibulamayankız
saçma bir tespit belki ancak bugün de denk geldim, yazayım dedim. sözlükte bir erkek, kadınlarla ilgili olumlu bir şey yazarsa meriç oluyor. olumsuz bir şey yazarsa 'adam' oluyor. kadın erkeklerle ilgili olumlu bir şey yazarsa çok iyi karşılanıyor, yere göğe sırdırılamıyor, ancak kadın erkeklerle ilgili olumsuz bir şey yazarsa, en hafif tabirle kaşar felan oluyor, ki bu gözler orospu dendiğini okudu. kadın kadınla ilgili olumlu bir şey yazarsa 'samimiyetsiz' bulunuyor. bu yaftayı yapanlar ise her iki cins. yani kadınlar her türlü bok, çamur.. kadına çamur atmak ise olması gereken. bilemiyorum, ben bir değil birçok sonuca varıyorum burdan. yorumunu size bırakıyorum.
5
wendera wendera
ya gerçekten maymundan hallice kıllı vasatın altında 'erkek' bireyler gül gibi ağzı yüzü gözü çizilmiş gibi olan kızları gözünün üstünde kaşı var deyip güzelliğine mana bulup eleştiri getiriyorlar. ağzım açık kalıyorum. bunu en çok güzellik yarışması ya da kadın oyuncu başlıklarında görebilirsiniz. günlük hayattaki kızlara karşı da yapanı var.

ya bırak allasen nerden geliyor bu özgüven de senden 'dış görünüşte 'kat kat üstün bi canlının 'dış görünüşüne' kendi tipine bakmadan eften püften eleştirip beğenmiyorum triplerine giriyosun?
bazı erkeklerdeki bu güzellik jürisi tripleri beni güldürüyor ve hayrete sokuyor.
adriana lima tipli kizin kaşına gözüne kilosuna mana bulur ha dönüp dolaşıp sevgili oldukları kadına baksan cevap tabi ki vasat.
baseline baseline
sözlükler bașta olmak üzere sanal tüm ortamlarda da inandığım; 'bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim' felsefesi doğru çalışıyor. kesin bilgi bence yayalım.
248 /