sözlük yazarlarının ünlülerle anıları

1 /
alperuzzy alperuzzy
ilk ünlümüz aşkın nur yengi. kuşadası altın güvercin konserlerinde o dönemin lüks arabası olan tempramızla otelden stadyuma sanatçı taşıyoruz.

babam sürüyor, ben yanında. aşkın ve menejeri arkada. yaş 14 falan. utanıyorum, babama fısıldıyorum, ya baba bi resmimi çek benim inince tamam mı.

arabadan iniliyor, harala gürele, aşkın'ın makyajı, saçı yapılmamış, çalı süpürgesi tadında zaten. babam aşkın nur yengi'nin menejerini kolundan tutuyor ve bombayı patlatıyor
"aşkın bey, bizim oğlanla bir foto alabilir miyiz"

evet, babam adamın ismini aşkın sanmış.

hey gidi.

sonra izel-ercan. çelik nerde? bilmiyorum. bu ikisi meydanda konser veriyor, biz de kazım usta restoranın oradaki ara sokaktan çıkacaklar sahneden, alacağız bekliyoruz.

bunlar koşa koşa geldi, izel-ercan ve bir goril koruma arkada, bir koruma ve ben ön yolcu koltuğunda, ve şoför ali abi.

arabanın etrafını bir anda 200 kişi kadar hayran sardı. ağlayan, krize giren manyaklar. camları indirmeye çalışıyorlar, şap şap tokatlıyorlar camı. şoför ali abi tırstı, ilerlese ezilecek millet. koruma dedi, ağır ağır ilerle, çekiliyor onlar merak etme. ali abi ağır ağır ilerlerken, hakikaten kalabalık fermuar açılır gibi açıldı.

çelik bir keresinde bana, kızılderili gibisin heaaaa demişti korumar'ın önünde bak bunu unutmuştum.

son olarak eda-metin özülkü'yü havaalanından aldık, otele götürüyoruz. mahsun'la seda'ya ayrı iki limuzin gitmişti bu arada. neyse, tempramızla aldık biz eda-metin'i.

babamda da telsiz var. garaj amiri metin abi, babamı kızdıracak bir anons yaptı. babam da gayrı ihtiyari "allah belanı versin metin" demiş bulundu. ehehehe

arkada da metin özülkü, "beyfendi, sıktıysak akşam biz taksiyle gideriz konsere" diye soktu lafı falan.
adam üstüne alındı. neyse, akşam şoför ali abi geldi, ben yine önde, konser alanına bıraktık bunları.

daha hatırlarsam yazarım diyecektim ki,

lerzan mutluyla muhabbet etmiştim. bir de rahmetli osman yağmurdereli tavla oynarken izleyip muhabbet etmiştik konser sonrası.

buralara da fazla ünlü gelmiyor be.
kırık vazo kırık vazo
ajdar 'la aynı mahallede oturuyorum. bir keresinde süpermarkette karşılaştım alışveriş sepeti doluydu ve önümdeydi. benim elimde ise kahvaltıda yemek üzere aldığım bir kalıp peynir vardı sadece. ''sizin eşyanız az buyrun geçin'' dedi. teşekkür ettim ve peynirin parasını ödedikten sonra oradan uzaklaştım.
jackofalltrades jackofalltrades
bugün unlu dediğiniz çoğu kimseyle birebir diyaloglarım oldu ancak başka bir şey anlatacağım. rahmetli nejat uygur ile karşılaşıp imza alabilmek için koca mustafa paşa' daki tiyatrosunun önünde 1-1,5 saat bekledik 3 arkadaş. adamcağız geldi ve sağolsun bizi kırmadı ve imzaları verdi. ancak ismimi yanlış yazdığı için doshak malzemesi olmayayım diye kimselere göstermedim. sonra da attım gitti. çocukluk işte...

sağolsun dedim ya la ölmüş adama...
gölge yiyen gölge yiyen
geçenlerde film izliyorum, bi baktım filmde olivia wilde var. hemi de cıbıldak. film bitene kadar "ulan ne hatun be" diye tekrarladım kendi kendime, muhtemelen az da olsa bi kulağı çınlamıştır. böyle bir anım var kendisiyle torunlarıma anlatacağım.
sadooo sadooo
karabük sporun birinci lige çıktığı ilk zamanlar üç büyüklerin hepsi maç için gelirlerdi. karabükte doğru dürüst otel olmadığından safranboluda kalırlardı.

beşiktaşlı olmama rağmen fenerin o seneki kadrosu uz otele giriş yaparken oradaydım. ali şen' i de uzaktan gördüm. kıpkırmızı bi suratı vardı ve ciddi heybetli bir adamdı.

bu da böyle bir anımdı.
govnor govnor
sene 2010 mu ne; lamb of god, türkiyeye gelmiş. biz de atladık arkadaşla gittik. küçükçiftlik park'a doğru gidiyoruz. birden arkadaş çekiştirdi beni. dedim, "heeöö, ne var lan?"; "murat kekili değil mi lan o?" dedi. baktım, "göremedim la, hani?" dedim. bu bağırmaya başladı: "murat abi! murat abi!"

sonra adamın biri durdu, bağırdığımız yöne baktı ki anaa murat kekili! "nasılsınız gençler?" dedi yolun karşısından. "iyiyiz abi, sen?" dedik. ama karşı kıyıdan kollarını açmış, birbirine bağıran leyla ile mecnun karakterleri gibiyiz... sonra biraz daha konuştuk, görüşürüz deyip gittik. bu da böyle bir anımdı iste...

tabii siz lamb of god'tan girince randy blythe, chris adler filan beklediniz; ama nerde...
toyotomi hideyoshi toyotomi hideyoshi
15 sene önce ben elazığ'dayken elazığspor'un kalecisini görmüştüm migros'ta. konuştuk biraz.
şey demiştim, "abi gol yeme olur mu bugün"
pezevenk üç gol yedi, takımın eline verdi. ondan beri ünlülere karşı bir güven problemim var.
birbaşıma birbaşıma
lisedeyken okuldan çıkmıştım gayet normal bir gündü. her zamanki gibi karşıdan karşıya geçiyordum. bir tane jip durdu önümde bir baktım beyaza benzeyen biri. içimden beyaz mı lan şu diyorum. sonra neyse baktım o. sanki babamın oğluymuş gibi gayet samimi el salladım gariptir ki o da bana gülümseyerek el salladı. beklemezdim yani. yolda giderken zamanım beyaz bana el salladı diye düşünmekle geçmişti. sonra bir daha da görmedim zaten.
wantura wantura
atilla taşla bir ara aynı mahallede yaşadım. küçükken gözümde havalı bir adamdı hamçökelek. 4 kez selam vermeye çalıştım becerememiştim haha
raad olun raad olun
bitirme projesi için kadıköyde film çekiyorduk. o an levent kırca arka plandaymış bunu tabi taa kurguda farkettik. havalardan geçilmiyor havalardan levent kırcayı figüran olarak oynatmıştık
hedef ben miyim tayfun hedef ben miyim tayfun
efenim bi tarihte kıbrıs girne dome otel önünde kahvaltı yapıyoruz bir sabah. daha doğrusu kahvaltı bitmişti çay parasıyla aynı diye bira içiyorduk yalan olmasın. zaten aynı zamanda orada çalışıyorduk müzisyen olarak. haliyle şort terlik saç baş darma duman yeni uyanmışlığın yüz ifadesindeki mallığı ve tabi geceden kalmışlık hepsi üzerimizde.
lan otel civarında bir tuhaflık var o gün , herkes sabah sabah takım elbiselerle , kapıya iki tane hostes dikmişler , otelin girişinden ortasını takip edip arka tarafına yani deniz tarafına açılan kapısına kadar bir kırmızı halı ve saire.
anlam veremediğimiz gibi , konuya ilgi de duymuyoruz bir yandan.
neyse bira istiycez bir tane daha , garsona bakıyoruz ama bi ana kapıya yakın yere oturduğumuz için içeriye giren çıkan takım elbiseli amcaların arasında kalıyor duymuyor beni.
oturduğum yerden yakınımdaki amcaya rica ettim , abicim size zahmet bi garson arkadaşa..
dedim...
bunu dediğim adamı cümlem bitene kadar saniyeler içerisinde fark ettim sanki okul müdürüne sigara içerken yakalanmış öğrenci gibi oldum.
dürtüp garsona seslendirmeye çalıştığım adam o dönemin bakanlarından cemil çiçek !

aga meğer o gün kıbrısın kurtuluşuymuş. fakat zaten naif bi memleket olduğu için , la ne polis var ne koruma ne ıvır ne zıvır. sanki ilaç mümessilleri kokteyli varmış gibimize geldi.
o da sağolsun öyle bir baktı ki bize , sanki hayatında gördüğü en normal tabloymuşcasına gülümsedi içeri girdi.
aynı adama elinde bira bardağıyla türkiye'de 10 km'den daha fazla yaklaşırsan keklik gibi avlarlar halbuki.

sonra "vay cemil abim benim bee" ruh haline bürünüp biz de o kılıkla resepsiyona katıldık , çünkü dışarıda türk yıldızlarının gösterisi vardı , e protokol de bizim otelin havuzunun olduğu arka taraf. bizi almama lüksleri yok , orada konaklıyoruz. açık bulduk sistemde pampa onu değerlendirdik.

sonra niye bu otel diye soruşturduk ki patron da zaten kıbrıs parlamentosunda milletvekiliymiş. onu üzerimizden atlatalımd erken otel müdürü kulakları çınlasın " çocuklar akşam yengenizle beraber gelip dinleyeceğiz " dedi diye , akşam amsalarına gittik jest olsun hesabı. yenge ne işle meşgul abi dedim , iç işleri bakanı dedi ... nanısky.. ney ? saygılar ablacım diyerek müsade istedik. hani ev işlerinden sorumlu diye geyik sandık , abla bildiğin iç işleri bakanıymış. e nüfus ortada zaten. herkes önemli biriymiş meğer. çünkü mevcut meslekleri icra etmeye yetecek sayıda nüfus yok sadfsadf.
1 /