sözlük yılmaz güneyi zorla beğendirme timi

anabacı vokke anabacı vokke
o varsa bu da var: (bkz: sözlük zorla yılmaz güneyden tiksindirme timi)

işin psikolojik tarafını gulhane parkindaki ceviz agaci'na bırakıyorum. ama toplasan 2 kişiden nasıl tim oluyor lan? hadi dumrul gibi ne negatif ne pozitif konuşanları da eklesen taş çatlasın 4 kişi lan ve bu bir tim...

enteresan...

galiba bu arkadaşlar oldum olası kendi duygularını zorla empoze etmeye alışmışlar. ya da millet "amaaan ne uğraşıcam" diye bunlara he diyip geçmiş. çünkü minimum karşı çıkmaya bile "bize zorla mı sevdireceksiniz lan" demelerini açıklayamıyorum. e kardeşim sen zorla mı nefret ettireceksin bana? babam da sever, ben de severim yılmaz güney'i...

bu arada tonguç'un durmadan başlık açılmasına falan şaşırmadım. cezaevinde kendisine tokat atan dev gençliyi mahkumun elinden kendisi almıştı yılmaz güney. böyle bir adamdı, böyle bir etkisi vardı. hala bile böyle sevenleri olmasına şaşırmadım. şaşırmam...

ha nautilus, sen de az erkek olsan yılmaz güney'le ilgili gerçek duygu ve düşüncelerini reel hayatta da paylaşsan? ha güzel abim, güzel olmaz mı? şimdi stalin'i gökkuşağı fonuyla yumuşak demir adam diye paylaşıp da buralarda yılmaz güney lümpendi diye üfürmek de ne bileyim. ben de sana az erkek ol derim o zaman...
anabacı vokke anabacı vokke
hadi dört kişi de değiliz ya neyse, hadi tim olalım nautilus. seni mi kırıcaz...

ama biz size ne diyelim lan? sabahtan beri kaç kişi kafayı yılmaz güney'le bozduğunuz ortada. biz size ne diyelim? bir söyle hele...

gerçi doğru sizden tim mim falan da olmaz, sizden olsa olsa it sürüsü olur. hani alfa köpek bir yere koşunca hepsi oraya koşan sürü...

bu arada riyakarlıktan en son bahsedecek kişi sensin. stalin'e toptu diyerek siyaset yapıp sonra voleybol milli takımıyla kadın hakları savunucusu kesilmek de ne bileyim. hakikaten şu dediklerini reel kimliğinle yap, vallahi sana bir şey yapmayacağım. ne kafana kadeh koyup ateş edeceğim ne de başka bir şey...

ben tebrik ederim ama başkasına kefil olamam. orası da senin bileceğin iş artık...
cantay cantay
ben: bir hakimi öldüren katil, karısının kafasına elma koyup silahla ateş eden bir haydut ve alkollü araç kullanarak küçük bir çocuğun ölümüne neden olan bir "şey" ve ve bağımsız kürdistan savunucusu, bölücü.
yılmaz güney hayranları: ama o büyük bir sanatçı, bunların ne ilgisi var? i̇nsan olarak yaptıkları beni ilgilendirmez, o devrim yaratan bir sanatçı.
ben: neye göre, kime göre sanatçı?
göçebe tosbağa göçebe tosbağa
yeter lan, yeter susun..
asliniz görünmüyor kirden..
bilip bilmeden her şeyi elestiriyorsunuz, ne yaşandı neler oldu bilmiyorsunuz..
sade ben her şeyi doğru elestiririm mantığıyla konuşuyorsunuz.
her insan-ı beserinin artı ekşi kutuplari vardır.
ancak her yaşam bütünüyle bir romandır.
biri de çakıcı filan demis, ben cakicinin ciğerini bilirim.
ancak boş boş ahkam kesiyorsunuz.
adam bunca yıl sonra sanat ve sinema adına bir iz bırakmış mi ona bakın.
güney.. bu ülkenin mihenk taşlarından biridir.
öyle ya da böyle
halen adından söz edilebilyorsa bu kadar ayağa dusurulmemelidir.
her insan ı beserinin artı ekşi kutuplari vardır.
biraz olsun biraz bir parça evrensel dusunebilseniz keşke.
ama yok nerde.
anca mukemmeliyetcilik.

bi gidin aslınız kirden görünmüyor.
biz buna türkçede ne sıçtın ki elime ne sürem suratına diyoruz.
yeniler bilmez.
acik saygınız olsun.
saygisizlar.
dersaadette yalınayak dersaadette yalınayak
katilleri ideolojilerine göre ayırıp kendinden olanı haklı çıkarma, olmuyorsa da bahanelerle suçunu örtme yeni bir şey değil. herhangi bir ideolojiye de has değil. bu ülke katillerle fotoğraf çektirip türk bayrağını buna alet edenleri, insanları diri diri yakıp mahkum olanlar için "sivas olayı mağdurları ):" diye zırvalayanları gördü.

yılmaz güney de diğer cenah için aynı pozisyonda işte. hakimi kafasından vurabilir, sonuçta devletin hakimi. tabii bunu demezler, "hakim de karısına laf etti" gibi, 11 yaşında çocuğun belki inanacağı bir yalan sıkarlar. ama esasında hepsi devletin hakiminin vurulmasından dolayı çok mutludur. 11 yaşında çocuk demişken, yilmoz abêleri 11 yaşında çocuğu ezebilir. çocuktan çikolata istemiştir, vermemiştir falan. hakkı yani.

kısacası kafalar aynı, baktıkları yön farklı. auschwitz bir insanlık ayıbıdır ama gulag, devrimin gericileri cezalandırdığı ilim yuvasıdır. hitler milyonlarca yahudi'yi katletmiş bir şerefsizdir ama stalin yoldaş milyonlarca gericiyi tarih önünde infaz etmiş ilerici bir önderdir. vs. vs.

yapılacak tek şey gerçekleri her yerde söylemek. burada muhatap alınan kişiler de makul insanlar. yoksa yılmaz g*ney'i savunmazsa devrimciliği eksilecek diye korkan adamın neyini muhatap alacaksın?
5
anabacı vokke anabacı vokke
birincisi elmalarla armutları karıştırmamak lazım. burada yılmaz güney'i bu kadar konuşuyor olmamızın sebebi basitçe adam öldürmüş olması değil. devletin hakimini vurmuş olması hiç değil. bir de ne olmuş lan devletin hakimiyse? yılmaz güney gazinodaki bir çöpçüyü öldürse daha mı az önemli olacaktı? mesai saatleri içinde mi vurmuş adamı da hakim olmasına atıf yapıyoruz? ama mhp'nin haklarında işlem yapan savcıları, hakimleri öldürmüşlüğü vardır. orada adamın hakim olmasının konuyla bir ilgisi olur işte... neyse "siz kindi kitilinizi sıvınıyırsınız tmmı" diye mağdur edebiyatı yapan faşistlere ve bunu yiyen gerzolara bilal'e anlatır gibi anlatmak zorundayız. ondan uzuyor...

yılmaz güney'i tartışmamızın sebebinin adam öldürmesi olmadığını söylemiştik. yoksa burada benim büyükdedemi de tartışabilirdik gayet. o da katil... yılmaz güney'i burada gündeme getiren şey bir döneme damga vurmuş bir sanatçı olması ve siyasi kimliği. yoksa yılmaz güney'in kötü insan olması da silah taşıması da adam öldürmüş olması da afedersiniz hiç sikimizde olmazdı. sizin de olmazdı...

dolayısıyla burada şu tuzağa düşmemek lazım, emrah serbes'in özel hayatı'yla behzat ç'yi aşağıya çekemeyiz örneğin. ya da behzat ç dizisinin verdiği kimi muhalif mesajları emrah serbes arabayla bir aileyi ezdi diye yok sayamayız. allah aşkına o dizide behzat'ın cinayetinin nasıl üstünün örtüldüğü anlatılıyordu, emrah da aynı haltı yemeye kalktı beceremedi. ama bu dizide anlattığı şeyin yanlışlığının değil aksine doğruluğunun ıspatı. e hadi onu da gömelim o zaman? yada behzat ç'nin genel olarak sosyal konularla ilgili yaptığı göndermelere de "emrah serbes sonunda t yok" mu diyicez? ne bileyim, bir gel kor der üzerinden yaptıkları islamcılık ve ülkücülük eleştirisnin konuyla hiç alakası yok zaten. işin aslı gayet de faşo olduğunu bildiğim purge me "sanatçı özel hayatıyla örnek olmak zorunda değil" minvalli bir şey yazmıştı. aynen öyle...

yoksa abubekir sofuoğlu'ndan farkımız kalmıyor:




e van gogh da kulağını kesmişti anunuke? dersaadette yalınayak istediği kadar ben ateistim diye bağırsın, akp'nin ilahiyatçı rektörüyle aynı şeyi yapıyor.

yani dürüstçe adam toplumsal gerçekçi sinema yapıyordu, toplumsal gerçekçilik ve solculuk vatan hainliğidir dersiniz eyvallah. bakın kötü sanat yapıyor bile demenize gerek yok, bu vatan hainliğidir diye kestirip atabilirsiniz. ama sorunumuz ideolojisiyle değil kötü insan olmasıyla derseniz hasssssittirin ordan.... bu ülkede 100lerce katil var abi, yılmaz güney'i tartışmamızın bir sebebi var işte. yoksa burada "yılmaz güney'i anası doğurmamış sıçmış sıçmış" modunda konuşanların söz konusu bir musa orhan olunca bir konya katliamı olunca ne bahaneler sunduğunu biliyoruz. yok hayır bir de adamlara her şey malum oluyor ha... ben oturduğum yerden bu kadar detaylı şeyler öğrenemiyorum konya'daki bir aile husumeti hakkında. ondan sonra hakim cinayetinde ağır tahrik vardı diyenler yılmaz güney'i savunmak için bahane üretmiş oluyor. kişi kendinden bilir işi biraz... dön konya katliamıyla ilgili yazdıklarına bak, sonra konuş.

evet, gerçekten de yapılması gereken tek şey bıkmadan usanmadan gerçekleri anlatmak... sizin gibi insan tozu faşistler ne kadar suyu bulandırsa da. ben yılmaz güney'i oturur feministlerle tartışırım ama faşistlerle tartışmam.

bu arada yıller evvel bir dinci kızın kafakola aldığı bir arkadaşına yaptığı bir yılmaz güney anti propogandasına kulak misafiri olmuştum. o bile yol'a kötü film diyemiyordu mesela... "türkiye'mizi" kötü gösterdiği için eleştiriyordu. e yani öyle olunca az çok asıl dert ortaya çıkıyor. bakın o sıkmabaş diye tabir ettiğiniz türbanlı kız kadar dürüst olun, ideolojik bir yerden yapın karşıtlığınızı... yoksa yılmaz güney'in kendisinin de inkar etmediği lümpen yanını alıp, filmlerinin ve siyasi duruşunun üstünü örtmek sahtekarlıktır.

edit: olum 4 paragrafı ne zaman okudun da eksiyi bastın lan? 4 paragraflık entri 5 saniye sonra eksileniyorsa ortada sabitfikirlilik vardır. hiç de mesele arkadaşların anlattığı gibi yılmaz güney'i savunmazsam devrimciliğim eksilir hastalığı değilmiş demek ki... ama kendilerinin yılmaz güney'i boklamazsam türklüğüme zeval gelir hastalığına tutulduğu kesin.
2
adamebovary adamebovary
hayatımda hiç yılmaz güney filmi izlemedim. bunda hem sinema kültürümün çok olmayışı hem de kendisi hakkında olumlu düşünceye sahip olmamın çok etkisi var.
bu yüzden filmleri hakkında yorum yapmak düşmez bana.

bizim toplumumuz kutsallaştırdığı insanların hatalarını görmekten her zaman çok uzak. bir insan katilse katildir, hırsızsa hırsızdır, zorbaysa zorbadır, üçkağıtçıysa üçkağıtçıdır. onun çok iyi bir yazar olması, yönetmen olması, lider olması, müzisyen olması, ressam olması vs. o dakikadan itibaren önemsiz kalır. yılmaz katil ama çok iyi bir yönetmendi ile tayyip çalıyor ama yapıyor arasında mantıklı bakarsanız asla bir fark olmadığını görürsünüz.

bu denklem sadece ikisi için de geçerli değil üstelik. alparslan türkeş'in katil olmasını hiçbir vasfı değiştiremez. üstelik türkeş, güney'den daha büyük katil.
ya bir canlı hayatına kast etmiş biri nasıl övülür, nasıl sevilir aklım almıyor. kötü abi işte bu insan dibine kadar kötü.

bunun yanında siyasi kimliğini ele alalım yılmaz'ın. kendisi daha feodal düzenin ataerkil düşünce yapısından kurtulamamış lümpen adamın tekidir. sözde inandığı ideoloji ile uygulamaları arasında gram bağ bulunmayan bir kişidir. öyle matah ve tutarlı bir siyasi duruşu da yok yani.

ama nesi var biliyor musunuz? güzel tüccar. tıpkı günümüz akp'si. hepiniz akp'ye bu yüzden söverken, başka bir tüccarı yüceltmeniz sizce de ironi değil mi?

abi kötü kimse ona bir takım makyajlar yapmaktan vazgeçin. eğer vicdanınız varsa birinin yaptıklarını kendinizin yapması durumunda ne hissedeceğinizi düşünün. eğer içinizde bir parça üzüntü oluyorsa, bir parça pişmanlık oluyorsa, azıcık kötü hissediyorsanız o insanların fedaileri olmaktan vazgeçin.
anabacı vokke anabacı vokke
iyi niyetli yorumlara her zaman açığım. ama yalnız şunu sormak da hiç abes olmaz bence: bu adama tüccar diyebilecek kadar ne biliyorsun hakkında?

sen bu adamın piyasa işi olmayan filmlerini çekmek için tefecilerden borç alıp film çektiğini biliyor musun mesela? bunu bilerek mi tüccar diyorsun adama?

gene bu "tüccarın" muhalif tavrından dolayı beyoğlu sinemalarının yıllarca filmlerini yayınlamadığını biliyor musun?

ya da yılmaz güney'in yattığı cezaevlerinin her zaman en sorunsuz cezaevleri olduğunu biliyor musun? mahkumlarla nasıl ilişkiler kurduğunu, zamanla onları nasıl eğittiğini bilerek mi tüccar diyorsun mesela?

gene belli bir dönem iyi sardığı ve ciddi paralar kaybettiği kumar tutkusunu bıraktığı ve yattığı cezaevlerinde kumarı yasakladığını?

eh hakkında pek bir şey bilmediğin birisine tüccar diyebilecek kadar da uçmamak lazım. yılmaz güney kabadayı olabilir, katil olabilir ama tüccar demek biraz atmaktır. art niyet mahsülü değilse bilmemekten kaynaklanır. bilinmeyen konu hakkında da yorum yapmak pek "iyi" bir davranış değildir. hele hele tüccar yada kötü birisi gibi hükmedici bir yargıda bulunuluyorsa...

hani bir insanla ilgili tek baktığınız nokta "önce insan olsun abi" ise hakkında gösterilen iki gazete küpüründen fazlasını bilmeniz lazım. biraz da adil olmak lazım. bir insan hayatın bir noktasında huri melekken başka bir noktasında tam bir canavar olabilir. ve siz tüm kıstası bu kadar kaygan bir zemine dayandırıyorsunuz...

anlatmak istediğim şeyi alaattin çakıcı üstünden anlatayım. özellikle karşı cenahtan birisini seçtim ki kimse beni bir takım makyajlar yapmakla suçlamasın... alaattin çakıcı'ya mafya diye kestirip atması kolaydır. ama bu adamın 16 yaşında yetim kaldığını, o tarihten itibaren kendisine mit'in el attığını ve ailesinin yerine adeta derin devletin geçtiğini düşünürsek sadece çakıcı mı suçlu bu durumda? koskoca devlet çakıcı'dan matah bir şey yaratamaz mıydı? adamı yapa yapa mafya mı yaptılar? bakın son dönemlerde mektuplar yazıp "yok kılıçdarı bakla kazığına oturturum" bilmemne diyen adam hakkında bile çevresel faktörleri hesaba katıp, adil olmak lazım. açık konuşayım, bizim devlet devlet olsaydı çakıcı kimya mühendisi olurdu. ama mafya oldu...

ve en öenmlisi yaşamadığınız hayatlar hakkında nasıl bu kadar rahat yargılara varıyorsunuz? ben olsam ne yapardım diye zerre düşünmüyorsunuz? bakın çok kişisel bir soru sorucam, kimse sizin kafanıza silah dayadı mı hayatınızda? çakıcı'nın liseli çocukken dayadılar ve fazla ağladığı için insaf ettiler. o yüzden hayatta... ama ben arada sırada "keşke o gün canımı alsalardı da şu yaşadıklarımı yaşamasaydım" dediğine eminim. bakın tek başına bu bile travmatik bir deneyim. siz daha müdürünüz sizi azarladı diye psikologa falan giderken bir de bu adamın halini düşünün. bakın yılmaz güney'i demiyorum, bir faşistin halini düşünün diyorum size... ondan sonra alaattin çakıcı'ya diyebiliyorsanız kötü insan diyin? bakın adamın nesnel konumuna, yani mafyalığına ve akp yandaşlığına bakmaz da sadece "çakıcı iyi birisi mi kötü birisi mi" gibi göreceli bir şeye bakarak tavır belirlerseniz chp genel başkanını tehdit etmesine hiçbir şey diyemezsiniz. hatta "vah yavrucak solcular babasını öldürmüş chp'ye kızmakta haklı" diye başını bile okşayabilirsiniz.

şimdi yılmaz güney'e ve kişiliğine geri dönersek... dedim ya hakkında hiçbir şey bilmediğiniz bir adam hakkında yorum yapıyorsunuz diye. yılmaz güney'in lisedeyken hikayelerini yayınlayan gazeteci tanju cılızoğlu anılarını yazdı yeni. kitapta belki de en az geçen kişi yılmaz güney'dir. ama anlattıkları önemlidir çünkü kimsenin bilmediği bir döneminin tanığı yılmaz güney'in... varlık dergisini okuduğu, çeşitli edebiyat dergilerinde öykülerinin yayınlandığı, hukuk fakültesine girdiği ilk gençlik yılları. o zamanlar çok naif ve hayal gücü yüksek bir gençten bahsediyor tanju cılızoğlu. birlikte çiçek pasajında içtikleri bir akşam cebinde kalan son 25 kuruşu kedilerin önüne koyup "hadi cancağızım bununla ciğer alırsınız" diye kedilerin başını okşayan sürrealist bir yılmaz güney... sonrasında komünizm propogandasından hüküm giyme, konya'ya sürgün, hukuk fakültesini bırakma derken bambaşka bir rotaya girmiş bir hayat... yapmak istediği yeni gerçekçi filmleri yapımcılar "gişe yapmaz", "hem sen yakışıklı da değilsin ki" gibi gerekçelerle reddettiği için kendi sinemasını tefecilerden borç alarak yapmaya başlaması ve introduction to kabadayılar alemi... tefeciye borçlanan birisinin bir yerden sonra silah taşıması ve mafyadan dostlar edinmesi normal tabi. aksine çiçek pasajında ikinci yeni'den şiirler okuması abes olurdu. maalesef basit bir hikayede bile suç unsuru bulacak denli keskin bir anti-komünizm de kültür endüstrisinin kaliteli işlere zerre prim vermemesi de bizim ülkenin bir gerçeği... gene burada da aslında şair ceketli bir çocuğun hayatını alt üst edip, rotasını mafyaya doğru çeviren bir memleket gerçeğini görüyoruz. aslında işin biraz bu tarafını tartışmak isterdim dumrul'la... tamam, yılmaz güney kültür şoku yaşayan bir köyden indim şehire insanı olarak kentli olamayan köylünün sinemasını yaptı. ama kentimiz bu köylüleri ne kadar dönüştürmeye hazırdı? en dönüşmeye müsait unsurlardan birisi olan yılmaz pütün'ü bile çirkin kral yaptığına göre hiç değildi. ama bunu tartışacak ortam ve kişiler hiç yok sözlükte...

uzun lafın kısası:

1- bir insanın iyi veya kötü birisi olduğuna karar verebilmek hiç kolay değildir. çoğu zaman onu birebir tanımak gerekir. ulan ben nautilus'un kötü bir adam olduğunu yıllar sonra anladım. sen hayatında hiç görmediğin yılmaz güney'in kötü insan olduğuna nasıl karar verdin? sadece bir hakimi öldürmesi üzerinden ve bir çocuğu arabayla öldürmesi üzerinden verdiysen bile koca bir hayatı iki ana indirgemek hiç adil değil. muhtemelen katilin bile keşke o ana geri dönebilsem de yapmasaydım dediği işler için. bu hiç hakkaniyetli değil. başkası da sizi çok güzel iki dandik ana indirgeyebilir

2- o yüzden bazı konular hakkında fikir beyan ederken bir kişiyi sevip sevmemekten ziyade nesnel verileri baz alalım. özellikle tarihe malolmuş kişileri... misal sözlüğümüzün göt memecisi purge me'yi tanısam severim muhtemelen. ama memleketi yönetmesini hayatta istemem. bana örtülü ödenekten milyon dolarlar verse bile... burada da ben yılmaz güney'in iki ana indirgenip harcanmasına, sonra bunun üzerinden sanatta hiçleştirlmesine karşıyım. hala iddia ediyorum, yılmaz güney'i karalayan biraz da halkta karşılık bulan devrimci sanatı karalıyordur. ben halkı olumlu yönde bu kadar etkilemiş bir figürün yıpratılmasının nesnel olarak akp'ye yaradığını düşünüyorum. kimse kusura bakmasın, yılmaz güney'in film çektiği bir ülkede tayyip öyle ağzını yaya yaya "monşerler" diye konuşamazdı...