split

1 /
noscho noscho
bowling'te ilk atıştan sonra devrilemeyen labutlar arasında çok mesafe olması, labutların birbirinden alakasız yerlerde olması durumu. en basit haliyle şudur:


burada görülen split 7-10 split'i olarak adlandırılıyor.

en zoru 7-10 gibi görünse de, 4-6-7-10 split'i, spare'e çevrilmesi en zor split olarak kabul ediliyor. şansının yardımıyla yapan var ama:

(bkz:
)

bunlar da 7-10 split - spare örnekleri:

(bkz:
)
(bkz:
)
beybi feysli baykus beybi feysli baykus
çok başarılı bi film.23 farklı kişiliği olan,çoklu kişilik bozukluğundan muzdarip mükemmel rol yapan ve bence oscar alacak kardeşimizin 3 kızı kaçırması konu alınıyor.
izlemeye kesinlikle değer,çok akıcı ve keyifli.
hele başrolümüz..izleyin işte.
drdolantin drdolantin
son zamanlarda izlediğim en iyi psikolojik gerilim, gizem, korku temalı muhteşem film. lion mu, hidden numbers mı derken bu senaryoların çok bilindik olduğunda karar kılıp orijinal bir senaryoya sahip bu filmi seçtim. seçimimden mutluyum. james mcavoy efsane bir performans sergilemiş. anya taylor joy ve betty buckley de çok iyiydi. salonları recep ivedikle parsellenmiş bir sinema kültüründe böylesi güzel m night shyamalan filmine ulaşabilmek kolay değil. kesinlikle izleyin. çoklu kişilik bozukluğunu bir psikoloğun gözünden oldukça başarıyla irdeleyen, özgün senaryoya sahip sürükleyici bir film.

----------------spoiler--------------

filmin sonundaki ölümsüz filmine gönderme çok iyiydi.

--------------------------------------
ne içersen iç su iç ne içersen iç su iç
muhteşem değil ama iyi film. shayamalan'ın da bir nevi küllerinden doğuşu gibi bir şey. the visit i çok beğenmiştim. bence orada döndü. fakat split'le ticari olarak da malın dibine vurdu.

----------------spoiler-----------------

lady in the water, the village gibi filmlerden sonra shyamalan bir kez daha politik bir film ortaya koymuş. james mcavoy'un canlandırdığı çoklu kişilikler bir nevi kitleler olarak ele alınabilir. ortada bir ana karakter var. bir takım kötü olaylar yaşıyor ve bilinci, savunma mekanizmalarını devreye sokuyor. bunu mesela 1. dünya savaşından sonraki almanya'ya benzetebiliriz. zaten yönetmen de öyle yapmış. dennis karakterinin duruşu, fiziği, saçları ve en önemlisi kıyafetleri ss (bkz: schutzstaffel) subaylarını hatırlatıyor.

mevzu benzer. aşağılanmış the horde - sürü, kendini koruyacak bir lider bekliyor; the beast. hikayenin sonu için sağda solda "ne alaka şimdi the beast?" gibi yorumlar okudum. filmi faşizm üzerinden yorumlamak istediğinizde zaten gerekli çıkarımları yapıyorsunuz. hitler = canavar benzetmesi kendiliğinden açıklığa kavuşuyor.

çok detaya girmeyeyim. politik olarak gerek avrupa'da gerekse amerika'da yükselen milliyetçilik ve özellikle amerika'da trump'ın başa gelmesiyle eşzamanlı olarak da anlamlı bir film.

duygusal olarak çok vurucu olmamakla birlikte entelektüel olarak kuvvetli bir yapıt.
dennis'in korumacı kişiliğine kızmak şöyle dursun, takdir bile ettim, yalan yok. ee, ne demiş orwell "en sosyal demokrat adamı bile biraz kazıdığınızda altından azılı bir faşist çıktığını görebilirsiniz". demek bende de bastırılmış bir şeyler var. umarım hiçbir zaman da açığa çıkmaz.

james mcavoy çok başarılı oynamış. ben sansasyonel bir performans bekliyordum açıkçası. ama filmin seviyesinde oldukça iyi oynuyor. bu filmde hepten sevdim adamı.
anya taylor-joy the witch'ten sonra çaktırmadan yükseliyor. bakalım nerelere varacak.

bir de filmde sürekli bir teenage vücudu sergileme hadisesi var. hatunlar güzel eyvallah. yalnız shyamalan'ın pek tarzı değildi böyle şeyler. enteresan geldi.

son olarak the unbreakable bağlantısı çok iyiydi. bayağı tebessüm ettim.


----------------spoiler-----------------

çok beğenilince devamını çekeceklermiş.
digital militia digital militia
başrollerinde james mcavoy, anya taylor joy ve betty buckley'in olduğu, m night shyamalan yapımı "psikolojik gerilim" filmi. belirtmekte fayda var, filmde baştan aşağı james mcavoy yazıyor.




uzun süredir beklediğim bir filmdi ve beklediğime değdi, zira severek izledim. lâkin içinde herhangi bir gerilim faktörü var diyemem, yönetmenin de bu itkiyle çektiğini sanmıyorum filmi, çünkü çok daha derin motifler mevcut filmde.

girinin bundan sonraki kısmı spoiler içerecektir, bilginize.


--- spoiler ---

kevin wendell crumb, 23 farklı kişiliğe sahip bir insan. gördüğünüz anda anlıyorsunuz ve filmin ilerleyen dakikalarında da gösteriliyor size bu zaten; çocukken ağır travmalar yaşamış ve istismara maruz kalmış.




okb'li dennis, neşeli hedwig, havalı modacı barry, bunlar kevin'ın çocukken hayatta kalmak için yarattığı alter egolar. başta her şeyi kontrol ettiği sanılan bu karakterin aslında ne kadar incinmeye müsait olduğu anlaşılıyor film ilerledikçe. kaçırılan üç kız var, biri basic bitch olarak tabir edebileceğiniz claire, diğeri de bu basic bitch'in yancısı olarak tabir edebileceğiniz marcia, sonuncusu da bunlar gibi moron olmayan casey. casey, filmdeki flashback'lerin yardımıyla olayı kavramaya çalışıyor, zira her şey 24. karakterin ortaya çıkmasıyla ilgili. bu da olayı av-avcı noktasına getiriyor, bunu yaparken de casey'i bize tanıtıyor. zira casey de çocukken istismara maruz kalmış biri. daha açık konuşmak gerekirse, amcası tarafından defalarca cinsel istismara maruz kalmış, ona karşı koymaya çalışmış ama bunu başaramamış bir çocuk. bu sebepten ötürü "socially awkward" kendisi. bu sebepten ötürü diğer dangalaklar gibi yaklaşmıyor olaya, ezildiği, acı çektiği, istismara maruz kaldığı için kafası çalışıyor, önce karakteri ve bu karakterin bünyesindeki karakterleri anlamaya çalışıyor, bütün bunlar üzerine bir kurtuluş planı yapıyor. casey'nin çocukluğunda amcasını vurmak için tüfeği ona doğrulttuğunu ama yapamadığını gösteriyor bize yönetmen. son derece berrak bir şekilde istismarcının kurbanı üzerindeki gücünü gösteriyor. bu noktada yönetmen çok eleştiri almış fakat ufak bir siktir git diyoruz bu insanlara. yok ergen kızların bedenleri gösterilmiş, yok efendim bu istismar mevzularına gerek yokmuş, aynen amk, bi' siz biliyorsunuz. ergen kız dediklerinin en küçüğü de 21 yaşında, herhalde marcia'nın kalın götünü, claire'in sütyenli hâlini, casey'nin çatalını görüp filmden kopan çok insan var.

film üç kızın kaçırılması üzerinden başlasa da ilerleyişi tamamen kevin'ın karakterleri ve bu karakterlerin birbirleriyle etkileşimiyle ilgili. doktor fletcher da bunu çözmenin peşinde, zira o, kevin'ın içinde bulunduğu durumu bir "rahatsızlık" olarak görmekten ziyade bir "üstünlük" olarak görüyor, dezavantajları da yok değil tabi. önceden bahsettiğim gibi, bir karakter okb'li meselâ, diğeri gözlük takmak zorunda, yani olay sadece zihin sınırları içerisinde ilerlemiyor, zihinde gelişen bu karakterlerin fizikî özellikleri de bambaşka ki filmin son 10-15 dakikasında bunu açık bir şekilde görüyoruz.

the beast, kevin'ın 24. karakteri, adı üzerinde, canavar. bu karakter ışığa geldiğinde kevin insanüstü güce sahip oluyor, hatta marcia ve claire'i yiyor, kısmî olarak. bir insanın yapamayacağı şekilde koşabiliyor, tırmanabiliyor, hatta ve hatta pompalı tüfekten çıkan saçmalar vücuduna dahi girmiyor. bu canavar, hiç acı çekmemiş, saf olanları öldürmek istiyor. bu sebepten ötürü casey'i bırakıyor, zira casey, çocukken istismara uğradığı için kendine zarar vermiş, bu zararın izlerini de hâlâ bedeninde barındıran bir insan. bilmeyenler için söylemekte fayda var; çocukken istismara uğrayanlar, tecavüz mağdurları, çoğu kasık ve genital bölge etrafına zarar verir engel olamadıkları suçluluk duygusundan ötürü. bu zarardan kasıt uçlu kalemle yarmak değil, bildiğin jiletle orayı kazımak vs. gibi. filmde de the beast bunu görüyor ve "sen de benim gibi zarar görmüşsün, zarar gören daha çok evrilmiştir, daha üstündür, tadını çıkar!" diyor ve gidiyor.

tematik seviyede açıklamak gerekirse bu filmi, direkt olarak şu söylenebilir; insanlar "istismar" ile nasıl başa çıkıyor? casey meselâ, ne yapıyor bu kız? yalnız kalmayı seviyor, bu sebepten ötürü okulda başını belâya sokuyor ki ceza alsın ve yalnız kalabilsin. peki kevin? babası terk etmiş, annesi ona kötü davranmış, korunmak için yarattığı her karakter kendisinden mental olarak çok ama çok daha güçlü. nasıl anlıyoruz bunu? art arda karakterler arasında geçiş yaptığı sahne var ya kevin'ın, hüngür hüngür ağlattı beni açıkçası. bu sahnenin öncesinde kevin, casey'ye "pompalı tüfeğim var, fişekler de şurada, al ve beni öldür." diyor, zira biliyor neyin ne olduğunu, sadece o kısa sürede ama. sonrasında teslim oluyor alter egolarına bir bir. bu karakterlerin ortak amacı şu: unleash the beast! zira the beast onları koruyor, kendilerine kötü davrananlardan, kendileriyle dalga geçenlerden. daha doğrusu koruyacak. the horde'un amacı bu olmakta.

uzun lâfın kısası, yönetmen diyor ki; aklî sorunlara ve travmatik bir geçmişe sahip insanlar dış dünyadan kopup kendi içlerine dönebilirler. bu noktada yalnızlıklarını engellemek amacıyla farklı kimlik/kimlikler yaratabilirler. bu "zarar görmüş" insanlar arasında o veya bu şekilde bir bağlantı vardır. bu noktada en can alıcı mesele, onları hâli hazırda bulundukları yabancılığa gömmek değil, anlamaktır.

bruce willis olayına herkes çok takılmış fakat bu yönetmen tarafından yapılan tatlı bir oyun, filmin genel seyrine öyle aman aman bir etkisi yok.

--- spoiler ---

benim nezdimde bir gerilim filmi değildi, fakat film olarak tek kelimeyle mükemmeldi. james mcavoy'un oyunculuğuna şaşıranlar belli ki filth'i izlememiş, zira oradaki performansının bundan aşağı kalır bir yanı yok. bir de bana kalırsa m night shyamalan en yanlış anlaşılan yönetmenler arasında geliyor. bu adamın the visit filmini de itin götüne sokmuşlardı ki ben bayılmıştım.

eğer ki gerilme amacıyla izleyeceksiniz pek tavsiye etmem, lâkin aklî sorunlara sahip travmatik kişiliklere ilginiz varsa izleyin. bana sağlam dokundu çünkü film.
sodom and gomorrah sodom and gomorrah
henüz dün izleyebildiğim film. james mcavoy yine kendine hayran bırakıyor, o büründüğü karakterleri öyle güzel yansıtmış ki ses tonu aksan bile farklı. bir çoklu kişilik bozukluğu ( ki buna bozukluk demek doğru mu bunu da filmden sonra irdeleyeceksinizdir ) olan bireyi en iyi şekilde yansıtmış yetenekli oyuncu. filmde unbreakable filmine bir gönderme de var o kısım beni çok heyecanlandırdı, korkmayın spoiler değil filme hiç bir etkisi yok, sanırım ufak bir espiri niteliğinde bir dokunuş olmuş.
1 /